Kayan Yazı

Başrolünde Lee Min Ho ve Ahn Hyo Seop'u bir araya getiren sinema "Omniscient Reader's Viewpoint" Büyük Hayal Kırıklığı Oldu
Park Min Young etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Park Min Young etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2023 Çarşamba

When the Weather is Fine (2020)

3/01/2023 11:47:00 ÖS 0 Comments

Hye-Won (Park Min-Young) tatsız bir olay sonrası müzik öğretmenliğini bırakıp, yıllar sonra ailesinin memleketine, aynı zamanda kendisinin de liseyi devam ettiği yere döner. Gelişi kaçınılmaz biçimde derinlere gömdüğü acı hatıraları su yüzüne çıkarır. Yaşadıkları travmatik olay sonrası zaten birbirine pek de yakın olmayan ebveyn çocuk ilişkisi parçalamış, güvenip sırrını paylaştığı Kim Bo-Young sözünü tutmamış, ardından hakkında yayılan söylemler sonrası normal hissedebileceği tek yer olan okulu da onun için katlanılmaz hale gelmiştir. Neden geri geldiği ise herkes için muammadır. Kalmak için gittiği eski evi her ne kadar hiç müşterisi olmasa da teyzesi tarafından şimdilerde konuk evi olarak işletilmektedir. Ne hasret dolu bir kucaklama ne de sıcak bir hoşgeldin cümlesiyle karşılanır. Gece çöktüğünde dışarıyı izlemek için çıkar. Yoldan bisikletle geçen bir zamanlar aynı sınıfta okuduğu Lim Eun-Seob'la selamlaşır. Az ilerdeki tarlada gelişi güzel serpiştirilmiş marşmelova benzettiği şeylerin ne olduğunu sorar. Genç adam için o an dejavu gibidir. Aslında yıllar önce aynı kişi tam olarak aynı cümleleri aynı şekilde yöneltmiştir kendisine. Balya der kısaca...

Ertesi gün erken saatte uyanır. Malzeme ödünç almak için uğrayan Lim Eun-Seob ile yine karşılaşır. Bu kez ne kadar kalacağını sorduğunda verdiği "bahara kadar" cevabına şaşırmış gibidir. Arabasını ödünç alıp şehire iner ve evde bir takım düzenlemeler ve tadilat yapabilmek üzere malzemeler satın alır. Elinden geldiğince mekanın bozuk kısımlarına el atar. Son olarak binanın ön tarafını boyamaya koyulur. Teyzesinin yağmur yağacağını söylemesi biraz keyfini kaçırsa da işi sürdürür. Ancak ne yazık ki tam da  dediği gibi olur. Boyaların aktığını görünce canı sıkılır. İçeri girmek ister ama kapıyı bir türlü açamaz. Mekana en yakın yer şu anda ışıkları yanan Lim Eun-Seob'ın işlettiği İyi Geceler Kitapevidir. Genç kadın sağnağa dönüşen hava yüzünden mecburan oraya yönelir. Delikanlı saçını kurulması için havlu, içmesi için kahve ikram eder. Pek konuşkan değildir. Kitaplar hakkında sorduğu sorulara kısa ynıtlar verir.  O sırada çalan telefon lise buluşması için kendisini aramaktadır.

Toplantıya katılmak için beraber otobüsle merkeze giderler. 8-10 kişinin oluşturduğu masaya dahil olurlar. Sohbetin içeriği geçmiş ve herkesin başında kavakyellerinin estiği dönemler olunca ilanı aşklara, kimin kimden hoşlandığına gelince şimdilerde belediye bünyesinde memur olan Lee Jang-Woo, Lim Eun-Seob'u sıkıştırır. Genç adam sonunda Hye-Won der ve masadakiler arasında haliyle ufak bir şok ve sessizlik yaşanır. Gece noktalandığında ve herkes evine dağıldığında evine dönen Hye-Won itirafı anımsayıp gülümserken odasında açıklamasının utancını yaşayan Lim Eun-Seob'un gözünden ikisinin karşılaşmaları bir kez daha ekrana yansır. Her yılbaşı birkaçgünlük ziyaretini bekleyen, kışın gelişine, yaprakları döken ağacın dallarının arasından yaşadığı evi görebildiği için sevinen bir adamdır. Kız hala kalbinde taşıdığı aşktır.

Editör Yorumu:

Bazen dizilerdeki anlatım, çevrenin ekrana yansıma şekli ve akıştaki durağanlık ruhunuza iyi geliyor. Sakinleşiyor ve hayat karmaşasından, iş kaygılarından ya da üzerinize uzun süre boyunca çöken keder hissinden sıyrılıp ruhunzu dinlendirebiliyorsunuz. Sanırım bu yapım da bana tam olarak bunları hissettirdi.

26 Aralık 2022 Pazartesi

Love In Contract (2022)

12/26/2022 12:09:00 ÖS 0 Comments
Bölüm Sayısı:16
Yayın Yılı / Kanal: 2022 /tvN
Adı: Love In Contract (2022)
 

Choi Sang-Eun (Park Min-Young) etkileyici ve çekici bir kadındır. Oldukça ilginç bir mesleğe sahiptir. Kontrat yaparak "kağıt üstünde gerçek" evlilik hizmeti sunmaktadır. Amacı mezunlar buluşması ve okul toplantıları gibi etkinliklere katılırken "eş" rolü yapan birine ihtiyacı duyan evlenememiş ya da çevre baskısından yorulmuş erkeklerin sorununa çözüm bulmaktır. Haftalık programını kısa ve uzun vadeli sözleşmelere göre ayırmıştır. Ancak Jung Ji-Ho (Ko Gyung-Pyo) gibi beş yıldır evli olduğu, haftanın üç gününü ayırdığı uzun vadeli sözleşmeli müşteriler haliyle daha özeldir. Yine de tanışmalarının üzerinden geçen onca yıla karşın hakkında pek fazla bilgisi yoktur. Pazartesi, Çarşamba ve Cuma akşamları ona leziz yemekler yapan adam konuşkan biri değildir.  Jung Ji-Ho aslında tam da göründüğü gibidir. Sosyal yönü zayıftır. Hatta karakterinin barındırdığı karanlık yönü törpülemek için destek gruplarına katılmaaktadır.
 
 
Choi Sang-Eun artık yaptığı işi bırakmaya karar vermiş emeklilik için günlerini sayarken bunu en uzun vadeli müşteri eşi Jung Ji-Ho'ya nasıl söyleyeceğini düşünür. Haftanın bitiminde doğru kelimeleri seçip yapmak istediği o konuşmanın henüz başındadır ki adam "bu evliliği bitirelim" diyerek kendisini şaşkına çevirir. Bir şekilde bunca yılın ardından adamdan etkilenmiştir. Ama bunu anlaması ve kendine itiraf etmesi kolay değildir. Canı sıkılır, hatta Jung Ji-Ho'ya gıcık olur. İşlerin karıştığı o sıralar popüler oyuncu Kang Hae-Jin (Kim Jae-Young) Jung Ji-Ho'nun yaşadığı apartamana taşınır. Ünlü olmasının yanında zengin bir ailenden gelmektedir. Ancak bu gerçeği gizlemektedir. Birkaç yıl önce evinden ayrılırken gördüğü Jemie adlı bir kıza ilk görüşte aşık olmuş onu bir türlü unutamamıştır. Siteye taşındığı gün asansörde aynı kızı ikinci kez gördüğünde büyük bir şok yaşar. Ayrıca farkına varır ki beraberinde gelen ve kedisi Jamie'yi taşıyan adam da kocasıdır. Karşılaşmayı tekrar tekrar hatırlayıp kedisine seslendiğnde kadının isme vediği tepkiyi düşününce O'nun Jamie olduğu sonucuna varır. O sıralarda şehirde kadınları hedef alan bir seri katil vardır ve genç adam bir akşam alt kat merdivenlerinde Jung Ji-Ho'yu karşısındaki birşeye bıçak sallarken görür ve korkuya kapılır. Senaryolara alışkındır. Haliyle Jung Ji-Ho hakkında kafasında beliren olasılıklar da ürkütücüdür.
 


Editör Yorumu:

- Yukarıda yazdıklarımdan yola çıkarak ağır polisiye, dedektiflik konusu işlendiğini sanmayın. Başlangıçta biraz böyle bir hava yaratılmıştı çünkü. Ancak ana tema romantizm ve aşk hikayesi.

 

-  Oyuncu Kim Jae-Young'u yakın zamanda daha eski tarihli bir dizide yan rolde izlemiştim. Bana mı öyle geldi yoksa burada  yüzü çok mu yapay ve estetikli görünüyor?  Pek sevemedim bu nedenle.






9 Nisan 2022 Cumartesi

Dr.Jin (2012)

4/09/2022 05:00:00 ÖÖ 0 Comments

Motoka Murakami'nin "Jin" adıyla yayınladığı mangadan uyarlanan yapım başrollerde  iki yıldız oyuncu Song Seung Heon ve Park Min-Young'la medikal türle fantastik öğelerin birleştiği bir yapım. Dizinin kötü çocuğu ya da kıza karşı rekabet yaratacak ikinci erkeği, bir dönemin fırtınalar estiren erkek idol grubu TVXQ'in eski ve JYJ'nin de üyesi Kim Jae Joong. Bloğumdan çok önce muhtemelen bu türde izlediğim ilk yapımlardan biriydi. Beğendiğimi hatırlıyorum. Aynı yıl çekilen ve oldukça benzer sayabileceğmiz Fate dizisi bu yapımın hemen arkasından ekrana gelmiş. Yayın kanalı büyük risk almış doğrusu. Ben diziyi keşfettikten hemen sonra aynı başrolün oynadığı bir diğer çalışmayı listeme almıştım. Ya da öyle sanıyordum desem daha doğru olur. Nine: 9 Times Time Travel'da Song Seung Heon değil Lee Jin-Uk'un yer aldığını öğrenince şaşırdım. O zamandan bu yana zaten bu iki oyuncuyu birbirine tarz ve oyunculuk bağlamında benzetir dururum. Gelelim hikayesine:

Başarısızlığı zayıflık olarak gören ve kendisi gibi doktor bir aileden gelen idealist beyin cerrahı Jin Hyuk hastaneye getirilen yüzü sargılı bir hastanın filmini incelerken fark eder ki beyninde büyük ama alınması halinde yayılmayacak türde bir kitle vardır. Dolayısıyla genel durumu da göz önüne alıp acil ameliyat kararı vermek zorunda kalır. Operasyon devam ederken "geri dönmeliyim diyen bir sese  eşlik eden ani ve keskin baş ağrısı hisseder. Kafatasının açılması sonrası çıkarılan "şey" herkesi hayrete düşürür. Bu bir cenindir. Numune araştırılmak üzere bir kavanoza konur. Dr. Jin ilginç geçen günün sonunda meslektaşı ve kızarkadaşı Yoo Mi-Na ile haberleşir. Onun için büyük gündür. Beraberinde nişan yüzüğü olduğu halde evinin yolunu tutar. Sevgilisi sürpriz yapmış doğum günü için üzerinde yanan mumlar eşliğinde pastayla kendisini beklemektedir. Günün sonunda umduğu teklifi yapamamış olsa da yorgun düşen kadını yatağa görürüken mutludur. Ertesi gün Yoo Mi-Na gönüllü bakım hizmeti verdiği semtte bilincini kaybeden bir hastayı acile getirir. Jin Hyuk ön muayene sonrası yapılabilecek birşey olmadığını söyleyince (sözlerini duyan küçük oğlu da başucundadır) genç kadın mücadele etmek yerine kestirip atmasından, pragmatist ve empeti yoksunu tavrından ötürü hayal kırıklığı yaşar. Hastane dışında devam eden tartışma sonrası öfkeyle arabasına binen Yoo Mi-Na binanın köşesindeki kavşakta bir kamyonla çarpışır. Herşey Jin Hyuk'un gözleri önünde olur.

Ağır biçimde yaralanan Yoo Mi-Na hemen ameliyata alınır. Jin Hyuk operasyon sırasında yine keskin başağrıları çeker ve geri dönmeliyim diyen o sesi duyar. Hastane çatısında yaşadıklarının şokunu ve acısını hafifletmeye çalışır. Bu sırada kısa süre önce tedavisini yaptığı ve kafasından cenin çıkan adamın korkuluklara doğru ilerlediğini görür. Belli ki intihar etmek niyetindedir. Tıpkı sanrılarındaki gibi O da geri dönmesi gerektiğini söylemektedir. Cenin kavanozunu da beraberinde getirmiştir. Jin Hyuk engelleme çabası ile adamı iterken havaya fırlayan kavanozu tumaya çalışır ama onunla birlikte düşer... Uyandığında bir ormandadır. Önce ellerinde meşaleler taşıyan eski dönem kıyafetli adamlar görür. Sonrasında onların bir grupla çatışmasına şahit olur. Giyimi ve tarzı karşı taraf için de rahatsız edicidir. Komutanları olduğu anlaşılan genç adam tarafından tutuklanması ve hücreye kapatılması emredilir. Bir şekilde kendini demir parmaklıkların dışında bulunca fark eder ki her nasılsa1860'lı yılların Joseoun'una gelmiştir.

3 Şubat 2022 Perşembe

Her Private Life (2019)

2/03/2022 12:24:00 ÖS 0 Comments

Alımlı, başarılı ve güzeller güzeli Sung Deok-Mi (Park Min-Young) bir sanat galerisinde koleksiyon yöneticisi (kuratör) olarak çalışmaktadır. Kuruluşun gözü kulağı, her türlü sorunu profesyonelce çözen başarılı bir kariyere sahiptir. Dışarıdan tüm bu niteliklerine karşın herkesten gizlediği ikincil bir kimliği vardır.Erkek bir idol grubu üyesi olan Shi-A'ın hayranıdır. Onu yedi yirmi dört takip etmekte, konser ve her türlü etkinliğe katılmaktadır. Bunları hayli yüksek sayıda takipçisi olan sitesinde paylaşmaktadır. Hatta bu hayranlığı yüzünden Shi-An, birçok ayrılık yaşamıştır. Günün birinde en büyük sırrı bir zamanlar ünlü bir ressamken bir nedenden ötürü artık çizmeyen Ryan (Kim Jae-Wook) tarafından keşfedilir. Güzelim kariyeri şimdi ne olacaktır?



11 Haziran 2015 Perşembe

Healer (2014)

6/11/2015 12:23:00 ÖÖ 0 Comments

2014'ün hit yapımı Helaer'ı özellikle Ji Chang-Wook varken bu kadar bekletmek hayli zordu. Ancak işler öyle ya da böyle bitmiyor ve yeni diziler de bir yandan devam ediyorken el atma zamanı gelmişti. Arada sıkışan bunca diziye rağmen benim için çabucak sıyrıldı ve tekrar ve tekrar izlenebilirler arasında yer aldı. Yoo Ji-Tae'ye Mad Dog'da zaten bayılmıştım ki burada da harika bir iş çıkarmış. Deneyimli bir oyuncu ve bence duygu aktarımı gerçekten çok iyi. İki yakışıklı oyuncuya eşlik eden Park Min-Young bu menuniyetini verdiği ropötajlarla da dile getirmiş. Eh ne diyelim. Hanımefendi çok şanslı:) Oyuncunun Ji Chang-Wook ile kimyası gayet hoş olmuş. K2'da Youna ile bir arada iken ayrı ipte oynayan iki cambaz gibiydiler. Uyuşmuyorlardı.


Gelelim dizimizin konusuna. Üstat dediği Ki Young-Jae tarfından büyütülen Seo Jung-Hoo, Healer kod adıyla bilinen ve yüksek ücretler karşılığında "telimatçı" sıfatıyla kişileri araştıran ve getir götür işleri yapan biridir. Son işi henüz bitmiştir ki bir diğer müşteriden dna örneği talebi gelir ve bu doğrultuda Chae Young-Shin adlı kızın peşine düşer. Some Day adlı internet gazetesinde gazeteci olarak çalışan Chae Young-Shin ise izlendiğinden habersiz paparazi nitelikli haberler peşinde koşmaktadır. Yine böyle bir gün bir şiddet olayına tanık olur. Ortamın ve kişilerin tekinsiz görünümlerine  rağmen geçmişte yaşadığı benzer deneyim yüzünde duruma kayıtsız kalamaz. Bu hengamede gizemli Healer'ın peşindeki bir adamın konuşmasına kulak misafiri olur. Arabasından ünlü teslimatçıya ait fotoğrafı arakladığında da büyük bir av yakaladığını düşünmektedir. Sonrasında şiddet mağduru kadını hem avukatlık bürosu hem de kafe olarak işlettiği mekana getirir. Babası akıllanmış suçluların gönül borcunu ödediği bir avukattır ve aynı zamanda kendisini evlat edinmiştir. Kafeyi işletenler de yardım ettiği eski suçlular vs olunca ortam bir parça kaçıkların mekanı gibidir. Genç kadın da tüm o garip tipler tarafından korunup kollanmakta ve sevilmektedir.


Bir gün Chae Young-Shin teslimatçı Healer'ın peşine düşeyim derken ansızın onun avı olur ve gizemli adam tarafından kıskıvrak yakalanır. Yaşadığı dehşet de o ölçüde büyüktür. Yabancı sadece tırnağını 2 kez keser ve geldiği gibi kaybolup gider. Geçmişinde şiddet mağuru olduğu için o ufak çaplı şoku güç bela atlatınca soluğu evinde alır. Öte yandan Healer zaman kaybetmeden teslimatını yapar. Müşterisi Kim Moon-Ho için hedefi on ikiden vurmuştur. Ünü ülkeye yayılmış haber sunucusu Kim Moon-Ho bir süredir aradığı kişiyi sonunda bulmanın şaşkınlığı içindedir. Teslimatçıya kız konusunda yeni talimatlar verir. Kendisi de bir şekilde Chae Young-Shin'in hayatına dahil olduğunda zaten başarılı kariyeri nedeniyle genç kızın idolü olduğunu görür. Böylece onu çevresinde tutmak ve zamanı geldiğinde ailesine götürmek zor olmayacaktır.





19 Ocak 2015 Pazartesi

City Hunter (Şehir Avcısı / 2011)

1/19/2015 04:51:00 ÖÖ 0 Comments
 
Bu dizi başlık açmak için sabırsızlandığım yapımlardan biriydi aslında. Ancak izlendikten hemen sonra yazılsa çok daha iyi olabilirdi. Şu an sonrasında da izlediğim kaliteli pek çok yapım olduğu için orta kalitede bir seri olarak kategorize edebilirim. Lee Min Ho'nun ise kanımca en iyi dizisi. Öykü kısaca şöyle: Kuzey'in yarattığı tehdit sonrası Mavi Saray'da (Güney Kore Devlet Başkanlığı Sarayı) koruma olan Lee Jin Pyo (Kim Sang Joong), hükümet kanadının en güçlü beş ismin onayladığı gizli bir kararla Kuzey Kore'ye gizli bir harekat için görevlendirilir. Ancak farkında olmadığı birşey vardır ki o da bu saldırı sonrası kendisi de dahil 21 asker için vur emri verilmiştir. Lee Jin Pyo ölümden arkadaşının kendini siper etmesi sayesinde kurtulur. Saldırının bizzat kendi vatanı Güney'e ait denizaltı ile yapıldığını anlayınca yıkılır. Karara imza atan beş kişiden intikam almaya karar verir. Sonrasında ölen en yakın arkadaşının oğlu Lee Yoon Sung (Lee Min Ho)'u kaçırır. Elbette Lee Yoon Sung'un  intikam planı için seçilmesinin de bir nedeni vardır.


Yoon Sung'sa Jin Pyo'yu babası bilerek ve O'nun tarafından her türlü eğitime tabi tutularak  büyür. Bu süreçte ölen babası hakkındaki gerçeği bir dereceye kadar öğrenmiş ve alınacak intikamda üstlenmesi gereken bir rolü olacağı gerçeği ile yüzleşmiştir. Tayland'da Altın Üçgen olarak bilinen bölgede kendi karargahını kuran ve uyuşturucu üretip satarak zenginleşen Jin Pyo, en sonunda intikam saatinin geldiğine karar verir. Yoon Sung' u sahte kimlikle MIT'den mezun bir mühendis olarak Güney Kore'ye gönderir. Yoon Sung, Mavi Saray'a Bilişim Uzmanı olarak girer. Jin Pyo kimseye aşık olup bağlanmamasını salık verir ki daha ilk günden itibaren Mavi Saray'da bir ajan ve koruma olan Kim Na Na (Park Min Young) ile bu sözünü tutması mümkün olmayacaktır.
 

Serideki bir diğer karizmatik karakter ise devlet adamlarının kirli sırlarını yasa dışı yollarla ortaya döken City Hunter'ı kanunlar çerçevesinde yakalamaya çalışan, yıllar önce öldürülme emri verilen 21 askerin sırrının peşine düşen savcı Kim Young Joo (Lee Joon Hyuk)'tur. Kendi babasının da bu kirli entrikada yer alması genç savcımız için büyük bir darbe olur. Doğrusu böylesine iyi ve dürüst bir karakter daha güzel bir sonu hak ediyordu :(
 
 
Editör Yorumu: 
 
- Bu dizi Lee Min Ho'nun "bana göre" sayılı iyi işinden biridir. (Diğeri de Faith ve Personal Taste) Ne yazık ki Heirs da dahil diğer çalışmaları ya da çektiği tek sinema Ghangam 1970'de oyunculuğu vasattı. Legend of the Blue Sea'deki performansı içler acısıydı. The King: Eternal Monarch yayın kanalının muhtemelen reyting açısından o yıl en güvendiği proje olsa da öyle çok muhteşem bir yanı yoktu. Bence bu oyuncu kendini tekrar eden rolleri bırakmalı ve yeni şeyler denemeli. Gu Jun Pyo ile üzerine yapışan zengin okul çocuğu modundan çıkıp artık iyiden iyiye yetişkin rollerine geçmeli. Bundan kastım +18'lik işler yapsın değil elbet!  Belki de oyunculuk becerisi bu kadardır. Bilemiyorum.
 
- Yapım sektörün iki başarılı oyuncusu Lee Joon Hyuk ve Park Min Young'ı keşfettiğim yapım. Özellikle hanımefendi geçen yıllara rağmen zaman kendisine değmemişçesine halen aynı zarafetini ve tatlılığını koruyor.

- Seriyi izlediğinizde fark edeceğiniz üzere  müzik albümü çok hoş şarkılar içeriyor. Dizi müziklerinin şarkı sözleri için Tıklayın

4 Ekim 2014 Cumartesi

Princess Ja Myung Go (2009)

10/04/2014 08:43:00 ÖÖ 0 Comments

Bazı yapımları başka şeyleri ararken keşfediyorum. Lost Empire Ost'unu indirince dizi mi film mi araştırayım derken Princess Ja Myung karşıma bu şekilde çıktı. Üstelik sevdiğim üç oyuncuyu biraraya getiriyormuş. Yapım biraz eski tabii. Birkaç yıl öncesi göz atsaydım Park Min-Young harici  tanıdığım olmazdı muhtemelen. Ülkemiz de yayınlanmış gibi de duruyor çünkü seslendirme kadrosu hakkında bilgiler mevcut. Kısıtlı sayıda sayfada ve uyumsuz altyazılı versiyonu var. Ekleyenler neden düzgün senkronlamamış ki? Umarım her bölüm aynı kaderi yaşatmıyordur. Yoksa devam edebilmem zor.

Tarihteki Yeri: Dizinin konusu, kaynağını Kore Halk hikayelerinden birinden, 1145 yılında Kim Busik tarafından yayınlanan ve Kore'nin üç krallık devrini anlatan The Samguk Sagi adlı eserinden almakta. Ancak olayların yaşandığı devre ait gerçek yıllıklar varolmadığı için yazarın verdiği bilgilerin gerçekliği pek kabul görmüyor.

Kuruluş devrinin başlangıcında Kokurgo, sınırlarını genişletmek amacıyla küçük komşu krallıkları ele geçirmek için seferler düzenlemektedir. Nakrang ülkesi de o tehlike ile karşı karşıya kalacak sıradaki ülkedir. Düşmanlarının varlığını haberdar edip ondan koruyan efsanevi Ja-myung davuluna sahip Nakrang'ın iki prensesi Ja-myung (Jung Ryeo-Won) ve Ra-hee (Park Min-Young) birinin ülkeyi kurtuluşa diğerinin felakete götüreceğine dair bir kehanetle, aynı gün aynı saate ama farklı annelerden doğarlar. Kader Ja-myung'u ülkesinden ayrı gezici bir sirkte yaşamasına neden olur. Gerçek ortaya çıkıp bir prenses olarak evine döndüğünde artık kutsal davulun koruyucusu bir rahibedir. İki genç kadının ailelerinden beslenen güç mücadelesinde kaderlerine yön veren şeyse düşman krallığın prensi Ho Dong olur...

Daha sonra hikaye geçmişe gider. Herşeyin nasıl ilk bölümde anlatılan noktaya geldiğine tanık oluruz. (13 bölüm sürdü karakterlerin yetişkin olması ve çok sıkıcıydı!!!) Nakrang zalim bir kralın egemenliğindedir. Ülkenin sağ ve sol komutanları Wang-Hol ve Choi Ri her ne kadar ona sadık olsalar da gerçekte halkı bu adamdan kurtarmanın peşindedirler. Choi Ri'nin iki eşi  Mo Ha-So ve  ve Wang Hol'un kızkardeşi de olan Wang Ja-Sil bebek beklemektedirler. Kraliyet kahini o günlerde bir kehanette bulunur. Bu iki çocuk Nakrang'ın kurtuluşuna ya da felaketine neden olacaktır. Dolayısıyla hangisinin kötülük getireceği bilinmediğinden kral her ikisinin de öldürülmesini emreder. Eşlerden Wang Ja-Sil doğum yapar ve kahinle bir tezgah kurup aynı gece gökte bir yıldız kaydığı görüntüsünü yaratarak kendi çocuğu için verilen hükmü bozar. Mo Ha-So ise çaresiz çocuğunu yastıkla boğar. Ancak ufaklık yine de ölmeyince halen verilen emre uyulmadığı için herkesin felaketi olacak diye Wang Ja-Sil saç tokasını bebeğe saplar.Sonra bedeni bir kayık içinde nehre bırakılır.


Diğer yanda Kokuryo'da kraliçe Song Mae Sul Soo yedi yıllık evliliğine rağmen kral King Dae Mu-Shin tarafından yatak odasında ziyaret edilse de gecenin istediği gibi sonlanmayışı nedenyile bir türlü hamile kalamamakta ve arzu ettiği erkek varisi dünyaya getirememektedir. Öte yandan bir başka kadından doğmuş küçük prens Ho-Dong'un varlığı kara bulut gibi üstüne çökmüş haldedir. Aslında tüm hırsı kendisiyle yatmayan kocasına karşı olsa da bir gece aklını yitirip küçük çocuğu boğmaya kalkar. Ho Dong önce uykuda ne olduğunu anlayamaz. Altına kaçırır ve kötü kabuslarla boğuşarak oyanır. Ter kan içerisinde dışarı çıkar ve üvey annesinin ve refaketçisini görür. İkisini gizlice izlediğinde kendisini öldürmeye çalıştığını duyar ve yaşadıklarının rüya olmadığını farkına varır. Oysa o güne değin bir çocuk masumiyetiyle annesini sevmektedir. O dakikadan sonra kendisine düşkün halası ve eşinin gözetiminde fiziksel eğitimlerden geçip gelecekte yapacağı mücadeleye karşı kendini hazırlamaya başlar.


30 Mart 2014 Pazar

Sungkyunkwan Scandal (2010)

3/30/2014 03:46:00 ÖÖ 0 Comments
Bazı seriler vardır ya onlara pek çok kez başlayım hayli favorisi olan var dersiniz ama her niyet ettiğiniz de ya da başladığınızda sonu gelmez. İşte benim için onlardan biri. Yapım yılı üzerinden nerdeyse on yıl geçmiş. Zamanında çok da sevilmiş. Ancak beklettiğim için iyi oldu dediğim yapımlardan mı? Hayır. Aslında gerek oyunculara gerekse hikayeye dair negatif düşüncem yok ama oturur yeniden izlenir kalitede mi benim açımdan? Kesinlikle hayır. Ama bir şekilde sonunda bitirebildim. Gelgelim hikayemize:


Bir dönem dizisi  Sungkyunkwan Scandal kadınların bir gölge adledildiği ve eğitim şansı olmadığı Joseon döneminde geçiyor. Kim Yun-Hee (Park Min-Young) devrin üniversitesi kabul edilen Sungkyunkwan'da eğitim gören öğrencilerin arasına erkek kılığında katılmasıyla başlıyor. Burada Lee Seon-Joon (Micky Yoochun) ve Ku Yong-Ha (Song Jong-Ki) ile sıkı dost olur. Elbette cinsiyetinin ikili için koca bir soru işareti oluşturması da kaçınılmazdır. Aile geçmişleri yine kilit rol oynamakta. Aslında buna benzer başka hikayeler de izlemiştik sanırım. Belki bu yüzden pek sarmadı. 
 
 

2 Ocak 2014 Perşembe

Çöp Diziler (2007-2015)

1/02/2014 12:31:00 ÖÖ 0 Comments
Çöp Diziler Part 1 (Yıl Sıralamasıyla)
 
Kore dizi arşivim kabardıkça kabarmış ve harddisk dolup taşmış. Yetişkinseniz zaman artık daha kıymetli. Ben de ikinci kez dönüp bakılmaya değmeyecek serilerden kurtulayım da iyilere de yer açılsın dedim. Sadece izlemiş olmak için izlenmeye değmezse yayın dönemi ara kalite işlerden biri gibi görünen her yapımı çöpe yollayabiliyorum artık. İndirmişsem izleyim devri geçti. Görünüşe göre ne konu ne de oyunculuklar gözüme ya da gönlüme hitap etmeyince aşağıdaki listeyi ilk kısım olarak oluşturdum. Hatta şunu söyleyebilirim ki bunun iki ya da üç katı üşendiğim ya da tamamen zaman kaybı bulduğum için yazıya dökmediklerim var. Sonuçta Prime Time dizilerin bölümleri 16- bazen beğenilirse (+2), 20 (+4) ya da en fazla 50 bölümlük. Eh ülkede ortam bu kadar üretim yapmayı gerektiriyorken her yapımın  mükemmel olması beklenmez. Her yıl görüldüğü üzere aradan bir kaçı sıyrılıyor zaten. (Orada da kimi başrol seçtiğiniz en büyük etken kanımca. Gong Yoo, Hyun Bin, Son Ye Jin'le çalışıyorsanız işiniz garanti oluyor mesela genelde. Sanırım bazı oyuncularda şeytan tüyü var:) Yeni kore dizisi takipçisiyseniz ve yüzlerce dizi izlememişseniz belki bunlar da hoşunuza gidebilir. Bazıları için yapılan "çok iyi" yorumları aynı hissi bana yaşatmamışsa zaten birşey ifade etmiyor. Benim gibiler için artık bu durum pirincin taşını ayıklamak değil de pirinçteki yemeye değer en lezzetli iri taneleri seçmeye döndü. (Mazur görün. Biraz açım :)
 
Buradakiler benim seçtiklerim. Herkes elbette aynı fikirde olmayabilir. Zevkler ve renkler farklıdır. Bu yüzden öyleymiş böyleymiş niye beğenmemişim gibi yorumlar yapmayın lütfen.
 

Hatırlatma: Diziler için yapılan yorumlar orada yer alan karakterleri canlandıran oyuncuya değil oynadığı role dönüktür. Gerçek hayatta nasıl insanlar olduklarını bilsem bile (ki bildiğimi söyleyemem) kimseyi görünüşü ya da kişiliği nedeniyle yargılama hakkına sahip değilim. Kaldı ki bir çoğunu da tanımıyorum ya da sosyal medya kanallarını da takip etmiyorum. Naçizane bir dizi-severim o kadar.

 


Scholar Who Walks The Night (2015)
 
Başrolde sevdiğim oyncu Lee Joon Gi ve Lee Soo Hyuk ile bir fantastik vampir hikayesi olan yapım benim açımdan Lee Soo Hyuk'u daha dikkat çekici bulduğum genel olaraksa sönük kabul ettiğim bir dizi (Olumlu bulabileceğim tek yanı Ost albümündeki bir iki şarkıyla sınırlı). Uzun zaman önce izledim ve arşivden de sildim. Şu an zaten hiç birşey da hatırlamıyorum. İnternneten aldığım konu bilgisi şöyle: Bir komplo sonucunda vatana ihanet ile suçlanan üst sınıf bir ailenin genç kızı (Lee Yoo-Bi) erkek gibi giyinerek kitap satmaya gider. O gece yürüyüş yapan yakışıklı bir alimle (Lee Joon-Ki) karşılaşır. Ancak alim aslında bir vampirdir.


Noble, My Love (2015): 

Yayın Kanalı: Naver TV Cast

Arşive ne zaman koyduğumu anımsamadığım bir dizi. Aslında 20 bölüm olsa da  dizi denmeli mi emin değilim. Çünkü her bölüm sadece 15 dakika. Dolayısıyla neden böyle bir tarz benimsenmiş bilemiyorum. Aynı adlı manga / manhwa uyarlaması. Konu klasik. Zengin, sinir bozucu derecede gıcık, dediğim dedik, herşeyin parasal karşılığı olabileceğini zanneden Ceo'muz birkaç adamın kaçırma girişimi sonrası yaralanır ve veterine kızımızn kliniğine kendini atar. Baygın halde iken onun tarafından tedavi edilir. Sonrasında iyliğin karşılığını ödemek ister. Mütevazi kızımızın gözü yükseklerde falan değildir. Ama adam işi mecburiyete bağlar. Yeni bir dükkan öneririr. Kabul edilmeyince kiracısı olduğu binayı yıkacağını söyleyerek satın alır ve seçenek bırakmaz vs. Sebepler ve sonucunda oluşan hikaye öyle içimi falan ısıtmadı. Adamın yaptığı zorbalığın sevimli bulunacak tarafı da yoktu. Zaten başrol erkek beğendiğim oyunculardan değil. Dizi için hazırlanan afişler kendisinden çok daha sevimli. Kısa süreli olmasaydı ve 16 bölüme vs yayılsaydı zaten emin olun zahmet edip izlemezdim.


Blood (2015)
 
Bu dizi fragmanlarıyla bende büyük beklentilere yol açan, yalnızca bir bölüm izleyince tüm gizem ve havasının şişirilen balonun sönmesi gibi bir etki bırakan bir diğeri hayal kırıklığı yapımdır. Dizinin iyi reytingler alması ise anlam veremediğim bir diğer ilginç durum. Oyuncu Ahn Jae-Hyeon, enfekte yolla vampir olan ailesinin öldürülmesinin ardından bir yandan sırrını paylaşan ve normalleşme üzerine çalışmalar yapan genç bir genetikçi ile yaşamakta bir yandan da bir yandan da genç yaşına rağmen edindiği şöhretle Kore'de prestijli bir hastaneye birim şef olarak atanan karizmatik (olmaya çalışılmış ama nafile) doktor Park Ji-Sang rolünde. Yapımın kendisine en büyük getirisi herhalde aralarındaki yaş farkına rağmen hayatının aşkı olup evlendiği Ku Hye-Sun olsa gerek. (Gerçi daha sonra hayli travmatik şekilde boşandılar.) Ancak ben bu dizi için O'nun seçilmesinin faciayı yaratan ana sebep olduğu kanısındayım. Dizide konuşma tarzından tutun da sergilediği oyunculuğu kadar pek izlenir bulamadım. Aslında Boys Over Flowers (Kkotboda Namja) dışında yapımına denk gelmemiştim. Çünkü oyuncu çok aradığım yüzlerden değildi. Zaten her işe el atan bir hatun. Yazar, yönetmen, oyuncu vs. Böyle her dala konma olayını sevmiyorum. Hangi işte profesyonelsen önceliğin o olmalı ki bana göre o oyunculuğu olmayabilir. Bununla birlikte son dönemde bir sağlık sorunu olduğunu izlemiştim ve kendisi için üzüldüm. Umarım her şey yolunda gider ve düzelir. Baş kötü karakterimize diyecek sözüm yok. Çünkü kendisi işinin ehli deneyimli bir aktör olan (Sarayın Mücevheri dizisindeki yüzbaşı Min'i unutmam mümkün mü:)) Ji Jin-Hee. O'nu en son Misty' de izleyip resmen bayılmıştım.
 
 
 
The King's Face (2014)

 
2014 yapımı bir diğer vasat KBS draması yapım için söyleyebileceğim yegane şey harcanan paraya yazık edilmiş olduğudur. Karakter seçimi ve oyunculuklara ısınamadığım gibi hikayeyi de sevemedim. Hatta yüzün dış yapısından kaderi belirleme şeklindeki bir diğer batıl uygulamaya tanıklık ederken fantastik kalıbına bile koyup o gözle izleyebilmem mümkün olmadı. Sonuçta hikaye sarmadı işte bir türlü. Elbette her diziyi beğenmek zorunda değiliz. 15 yıldır izleyici olduğum düşünülürse artık seçici olmak da şaşırtıcı değil. Bazen karakterler ve roller bir giysi gibi dar gelir ya da bir kaç beden büyük kaçabilir.  Sanırsam biraz öyle bir durum benim için. Kimi zaman kapak resimlerine ya da fragmanlara kanıp işe yaramayan diziler indirdiğim oluyor. İyi ki orada denk geldim de boşuna uğraşmış olmadım. KBS World'un akşam 18;30 dizi kuşağı işime yarıyor bu anlamda.
 

You Are My Destiny (Fated to Love You) (2014)

 
Bu diziyi keşfettiğimde özellikle Jang Hyuk'u o rüküş saç modeli ve garip ve iç bayıcı kişiliği nedeniyle sıkça boğmak istemiş nedense School 2013'te de izlediğim ve genelde ezik kişiliklere hayat veren rollerine denk geldiğim Jang Na Ra'ya ise fazlasıyla üzülmüştüm. Serinin bizde uyarlanıp No: 309 dizisi adıyla yapıldığı yorumlarına ise şaşırdım. Çünkü No:309'u izlediğimde bana bu diziyi hiç anımsatmamıştı. Gelelim konusuna: Güzel ve ünlü balerin sevgilisiyle evlenmeye hazırlanan zengin ve soylu bir ailenin varisi Le Gun,  büyük annesinin kendisini baş göz etme planı doğrultusunda kurduğu tuzağa düşer ve başına ummadık bir iş gelir. Kendi halinde çalışan, sessiz sedasız Kim Min Young ise tatil için sonunda uygun bir fırsat yakaladığı için mutlu mesut kendini otele atar.Tamamen kazara bir şekilde esasında Le Gun'a hazırlanmış ve içine yan etkileri artırılmış  içeceği içince sarhoş olur ve geceyi birlikte geçirirler.

 
 
Uyandıklarında artık her şey olup bitivermiştir! Le Gun, sanki her şey tek tarafın istemesiyle gerçekleşmiş gibi sinir küpüne döner ve kıza hayli kaba davranır. En sonunda hiç birşey olmamış gibi yollarını ayırmayı deneseler de  Kim Min Young'un hamile kalışı ikisi için durumu içinden çıkılmaz bir hale sokar. Elbette tam da umduğu sonucu elde eden büyük annenin de arzusuyla kendilerini nikah masasına götüren sürecin içinde bulurlar. Başlangıçta Le Gun içine düştüğü durumun kız tarafında  hazırlanan bir tuzak olduğunu düşünse ve tüm olanlara sinir olup acısını Kim Mi Young'dan çıkarmak için elinden geleni yapsa da zaman geçtikçe bu sessiz ve naif kadının hiç de düşündüğü gibi biri olmadığını ve O'na haksızlık ettiğini fark eder.
 

Gunman in Joseon (2014)
 

Bu dizi her bölümünü düzenli biçimde takip edemesem de özellikle muzikleriyle dikkatimi çeken ve KBS World'de izlediğim yapımlardan birisiydi. Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo'la kendisine aşina olduğum Lee Joon Gi aslında bütün dizilerini bulup da izleyeyim dediğim ya da yana yakıla  takip ettiğim oyunculardan biri değil. Ama 19.yy'a ait "batılı centilmen" giysiler içinde izlemek de oldukça keyifliydi. Bununla birlikte ne genel öyküsü ne de romantizm olmazsa dizi tutmaz cinsinden araya sıkıştırılmış hissi uyandıran aşk hikayesi etkileyici gelmedi. Belki izlerken havamda değildim bilemiyorum. Konu kısaca bir intikam hikayesi sunan öykümüz yıllar sonra gizemli bir silahşör olarak ülkesine dönen ve ailesini  yok eden düşmanına karşı çetin bir mücadeleye girişen Park Yoon-Kang çevresinde şekilleniyor.

 
 
When A Man Loves (2013)

 
Hikaye annesinin kendisini de geride bırakıp kardeşini de alarak tefecilere ödenmek üzere biriktirilen para ile kaçması sonrası babasını kaybeden ve alacaklıların hedefi olan Han Tae Sang (Song Seung Heon)'ın bu karanlık dünyanın parçası haline gelmesi ile başlıyor. Patronun insafa gelmesi ya da ödeme karşılı sayması yüzünden olsa gerek yanına aldığı çocuk sert bir dünyaya adım atar. Yıllar sonra alacaklılardan yapılacak geri ödemeleri toplayan grubun lideri ve işin ikinci adamı haline gelir. Patronu da içten içe rahatsız eden bu duruma, genç sevgilisi Baek Sung Jo'nun da Han Tae Sang'a abayı yakması eklenince kısa süre sonra işleri içinden çıkılmaz bir hale getirir. Bir kitapçıdan alacak tahsili için kapıya dayadıkları gün dükkan sahibinin kızı Seo Mi Do (Shin Se Kyung) da olaya şahit olur. Adamlar tarafından tartaklanırlar. Mekana daha sonra gelen ve fakir gururunu kendisi de çok iyi bilen Han Tae Sang bir süre kızın direnişini uzaktan izler. Sonrasında durumun daha da çirkinleşmesine izin vermez. Parasını ödeyeceğini söyleyen kıza zaman tanır. Ancak kız ofisine geldiğinde o kadar kısa sürede bulması zaten mümkün olmayan borcun karşılığında kendisini önerir. Han Tae Sang ufak bir şaşkınlık yaşasa da sonrasında teklifi kabul eder. Otelde yeniden bir araya geldiklerinde aslında böyle bir niyeti olmadığını belli etmekte gecikmez. Faizi sildiğini ve ana para için bekleyeceğini söyleyip gider. Birkaç gün sonra ise borcun tamamını sildiği gibi sağ kolu Lee hang Hee aracılığıyla kıza burs niteliğinde olacak bir banka cüzdanı gönderir. Ancak verdiği keyfi kararlar büyük patronun iyiden iyiye rahatsız etmektedir. Doğum günü kutlaması sırasında alkolun de etkisi ile ailesini hedef alan yakışıksız sözler sarf eder ve gece kavga ve cinayetle sonuçlanır. Olaylar yedi yıl sonrasına bağlanarak devam eder.

Dizi müziklerinin şarkı sözleri için Tıklayın 
 
The Moon Embracing The Sun (2012)
 



Tarihi dizi "The Moon Embracing The Sun" takipçilerinin muhtemelen bildiği üzere Kanal 7'nin yaz sezonu Kore dizileri arasında Sonsuza Dek adı ile Moon üçlemesinin ikinci dizisi olarak ekrana da geldi. Beğenildi mi bilemiyorum tabii o da ayrı. Konusu kısaca Kral King Lee Hwon ve kadın Şaman Wol arasındaki aşkı anlatır. Yanılmıyorsam Kore'de özellikle monarşi dönemlerinde Şilla dönemi ikiz doğumun lanet sayılması vs. batıl fikirler, büyü ve kehanet olayı idareciler ve halk üzerinde hayli etkiliydi. Wol gerçekte veliaht prenses olarak doğmuş ancak idamla karşı karşıya kalınca kimliğini gizleyip bu yaşam biçimini seçmiştir. Konu hoş görünse de ne yazık ki bazen neden bilemiyorum özellikle başta Kim Soo-Hyun olmak üzere oyunculuklardan mı yoksa dizinin işlenişinden midir bilinmez ortaya facia bir iş çıkmış. Zaten birbirine yakın biçimde yayınlanan üç Moon'lu diziden çöplüğü hak edeni de bana göre budur. Aslında özellikle kadın karakterlerin gençlik hallerini hayat veren oyuncuları sevdim. Ama bir türlü hikayeye ısınamadım gitti.  
 

My Girlfriend is Gumiho
 (2011) 

Bu dizinin bana "ah şöyle güzel, bak konu muhteşem, başrol çok yakışıklı" cümleleri eşliğinde tavsiye edildiği zamanı anımsıyorum. Sektörün iki ismi Lee Seung Ki ve Shin Min A'yı ilk kez izlerken hevesle başlayıp koca bir hayal kırıklığıyla devam etmiş sonrasında madem başladım bari sonuna kadar götüreyim zorakiliği eşliğinde tamamlamıştım. Shin Min A bu yapımdan beri kesinlikle hiç favori oyuncularım listesinde yer almadı. Hatta diğer dizilerini de sırf bunun yüzünden sevememiş olabilirim. Konusu şöyle:

Cha Dae-Woong (Lee Seung-Ki) üniversitede okumaya gönüllü olmayan şımarık bir gençtir. Asıl hayali aktör olmaktır. Zengin büyükbabası Cha Poong (Byeon Hie-Bong) ise derslerine önem vermesini ve kariyer hedefini değiştirip işin başına geçmesini istemektedir. Mecbur kalması için Cha Dae-Woong'un okul taksidiyle pahalı motorsikletin çalıntı olduğu iddasıyla polise ihbar edip başını derde sokmasına neden olur. Polis merkezinden aldığı sırada Dae-Woong kaçar ve bir dagıtım kamyonuna gizlice biner. Kamyon bilmediği bir yerde durur. Genç adam budist bir keşiş tarafından bir tapınağa götürülür. Nerde olduğu hakkında fikri yoktur. Cep telefonuyla sinyali yakalamaya çalışır. Birden telefonunda bir kadın sesi duyar. Dae-Woong'dan tapığa girip 9 kuyruklu bir tilki çizmesini istemektedir. Ne yaptığı hakkında en ufak bir fikri olmayan Dae-Woong istediğini yerine getirince efsanavi yaratık Gumiho’yu serbest bırakmış olur. Dae-Woong O'nun kendisine zarar vereceğinden korkar ama biftek düşkünü Gumiho Mi Ho sadece sevilmek istemektedir. (Yazının kaynağı alıntıdır. Düzenlenmiştir.)

 
 
Star's Lover (2009)
 
Sevdiğim iki yıldız oyuncuyu Choi Ji-Woo ve Yoo Ji-Tae'yi bir araya gtiren Star's Lover'da hikaye şöyle başlıyor; Üniversitede yarı zamanlı öğretim görevlisi Kim Chul Soo, bir gazeteye verdiği yazı sonrası ülkenin en ünlü yıldızı kabul edilen Ma Ri adına hayalet yazarlık yapması için teklif alır. İkilinin yolları Japonya'da ikinci kez kesiştiğinde fark eder ki Ma Ri'nin seyahat denemesi kitabı “Asuka’da Aşıklar”ı hakkında en ufak bir fikri yoktur. Kültürel yönü de oldukça zayıftır. Ünlü yıldızın dışarıdan lanse edilenin aksine hassas, duyarlı ve yaşadıklarıyla zaman zaman derinden yaralı ruhunu keşfeder. Kim Choul Soo için aşk kaçınılmazken her geçen gün biribirleri hakkında daha çok şey öğrenir ve yakınlaşırlar. İkili spot ışıklarından ve diğer her türlü medyatik ortamdan uzakta durmaya çalışarak ilişkilerini sürdürmeye çalışırken yıpranma süreci de kaçınılmazdır. Özellikle genç kadının geçmişinden gelen üç kişi, yönetici Jung Woo Jin; geçmişte aniden kaybolan ilk aşkı Kang Woo Jin ve hayatındaki her şeyi kontrol etmeye çalışan manipülatif ajans Ceo'su Seo Tae Suk birbirlerine  tutunmaya çalıştıkları o süreçte türlü yaşadıkları zorlukların da yegane kaynağı olacaktır.  Dizi sağlam oyuncularına karşın boş ve sıkıcıydı. Özellikle yan iki karakterden yana "varlıkları zoraki konmuş" hissinden bir türlü sıyrılamadım.
 

Worlds Within / The World That They Live In (2008)

Başrölünde Song Hye Kyo ile Hyun-Bin'i biraraya getiren ve dönemin yüksek izlenme oranları elde etmiş yapımı Worlds Within. Sonrasında ikilinin uzun süren bir birliktelikleri de olmuş. Medyatik bir ilişki sürecinde çok da yakıştırılmışlar birbirlerine. Ama sonrasında Hyun Bin'in Secret Garden dizisi döneminde ayrılmışlar. Kimi internet paylaşımlarında Song Hye Kyo hakkında rol aldığı hemen her dizideki partneriyle çıktığı için ayran gönüllü yakıştırması yapanlara denk gelmiştim. Açıkçası insanların özel hayatlarında kiminleymiş, ne yapıyormuş kısmında değilim. Böyle yorumlar ister istemez bakış açımı etkiliyor. O yüzden uzak durmaya çalışıyorum.


Üniversite yıllarında sevgiliyken çeşitli nedenlerle ayrılıp kendi yollatına gitmeyi seçen Joo Joon Young ve Jung Ji Oh dizi sektöründe tanınan birer yönetmen olmuştur. Görüştükleri birileri vardır ancak eninde sonunda bibirlerine doğru çekilmeleri kaçınılmazdır.
 

Editör Yorumu

Bu diziyi 2010 öncesi izlemiş olsam herhalde arşivimde durmasını isteyebileceğim yapımlardan biri olabilirdi belki. Ancak zamanın eskittiği şeyler dizilerde de kendini belli ediyor. Devrin modası, giyimi, saç tarzı, aşk hikayeleri vs daha dramatik ve yorucuymuş. Bir iki yıl önce tamamını izlediğimde bana öyle fark yaratan, aklımda yer eden bir hikaye sunmadığı için olsa gerek blogda hakkında başlık açmaya ve birşeyler yazmaya değer görmemişim. Tabii yapımın bir hayran kitlesi olduğuda bir gerçek.

 
Tree Of Heaven (2006)

SBS-Fuji Tv işbirliğiyle ekrana gelen ve başrölünde Lee Wan, Park Shin-Hye'yi izlediğimiz 10 bölümlük bu yapım o dönemin melankonik, karamsar senaryolarından bir demet sunmuş yine. Siyasi arenada Japonya ve Kore arasındaki arasındaki bitmeyen husumete karşın söz konusu diziler olunca o dönem birçok Kore dizisi Japonya'da büyük ilgi görüyor hatta yapılan Ost'ların birçoğunda şarkıların Japonca versiyonları da bulunuyordu. Aynı şekilde yavaş yavaş kendini gösteren Kpop furyası da komşuda yeni bir dalga yaratıyordu. 

Hana babasını küçük yaşta kaybetmiş annesi Japonya'ya döndüğünde ise yeni Koreli kocası ve üvey oğlu Yun Suh ile gelmiştir. Hana yeni ailesiyle iletişim kurabilmek için çat-pat korece öğrenmiş ve heyecanla gelişlerini beklemiştir. Yun Suh asosyal ve donuk kişiliğiyle kalbini kolayca diğer insanlara açabilen biri değildir. 10. doğum gününde annesi kaybetmiş, o ölümün ardından zihinsel sorunlar yaşamış ve otizmli bir birey haline gelmiştir. Ebeveynleri balayına giderken işlettikleri hanı vefat eden kocasının kızkardeşibe bırakmış, çocukları da onlara emanet etmiştir. Ancak halası ve kızı Maya, kumar borçlarını ve kolej ücretini ödemek için hanı satma derdindedirler ve Hana'ya türlü sıkıntılar yaşatırlar. Hana her ne kadar yeni üvey kardeşini sevse de delikanlı onunla hiçbir şey yapmak istemez. Ancak sonunda bibirlerine aşık olurlar

Editör Yorumu:

 

Bu diziyi Winter Sonata zamanlarında izlemiş olsaydım belki bugün farklı şeyler yazıyor olurdum. Şimdiyse sadece ruhumu darladı ve atlaya zıplaya üç bölüm anca izlemeye dayanabildim. Arşivde bu kadar eski bir dizi olduğunun farkında değildim aslında. Bir arkadaştan almış ve adını da klasöre eklemişim. Kimler oynuyormuş diye göz atınca izlemeyi sürdürdüm ama saklamaya değer gözükmedi. Günümüzün aranan yüzü Park Shin Hye bu yapımda sadece 16 yaşındaymış:)  


Tree Of Heaven gibi eski dizikerin müzik albümündeki şarkılar cidden dinlenilesi oluyor. 


Princess Hours / Goong Düşlerimin Prensi (2006)
 
 
Kore yapımlarının yeni yeni hayatımıza girdiğ dönemler TRT1'im ekrana taşıdığı Düşlerimin Prensi 24 bölümlük MBC dizisidir. başrolleri Yoon Eun Hye, Ju Ji Hoon, Kim Jeong Hoon, Song Ji-Hyo ve Lee Yoon-Ji paylaşıyorlar.






Hikaye monarşinin halen devam ettiği 2000'li yılların Kore'side geçiyor. Ansızın ölen Kral ve Veliaht prensin kaybı sonrası kraliyet soyunu devamını tehdit altında gören ana kraliçe torunu Lee Shin'i evlendirme karar verir. Anlaşılan eşinin bu konuda çok önceden verilmiş bir kararı vardır. Arkadaşının torununu bu evlilik için vasiyet etmiştir. Böylece sanat lisesinde okuyan Shin Chae-Kyungansızın kendini ülkenin gelecekteki veliaht prensesi olacağı haberiyle yüzleşiyor. Zaten aynı okulda prensele karşılaşan kız için bu haber çoçuğa deliren akranlarının aksine kendisini mutlu etmez. Tahtın iknci sıradaki varisi prens Lee Yul saray kurallarını öğrenmek gibi zorlu yeni hayatına uyum srecinde yakınında yer alır. Tabii kaçınılmaz şekilde ona yanıktır.  Balerin Min Hyo-Rin  ise ortamdaki rekabeti kızıştıracak diğer kızdır.


Prince Hours (Goong S) / Zoraki Prens (2007)
 

20 Bölümden oluşan MBC dizisi her ne kadar ismen yukardaki yapımla benziyor gibi gözükse de birbiriyle bağlantılı değillerdir. Diğerinden bir yıl sonra ekranlara gelmiş, 2009'da TRT 1'de yayınlanmıştır. Başrollerde Se7en, Park Shin Hye, Huh E Jae, Kang Doo yer almaktadır.
 
Hikaye monarşinin halen devam ettiği 2000'li yılların Kore'side geçiyor.  Tahtın şu an ki kraliçesi Hwa-In 30 yaşındadır ve evlenmemiştir. Kraliyetin ikiz prenslerinden birinin saray çalışanı bir kadından oğlu olduğu öğrenilir. Çin lokantasında yemek teslimaçısı olarak çalışan Lee Hoo'nun hayatı böylece ansızın değişiverir. Önce Amcası Hyo-Sung'la tanışır. Ardından Kraliçe ve Ana Kraliçe ile. Tabii hikayede lmazsa olmaz taht avcısı kötüler de var her zaman ki gibi.