Kayan Yazı

Başrolünde Lee Min Ho ve Ahn Hyo Seop'u bir araya getiren sinema "Omniscient Reader's Viewpoint" Büyük Hayal Kırıklığı Oldu
Shin Se Kyung etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Shin Se Kyung etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2023 Çarşamba

Arthdal Chronicles (2019) & Arthdal Chronicles 2: The Sword of Aramun (2023)

9/13/2023 01:45:00 ÖÖ 0 Comments



Bölüm Sayısı: 18 / Süre: 1.Saat 20 Dakika

1. Kısım: Kehanetin Çocukları, 2. Kısım: Gökyüzü Tersine Döndü, Yükselen Ülke

3. Kısım: Arth, Tüm Efsanelerin Başlangıcı.

Yayın Kanalı: tvN
Dikkat: Aşağıdaki yazı dizi hakkında ayrıntılar içerir.

Arthdal Chronicle, tvN kablolu tv kanalının büyük beklentilerle ekranlarına taşıdığı yüksek bütçeli Kore yapımı dizidir. Pandemi süreci ikinci sezon için üç yıl beklenmesine neden olmuştur. Konusu bir toplumun ülke haline gelmek için küllerinden doğuşunu ve bu uğurda verilen mücadelenin karanlık yanını anlatılıyor. Başroller ise şu şekilde: Eun Seom rolünde Song Joong Ki, Ta Gon rolünde Jang Dong-Gun, Tanya rolünde Kim Ji-Won yer alıyor. Song Joong-Ki ve Kim Ji-Won daha önce Descendant Of The Sun dizininde birlikte çalışmışlardı. 
 
NOT: Bizde Hunlar'dan itibaren Türk toplumlarındaki efsanelerle süregelen birçok destanı düşününce benzerleri de Kore tarihinde yer alıyor herhalde. Asadal ülkesine dair izlediğim ilk hikaye bu değil. Legend: The Story Of The First King's Four Gods isimli dizide de duymuştum. Gelelim konusuna:
 
 
Antik Çağda, Arthdal (Asadal / Aşdal) diyarında yaşayan ölümlüler (Sarang), çeşitli güçlere sahip kendine has dili ile Nweantal halkı ve bu ikisininden doğan melez İgutu toplum yaşamaktadır. Elbette güce en fazla açlık duyan insanların oluşturduğu kabile reisleri artık yeterli gelmeyen topraklarında açlıktan ölenleri kurtarmak adına daha fazlasını arzular ve Nweantal halkının liderine birleşmeyi teklif ederler. Ancak adam her anlamda onlardan üstünken bunu kabul etmeyecek kadar kibirlidir de. Görüşmeler sonuçsuz kalınca her şey bitti diye düşünürlerken Saenyeok kabilesi liderleri  Sanung'un oğlu Ta Gon şeytani bir plan yapar. İkinci görüşme için gönderilecek hediyelerde bulunan bir şey yalnızca Nweantal'ları etkileyen bir çeşit hastalığa neden olmaktadır. Görüşmede çevirmenlik yapan Asa Hon bu kirli oyunda kurban edilir. Böylece tehdit unsuru sayılan ve güçsüz düşen Nweantal halkı ölümcül virüsün pençesinde kıvranırken havadan yağdırılan alevlendirilmiş okların ateşinde yok olmanın eşiğine getirilir.  Yayılan etki nedeniyle kan kusan Ragaz'ın hedefi bellidir. Pençe tırnakları Asa Hon'un eşlikçisi adamın kalbini söktüğünde çoktan kandırılıp kullanıldığını anlayan genç kadın sıradakinin kendisi olacağının farkındadır. Ateş yağmuru devam ederken yaşananlar için gözyaşlarıyla özür dileyip hayatta kalmış görünen iki bebeği kurtarmaları gerektiğini söylediğinde adam yaşananlarla bir ilgisi olmadığını fark eder.
 
Nweantal'lı Ragaz
 
Bir kaç yıl sonra Asa Hon kehanet habercisi bir rüya ile pençeleşip uyanır. Azure Yıldızının parladığı gece doğum yaptığında bir laneti başlatmıştır. Bir süredir ne bir Nweantal'lı ne de Igutu olmadığı halde rüya gören genç kadın Hanımeli Çiçeğini ve kemikten şekillendirilmiş, Rüzgarın çekicini elinde tutan, belli belirsiz çocuk görünümlü tanrı Aramun'la konuşur. Hayata getirdikleri dünyayı karanlığa götürecektir ve herkesin iyiliği için ona verilmelidir, yani ölmelidirler. Ancak kadın bu isteği reddeder. Bunun üzerine aynı ses ruhu alınacak olanın kocası Ragaz olacağını söyler. Korkuyla uyanır ve döşeğin boş olduğunu görünce paniğe kapılır. Dışarıda hayatını kurtardıkları iki çocuktan biri Roddib bebeği sallamaktadır. Uzaklarda diğer oğlu ile hasta olan için ilaç arayışına giren Ragaz'sa dönüş yolunda Arth savaşçılarıyla karşılaşır. Kanlı mücadele sayıca insan üstünlüğü ve Ta gon 'un geriden boynu heden alan oku sayesinde Ragaz'ı durduran hemle olur. Kılıç darbelerine karşı yapacak bir şeyi olmaz. Ta Gon ve beraberindeki savaşçılar kimsenin sağ kalmaması için ormanı taramaya koyulur. Arayışları sürerken gruplara ayrılırlar. İki kişi ile aramalara devam ederken Tagon Ragaz'ın savaşmak için çalıların arasına gizlediği Igutu bir bebek bulur ve buna şahit olan iki kişiyi öldürdükten sonra bebekle Nweantal dilinde konuşur. Ormanın kuytu bir noktasında kucağında bir diğer bebeği tutan Asa Hon gördükleri karşısında dehşete düşer. Bu süreçte kıyım devam etmekte hayatta kalan kişiler de birer ikişer avlanmaktadır. Arayışının sonunda Asa Hon kucağında bebeğiyle kocasının ağaca asılmış bedenine bakarken acı içindedir. Rüyasını yorumlar. Aramun'un isteğini reddetiği için kendisini lanetlendiğini düşünür.
 
Saenyeok Kabilesi'nden Genç Ta Gon (Lokum gibi bir yüzü var:))
 
Arthdal'da söylenegelen bir efsaneye göre bir çocuk doğacak ve ülkenin felaketine neden olacaktır. Asa Hon yaşadıklarından ve gördüğü rüyadan yola çıkarak sözü edilenin kendi çocuğu olduğunu düşünür. Ama bundan kimseye bahsetmez ve onu hayatta tutmaya karar verir. Kehanetten kaçabilmek için Arth'dan uzağa, Kara sarp Kayalıklar'ın ilerisindeki Iark'a, Aramun'un gücünün yetkin olmadığı topraklara gitmeye karar verir. Gözyaşı Diyarı'nı geçip Arth tanrılarının bile ulaşmayacağı bir yerde gözlerden uzak güvende olacaklarını düşünür. Ancak yolun sonundaki derin vadinin mağaralarından sıkışıp kalırlar. On yıl boyunca genç kadın güvenli diyara geçit olabilecek bir çıkış noktası arayıp durur. Neredeyse sürekli hasta olan annesinin çabasının farkında olan Eun Seom'da kendi denemelerini yapmaktadır. Nihayet aradıkları yolu bulunca koşup annesine müjdeyi verir. Bu arada Tag Gon ülkesinden uzakta son Nweantal ve Igutu kalıntılarını temizleyen muzaffer bir komutan olarak kadeh kaldırır. Hae Kabile şefnin kızı Taealha tam da şenlik sırasında onu ziyaret eder. Aralarındaki sırrı dillendirirler. On yıl önce ona bıraktığı, Saya adını verdikleri bebek yüzünden evlenmeden anne olduğu için yakınır. Ta Gon çocuğun kendisine baba diyerek yazdığı mektubu okur. Arth diyarında ise Hae ve Sanyeok kabile şefleri bir araya gelmiş ve artan toprak ihtiyacını besleyecek insan varlığı için Kar Sarp Kayalıkların ilerisindeki Iark Diyarına gözlerini dikmiştir. Onların doymak bilmeyen elde etme arzusunu birazda alayla izleyen Asa Ron ikisinin kendisini bu girişimlerin dışında tutma çabasından rahatsızdır. 
Hae Kabile Şefinin Kızı Taealha

Asa Hon ve oğlu Eun Seom bir kez daha yola düşerler. Gözyaşı diyarı tuzla kaplı çölümsü bir yerdir ve geçiş çok zordur. Yolun sonunda bir ormana girerler. Gücünün son damlasını burada tüketen kadın daha fazla ilerleyemez ve düşer. Annesinin halini gören çocuk şifalı bitki bulmak için koşuştururken kendileriyle aynı dili konuşan bir grup insan tarafından yolu kesilir. Wahan toplumunun lideri Yeolson, şaman kadın Choseol ve Yeol Sol'un kızı kendisi yaşlarındaki Tan-Ya adlı bir kızdan başka birkaç kişi daha vardır. Kalabalığın gelişiyle uyanan Asa Hon kızın üzerinde taşıdığı şeylerde rüyalarından izler fark edince dehşete kapılır. Oğlunun elinde tuttuğu hanımeli çiçeğini fark edince sanki bir yabancıymış gibi bakıp dahası suçlarcasına "Aramun, benimle oynadın öyle mi "der? Boynundaki kolyeyi çekip koparır ve avucuna bıraktıktan sonra -sırtındaki kabuk düştüğünde- o diyarı terk etmesini vasiyet edip ölür. Sözleri özellikle Kahin Şaman için her nedense rahatsız edici ve şüphe uyandırıcıdır. Yine de Wahan mensupları annesini yitiren çocuğa kucak açar. Ancak bütünüyle değil. Çünkü bir şekilde onlardan faklı olduğunu farkındadırlar. Kanının kırmızı değil mor akması, gece görüşünün farklı olması ya da şaman değilken rüya görebilmesi, zaman zaman tohum ekip tarım yapmak, hayvanların evcilleştirilebileceği, atın binek olarak kullanılabileceği gibi herkese uçuk gelen fikirler üretmesi onların kendisine karşı duyduğu güvensizliği arttırır. Oysa tüm benliği ile Wahan'ın bir parçası olmayı arzular. Özellikle gönlüne düşen Tanya için...
Saenyeok kabilesinden Sanung'un oğlu General Ta Gon
 
Günler aylara aylar yıllara evrilir. Yapılacak festivalde gerçekleştirilen ruh ayini için sergilemesi gereken dans ritüelini bir türlü öğrenemeyen Tan Ya bir sonraki Şaman olması için eğitilirken her geçen gün bunu başaramayacağına dair içinde şüpheler büyür. Üstelik Eunseom'un hapis tutulduğu ya da bazı kadınlardan bahsettiği o türlü çeşit rüyaları da bir türlü  göremez. İçten içe onu kıskanır. Kabileye özgü giyim ve yüz boyamalarını tamamlarlar. Eunseom kabileden uzakta bulduğu ata binme denemeleri yaparken saldırıya uğramış ölü ve yaralı kimselere denk gelir. Sonrasında ise atları üzerinde ortaya çıkan ve daha önce görmediği türde silahlar taşıyan insanların açık hedefi olur. Dış dünyadan kopuk yaşamlarının bir sonucu olarak gördükleri karşısında şaşkına döner. Diğer yandan yabacıların dost canlısı olmadığını anlamakta gecikmez. Kaçmayı başarır ve gördüklerini kabileye anlatıp kanıt olarak daha önce görmedikleri bir maddeden yapılmış gibi görünen kılıcı gösterir. Sözleri her zaman ki gibi çarpıtılır ya da inanılmaz. Özellikle içlerinden birkaçı her dediğini yalanlamak için adeta hazır beklemektedir. Kırda at binme denemelerini sürdürürken bunu başarırsa en azından halkının bir parça güvenini kazanabileceğini düşünür. 
Igıtı Eunseom

Ölümlülerin toprak genişletme arzusu meyvesini vermiş şimdilerde sadece kendi kabilesinin değil Arth toplumunun kahramanı haline gelen Ta Gon bir zamanlar Asa Hon ve oğlunun sıkışıp kaldığı Kara Sarp Kayalıkları adını verilen vadiye konuşlanmış haldedir. Nüfus artışı devam etmekte bu da yeni insan gücü arayışını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle önlerine çıkan halkları katledip korku salarak bir bölümünü de esir etmektedirler. Wahan halkı ise şamanların buyruğunu takip eder. Bunun sonucunda da uzak bölgelerde demiri kullanıp silahlar üreten ya da kaleler inşa edip şehirler kurmaya başlayan toplumlardan uzakta ve tüm bu gelişmelerden habersiz yaşamayı seçince eninde sonunda kendilerini büyük bir tehlikenin içinde savunmasız halde bulmaları kaçınılmazdır. Köy ansızın Arth birliklerinin saldırısına uğrar. Yetişkinler birer ilişler avlanırken çocuklar ya kılıçtan geçirilir ya da hayatta kalmaları ümidiyle onları sakladıkları ev ateşe verilerek katledilir. (Bu Arth insanlarının kendileri dışındaki toplumlara karşı böylesi zalimlik göstermesini anlayabilmiş değilim. Üstelik bunlar kendi dillerini konuşan insanlar.)

Eun Seom köye döndüğünde geride kalan katliam izleri karşısında dehşete düşer. Kabilenin peşinden gider. Wahanlılar onun yapacağını söylediği gibi at sırtında ortaya çıkışı karşısında önce büyük bir şaşkınlık sonrasında kurtulma sevinci yaşar. Ancak kalabalığa karşı bir kişiyken başarılı olma şansı yoktur. Kaçıp uzaklaşmak zorundadır. Daekan güçlerinin lideri Mubaek önderliğinde bir grup peşine düşer. Atı ve binicisini takip ederken hissetiği yegane şey yabancı ve atının efsanelerde geçen Aramun ve atı olup olamayacağıdır. Kovalamaca onu Tanya ve Şaman'ın dans ritüelini yaptığı sunağa götürür ve hiç ummadığı türde bir totem keşfeder. Bu arada Wahan halkı Kara Sarp Kayalıklara götürülmüştür. Yıllarca kendilerini toplumlardan soyutladıkları için medeniyetin gerisinde kaldıklarını ancak gördüklerini anlamlandırmaya çalışırken farkına varırlar. Kana susamış Mugwang için köyde gerçekleştirdiği katliam kan zevkini doyurmamış gibidir. Wahanlılara eziyeti sürdürür. Yapılanlara daha fazla seyirci kalamayan Tan Ya beklenen varis gibi davranır ve köyün annesi olarak adamı ve askerleri hedef alarak onları lanetlediğini söyler. Adamlar ister istemez kızın sözleri karşısında tırsarlar. Köydeki ilk saldırıda yaralanan Şaman Choseol kabile efsanesinde anlatılan Beyaz kaplan siluetinin genç kızın gerisinden süzüldüğünü görür. Ölmeden hemen önce bir desen çizip buna sahip toplumu ve totemi izlemesini vasiyet eder. To Gol geri dönüş için hazırlık yapılmasını emreder. Böylece önce onlar ardından Eun Seom Arth şehrine ilk kez ayak basar. Wahanları ve Tan Ya'yı kurtarabilmesinin tek yolunun bu işin başındaki kişiyi rehin almaktan geçtiğini düşünerek bir dizi plan yapar.


Şehre dönen Tagon yetkisi dahilinde olmayan Ollimsani'i yaptığı için mahkemeye çıkarılacağını öğrenir. Halk bir kahraman olarak gördüğü adama yapılan muameleden hoşnut değildir ve kalabalıklardan itiraz sesleri yükselirken babası O'nun kendini aşan gücünde rahatsızdır. Öte yandan çıkarları gereği Asa Ron yaptıkları gizli görüşme sonrası Tagon'un önerisiyle mahkemede onun mistik güçlere sahip bir kişilik olduğunu, bu nitelikleri ile Ollimsani yapma hakkına da sahip olduğunu ilan eder. Dahası mahkemeye getirilen bir tanığın şahitliği doğrultusunda söz konusu bu şikayet bizzat Sanung Niruha babası tarafından yapılmıştır. Elbette adam suçlamaları kabul etmez. Mahkemeye silahla katılımları ve Asa Ron üyelerini kılıçlarını doğrultmaları iki taraf arasında gerginlik sonrası çatışma çıkmasına neden olur. Kan dökülür. Sanung Niruha yanındakilerle salonu terk eder. Ancak yolları Ta Gon askerleri tarafından kesilir. Taraflar birbirlerine saldırırken Wahan savaşçısı gibi yüzünü boyayan Eum Seom adamın adını haykırarak çatışmaya doğru at sürer. Kendisi için tek kaçış gibi algılar ve uzattığı eli tutup atına biner. Oysa Onun tarafından rehin alınmıştır.
 

Herkes bir anda ortaya çıkan yabancının kimliğini tartışadursun haberler Asa Ron ve Ta Gon'a ulaşır. Rehinesinin boğazına bıçak dayayan Eum Seom Wahan halkının karşılığında şefi serbest bırakacağını duyurur. Olay yerine ulaşan Ta Gon ise bir kez daha kalabalık tarafından alkışlanırken onunla silahsız görüşmeye gönüllü olur. Ancak yüz yüze geldiklerinde Eum Seom adamın öyle olmadığını fark eder. Bu arada öncesinde lider Sanung oğlunun zaten ölmesini istediğini sonuçta bundan onun sorumlu tulacağını söylemiştir. Sonrasında boynundaki kolyeden onun kim olduğunu fark edip annesi Asa Hon'a kabilesinin borçlu olduğunu, sağ çıkmasını sağlarsa onu ve kabilesini koruyacağını vadetmiştir. Karşılığında oğlu tarafından ihanete uğradığını ve bu Wahanlı savaşçı tarafından kurtarıldığını beyan edecektir. Baba-oğul arasında zaman zaman anlayamadığı yerlere varan uzun bir konuşma olur. Ta Gon ikna için söylediği onca söze rağmen işlerin kendi istediği yönde ilerlemediğini ve babasını ikna etmeyi başaramadığını fark edince ani bir kararla boğazını keser... Halihazırda elinde bunun için suçlayabileceği bir Wahanlı vardır.
Wahan'lı Tanya

Dizide geçen bazı terimler ve anlamları:
 
Aramun Haessula: Arth mensubu ölümlü halkların tanrılarındandır. Ölüm ve birliği temsil eder. Ayrıca Üç nesne (ayna, kılıç, ?) ve Kanmureu (yeryüzündeki en hızlı at) ile ortaya çıkacak ve Arthdal ülkesini tek çatı altında birleştirip ülke kuracağına inanılan efsanevi kişiliktir. (Kişilerin hakimiyetlerini meşrulaştırma adına kendilerini kutsallaştırması durumu söz konusu.) Sözü geçen diğer tanrılar: Airuju, Adalet Tanrısı İnainshingi, Cennet Gölü Tanrıçası İsodulyong, Daraburu.)
 
İnaishingi: Aramun'a karşı kabileleri birleştirip ona meydan okuyacağı söylenen bir başka efsanevi kişilik. Ayrıca tıpkı Aramun gibi tanrı.
 
Sarang: Ölümlü toplumlara verilen addır. (Korece İnsan anlamına gelir.) Sekiz kabiledir ve her kabileyi simgeleyen bir tanrı ya da tanrıça vardır. (Saenyeok - Daekon Kabilesi (Tanrıçası Daraburu, Lideri Sanung), Asa Sin / Beyaz Dağ Kabilesi (Tanrıçası: Cennet Gölü Tanrıçası İsodulyong, Lideri Asa Ron) Hae Kabilesi (Mihol ve Kızı Taealha), Ago Kabilesi (Tanrısı: İnaishingi), Momo Kabilesi (Lideri:Xaraba) gibi kabileler bu gruba mensuptur. Ayrıca Ago kabilesi gibi kimi kabilelerin Myossi, Taessi gibi farklı adlarda alt kolları da vardır.
 
Nweantal: Dudakları, gözleri hatta kanları da mavi akan, insanların aksine rüya görebilen olağanüstü fiziksel güce ve gece görü yeteneklerine sahip bir ırk.
 
Igıtı / Igutu: İnsanlar ve Nweantal'ların birlikteliğinden doğan melezler için kullanılır.
 
Bachidoore: Arthdal'da yapılanmış lonca teşkilatı türünde bir birlik.

Ollimsanis Yapmak: Ruhun doğumunda yaratıcıya yönlendirilmesi ya da ölüme yaklaşanlar için yapılan bir ayin. Ancak bunu yapma yetkisi sadece Beyaz Dağ Kabilesi (Tanrıçası İsodunyong, Lideri Asa Ron)'a ait. Diğerlerinin yetkisi yok. Yapması yasak ve suç kabul ediliyor.
 
Dujeumsaeng: Köle ya da kaçak mahkum.
 
Iarklı Olmak: Karanlık Sarp Kayalıklar'ın gerisinde yaşayan ve Arth halkı tarafından barbar olarak nitelenen kavimler.
 
Kanmoreu: Aramun'un bindiği söylenen efsanevi at. 
 
Atturad:  Nweantal'ların yaşadığı bölgenin adı.
 
Niruha: Arth diyarında kabile şeflerine ya da başkan konumundakilere verilen unvan.
 
Benetbeoth: Wahan diline göre ikiz olma durumu.
 
Daraburu Kehaneti: Ta Gon doğduğunda söylenen bir kehanet. Üç nesne ortaya çıkacak ve birliği bozup Arth'ı yıkıma götürecek.
Saya rolünde Song Joong Ki (İzlerken Ben: 😍)
EK NOTLAR:
 
- Nedenini pek bilemiyorum ama dizi ana vatanında nedense sevilmemiş. Hatta alay konusu olmuş. Belki tarihi gerçeklere çok uzak ve uyduruk falan gelmiştir.

- Dizi için ilk önce düşünülen isim Arthdal  / Asdal'dır. 
 
- Arthdal ​​Chronicles’in çekimleri 2018'de başlamış. Öncesinde çekimler için bir plato kurulmuş. Üretim maliyeti 40 milyar KRW’den fazla tutmuş. (veya yaklaşık 35,250,000 USD). (Kaynak)
 
 
Dizideki Absürt Şeyler
 
 
- Arth diyarında üst sınıf kıyafetleri: Bronz çağındalar. Demire geçiş aşamasındalar. Bu noktada tasarımları gayet hoş da ne Tanya'nın (özellikle tapınağa geldikten sonrakiler) ne de Taealha'nın kıyafetleri döneme ait durmuyor. Aynı şey Saya'nın giydiği kaftan tarzı giysiler için de geçerli. (Çooook yakışıyor ayrı:)

- Saya'nın çocukluğundan itibaren rüyalarını yorumlama yetisi. Birinin gözünden başka bir hayat yaşıyor. Tanya Eunseom adlı bir arkadaşından bahsediyor. Dahası rüyasında da illaki ona o adla hitap etmiştir. İnsanlar onu görünce tuhaf oluyorlar. Bahsi geçen kişi ile bir şekilde bir bağı olduğunu düşünemiyor mu?
 
Eunseom & Saya rolünde Song Joong Ki (İzlerken Ben: 😍)

Editör Yorumu:

- Açıkçası ben de bu yapımı iki kez izlemeyi başlayıp ilk bölümün ardından yarım bırakanlardanım. Bizdeki diziler gibi her bölümün 1 saat 20 dakika olmasından mıdır yoksa karışık geldiğinden midir nedir dönemsel işler izleme tercihlerimde üst sıralarda yer alsa da ilkçağ tarihini anlatan yapımları pek sevmediğimden bir bir türlü seyir modu yakalayamadım. Yeniden başlamamın sebebi 2. sezon değişen oyuncular. Lee Joon-Gi'nin yer aldığı her projeyi bir iki istisna hariç şu ana kadar beğenmiş olmam. Bu yüzden konuya hakim olabilmek adına izlemeyi deneyim dedim:) Bu kez kesinlikle fikrim değişti. Aslında izlenmeye değermiş. Keşke daha önce şans verseymişim. Bazen galiba doğru anı bulmak ve biraz odaklanmak gerekiyor.
 
- Hikayede Eum Seom ve İkizi Saya'ya hayat veren oyuncu Song Joong Ki'nin özellikle Saya hallerine bayıldım. İki ayrı kişiliği çok güzel yansıtmış. Uzun saç çok hoş gidiyor kendisine. Bakışları, bebeksi yüzü, dudakları vs son derecede etkileyici ve çekici. Açıkçası ikinci sezonda da role devam etmesini isterdim. Fiziksel olarak açık ara Lee Joon-Gi'den daha yakışıklı zaten. Acaba neden böyle bir durum yaşandı? Yukarıda belirttiğim gibi ülkesinde yapım  pek sevilmemiş hatta alay konusu olmuş. Kendisi bu nedenle mi istemedi devam etmeyi? Bilen varsa ve yanıtlarsa sevinirim.

Saya rolünde Song Joong Ki (İzlerken Ben: 😍)
 
- Asa Hon nasıl olup da Neanthal dilini öğrenmiş? Çevirmenlik yapıyor. Aynı şey karşı taraf için de geçerli. Ölümlülerle ilişkileri var gibi gözükmüyor.
 
- Ragaz gibi Neanthal'ler oldukça vahşi ve medeniyetten uzak yaşıyor görünüyorlar. İnsanlar ve Neanthalların beraber olması bu bağlamda biraz acayip. Sonuçta ortada hatırı sayılır Igutu çocuk var.
 
- Birinin halkı diğerinin sonunu hazırlamışken Asa Hon ve Ragaz nasıl yakınlaştı? Bunu görmek isterdim doğrusu.
 
- Ucu açık kalan cevapsız yığınla soru var. Mesela Ta Gon'un annesi kimdi? Sürekli yüzü maskeyle gezen konuşma yasaklı Yangcha'nın (İlk hangi bölümde göründü onu da bilmiyorum) Taealha ve Ta Gon'un gizli çocukları olduğunu düşünmüştüm. Sezon sonundaki gelişme bunu bir parça boşa çıkardı.
 

Arthdal Chronicles 2: The Sword of Aramun (2023)

 
Arthdal Chronicles 2: The Sword of Aramun / Arthdal Yıllıkları 2: Aramun'un Kılıcı

Bölüm Sayısı: 12 / Süre: 1.Saat 20 Dakika
Yayın Kanalı: tvN / Disney +
 
Dikkat: Aşağıdaki yazı dizi hakkında ayrıntılar içerir.
 
 
Gözleri yollarda bir devam hikayesi bekleyen izleyici 3 yıl sonra muradına erdi. Sevenlerini ne kadar mutlu etti bilemiyorum, Arthdal Chronicles: The Sword of Aramun 9 eylülden itibaren yayınlanmaya başladı Eunseom / Saya rolünü bu kez Lee Joon-Gi, Tanya rolünü ise Shin Se-Kyung canlandırıyor. Sadece onlar değil belli başlı bazı karakterler de değişti. Bu nedenle dizi daha yayınlanmadan bir kesimin eleştiri oklarının hedefi oldu. 
 


Yapımcıların oyuncu değişiliği bahanesi ilkinin başarısızlığıydı ya güya!? İki yapımı ilk iki bölümü açısından izlenme oranlarını kıyaslarsak ilk serinin daha başarılıymış. 
 
Eunseom rolünde Lee Joon-Gi
 

Hikaye on yıl sonrasına taşınarak devam ediyor. Eunsom İnai Shingi olarak kabul edilip halkının kahramanı bir lider haline gelmiştir.  Arthdal'da ise kral tacı giyen Ta gon kendi efsanesini yazmaya devam etmekte ve kabileleri birer ikişer fethedip kendine tabi kılmaktadır. Saya penceresinde işler çok çabuk değişir. Önce İnai Shingi'nin bahsi geçen Eunsem olduğunu öğrenir. Özellikle Tanya Ta Gon'a karşı onunla müttefik olmasını arzulasa da kendine sakladığı planları vardır. Eunseom maske takarak katıldığı bir kabile ittifak görüşmesinde suikaste uğrar. Ama o zaten İnal Shingi olarak boy gösteren kişinin gerisindedir. Uzak bir noktada süreci izleyen Saya'da yüzünü gizlemiştir. Beklenenin tersine düşmanın kulübeden sağ çıkar. Her birinin aynı maskeyi takması aradığı adamı bulmasını zorlaştırır. Çıkan çatışmada Eunseom'u ayırt ettiğinde onun da kendisini fark etmesi kaçınılmazdır. Birebir dövüş Eunsom'un tahta maskesinin kırılması ve Saya tarafından yüzünün görülmesiyle sonuçlanır. Ancak Eunseom onun kadar şanslı değildir.

Saya rolünde Lee Joon-Gi
 
NOT:
 
Yapım kendi kanalı haricinde bu kez Netflix'de değil Disney +'da yayınlanacak.

 
Hatırlatma: Bu arada bekleyen sitemkar kesime: 2019-2022 yıllarında Covit 19 pandemi süreci yaşadık. Film- dizi sektörü vs durdu. Unuttunuz mu?





27 Ocak 2018 Cumartesi

Black Knight: The Man Who Guards Me (2017)

1/27/2018 12:09:00 ÖÖ 0 Comments


Tam adı Black Knight: The Man Who Guards Me olan seri Slovakya'da eski çağ görünümlü bir mekanda başlıyor. Gizemli adamımız Moon Soo-Ho varlıklı, el attığı her işi kotaran biridir ve o sırada şehirde şarap üretimiyle uğraşmaktadır. Jung Hae-Ra ise Seul'de bir seyahat firmasında çalışmaktadır. Sırtından geçinmeyi birincil önceliği edinmiş teyzesiyle birlikte kalmaktadır. Bir gün tuhaf biçimde şans eseri gençliğinde ailesiyle gittiği eski terziye yolu düşer. Sahibi olan kadını da hatırlarken gördükleri karşısında şaşkına uğrar. Çünkü aradan geçen yıllara karşın kadına zaman değmemiş gibidir. Üstelik yıllar önce siperiş verdikleri şık paltoyu tam da o an ki yaşına uygun biçimde dikmiştir. Kaliteli kumaştan ve son derece güzel bir el işçiliği ile kıyafet üzerinde mükemmel biçimde durur. 
 
Patronunun isteğiyle daha önce ülke dışına çıkmamış kızımız ünlü bir fotoğrafçı ile görüşmek için yollara düşer. Daha önce tanışmadığı ve yüzünü de görmediği adamla buluşmak üzere kararlaştırılan mekana geldiğinde tarifteki gibi giyinmiş ve yanında fotoğraf makinesini taşıyan Moon Soo-Ho'yu görür ve O'nu aradığı adam zanneder. Moon Soo-Ho ise bir süre önce ortak geçmişe sahip olduğu Jung Hae-Ra'yı karşısında bulmaktan memnundur. Kendisi hakkındaki gerçeği açıklamak gibi bir girişmde bulunmaz. İkili karşı konulmaz biçimde birbirlerinden etkilenmiş halde yollarını ayırdığında Jung Hae-Ra yalnış adamla görüştüğünü farkına varır. Ardından bir diğer tesadüf onları bir araya getirir. Şehrin tarihi havası adamı daha da gizemli kılmıştır. Jung Hae-Ra Kore'ye döndüğünde birkaç haftadır hayatındaki değişimi düşünür ve aldığı paltonun şans getirdiğini sonucuna varır. Böylece bir kez daha Sharon terzisine gitmeye karar verir. Nedendir bilinmez, iş yerinin gizem yumağı sahibesi de ona şık kıyafetler vermeye gönüllüdür.


Editör Yorumu:  
 
- Dizinin fragmanlarını KBS World kanalında gördüğümde her ne kadar oyuncu Shin Se-Kyung'un rol tarzını sevmesem de izleme listeme almadan edemedim. Vampire Knight anime serisini fazlasıyla hatırlatan backround müzikleri ile başlangıçta gayet gizemli ve gotik bir havası vardı ki beni de çeken bu oldu. İzlemeye başladığımda ise sanki daha o ilk sahnelerde biraz Goblin vari giriş yapılmak istenmiş gibi hissettirdi. Bölümler ilerledikçe tüm o çekici hava kayboldu ve konu ne yazık ki vasat bir hale geldi. 
 
- Birileri neden bu oyuncuyu başrol kadın olarak seçmekte ısrar ediyor anlamış değilim. Tamam iyi hoş, mütevazi bir duruşu var. Yine de Sensory Couple hariç hangi dizisinine denk geldiysem sevemedim bir türlü. Kim Rae-Won'u ise en son Doktors dizisinde izlemiştim. Aralarında kimya yakalayamadım. Seo Ji-Hye'nın karakteri daha ilgi çekiciydi. Wamp olmak kolay değil tabii:)  Moon Soo-Ho'nun geçirdiği değişim şimdi ne olacak ki dedirtiyor olsa da benim açımdan heyecanını kaybettiği için bitse de gitse modundaydım. 
 
- Finali hiç umduğum gibi olmadı. Aslında sevdiğimi söyleyebilirim bile. Diğer türlü çok banal kaçacaktı zaten. Ve yine Goblin vari bir yazgı gördük. 
 
- 2017 fazlasıyla diziyi takip ettiğim yıl oldu diyebilirim ve gerçekten iyi hikayeler izledim. Ama şu ara  sıkılıyor ve son zamanlarda izlediğim hiçbir yapımdan bir tat alamıyorum. Herhalde hızlı dizi tüketicisi olmanın  etkisi büyüktür. Belkide biraz ara vermem gerek. 

26 Temmuz 2016 Salı

A Girl Who Sees Smells (Sensory Couple) 2015

7/26/2016 02:22:00 ÖÖ 0 Comments
 
Bazı diziler arşivliktir ancak aynı dönemde birden fazla dizi izlemişsem kimilerini başka başka sebepler yüzünden erteleyebiliyorum. The Girl Who Can See Smells'i de When a Men Loves dizisindeki rolünde beni hayli irrite eden Shin Se-Kyung'u görünce yine böyle bir yargıya yenik düşüp izleme listemde ötelemiştim. Yazık ki iyi bir seyirlikten etmişim kendimi. Ama bazen arka arkaya izlemek yaratacağı sıkılma ihtimaliyle güzide olabilecek bir yapımı harcamanıza neden olabiliyor. Sonuç olarak ara verip de dönünce ve eldekilere bakınca karşımıza çıkanlardan daha iyi keyif alabiliyoruz. Gelelim bir Webcomic / İnternette yayınlanan çizgi romanı uyarlaması olan dizimizin hayli ilginç sayılabilecek konusuna.
 

Bir akşam okuldan eve dönen Choi Eun-Seol birkaç dakika önce yolda olduğunu haber verip ramen pişirmesini istediği annesinin ve babasının yerde hareketsiz yatan bedenleriyle karşılaşır. Gördüğü manzaranın şokunu yaşarken evin karanlık bir noktasında beliren yabancı ile yüz yüze gelir. Görünüşe göre katilin sonraki hedefidir. Can havliyle uzaklaşmaya çalışır. Yüzü seçilmeyen yabancı isminin yazılı olduğu yaka iğnesini son anda göğsünde çekip koparsa da elinden kaçıp gider. Gecenin karanlığında devam eden kovalamaca yolun sonunda Choi Eun-Seol'e bir arabanın çarpmasıyla sona erer. Darbenin şiddetiyle havaya savrulup yere düşen ve ağır biçimde yaralanan kız, kendinden geçmeden önce bakışlarını gölgeler içinde dursa da seçebildiği katilin yüzünden ayırmaz. Kazaya sebep olan sürücü arabadan çıktığında ve O'nu hastaneye yetiştirdiğinde öldürülmekten kılpayı kurtulmuştur. Ancak yüzünü gördüğü için katilin pes etmeye niyeti yoktur.
 

Aynı akşam Choi Moo Gak kızkardeşinin arayıp otobüs kazası geçirdiğini haberi üzerine hasteneye koşar. Ne yazık ki daha kısa bir süre önce telefonda konuştuğu biricik kızkardeşinin cansız bedeniyle karşılaşır ve  dehşet içinde görür ki boynu kesilmiştir. Acı ve öfke içerisinde gözyaşlarına boğulur. O gecenin ardından yaşadığı kaybın yarattığı travma sonrasında  his yeteneğni kaybeder. Farkında değidir ama sadece aynı ismi taşıdığı için katil kızı hedefindeki kurbanı sanmıştır. Ancak Choi Moo Gak o sırada yaşananların ardında bir seri katil olduğunu bilmemektedir. 
 

Bir başka odada koma halinde yatan Choi Eun-Seol ise aradan geçen 193 günün ardından  uyanır ve yanı başındaki hemşire kızın kendisine yönelttiği bakışlarında tek gözünün yeşil olduğunu irkilerek fark eder. Dahası  garip biçimde kokuları görebilmektedir. Elbette önce başına ne geldiğini anlayamaz ve bir çeşit krize girmiş görünür. O geceye ve kazaya dair hafızası bomboştur. Davayı soruşturan polis tarafından evlat edinilir ve cinayet tanığı durumunda olduğu için adı da Oh Cho-Rim olarak değiştirilir. Rehabilitasyon süreci sonrası eve döner. Altı ay sonra Choi Eun-Seol bir tiyatro grubunda kendisine yer bulmak umuduyla ayak işlerine bakarken Choi Moo Gakco ise polis memuru olmuştur. İkilinin yolları bir suç kovalamacasında kesişir. Aynı sıralar cinayet masasında "Barkot Cinayetleri" dosyası kapsamında kaybolan iki kişinin arama çalışmaları devam etmektedir. Katilin kurbanlarının bileğinde barkot izi bıraktığı o dava Oh Cho-Rim ve Choi Moo Gakco'u aynı tehlikeyle bir kez daha yüzleşmek durumunda bırakacaktır.

          Namkoong Min: Oyuncu ve model
Not: Bu dizide etkileyici fiziği ve yakışıklı yüz hatlarıyla yetenekli aşçı Kwon Jae Hee rolünde izlediğimiz 1978 doğumlu oyuncu Namkoong Min, sergilediği oyunculukla beni her anlamda kendine hayran bıraktı. Farklı karakterleri denemek konusunda iyi iş çıkardığını düşünüyorum. (2022'de evlendi)

2 Ocak 2014 Perşembe

Çöp Diziler (2007-2015)

1/02/2014 12:31:00 ÖÖ 0 Comments
Çöp Diziler Part 1 (Yıl Sıralamasıyla)
 
Kore dizi arşivim kabardıkça kabarmış ve harddisk dolup taşmış. Yetişkinseniz zaman artık daha kıymetli. Ben de ikinci kez dönüp bakılmaya değmeyecek serilerden kurtulayım da iyilere de yer açılsın dedim. Sadece izlemiş olmak için izlenmeye değmezse yayın dönemi ara kalite işlerden biri gibi görünen her yapımı çöpe yollayabiliyorum artık. İndirmişsem izleyim devri geçti. Görünüşe göre ne konu ne de oyunculuklar gözüme ya da gönlüme hitap etmeyince aşağıdaki listeyi ilk kısım olarak oluşturdum. Hatta şunu söyleyebilirim ki bunun iki ya da üç katı üşendiğim ya da tamamen zaman kaybı bulduğum için yazıya dökmediklerim var. Sonuçta Prime Time dizilerin bölümleri 16- bazen beğenilirse (+2), 20 (+4) ya da en fazla 50 bölümlük. Eh ülkede ortam bu kadar üretim yapmayı gerektiriyorken her yapımın  mükemmel olması beklenmez. Her yıl görüldüğü üzere aradan bir kaçı sıyrılıyor zaten. (Orada da kimi başrol seçtiğiniz en büyük etken kanımca. Gong Yoo, Hyun Bin, Son Ye Jin'le çalışıyorsanız işiniz garanti oluyor mesela genelde. Sanırım bazı oyuncularda şeytan tüyü var:) Yeni kore dizisi takipçisiyseniz ve yüzlerce dizi izlememişseniz belki bunlar da hoşunuza gidebilir. Bazıları için yapılan "çok iyi" yorumları aynı hissi bana yaşatmamışsa zaten birşey ifade etmiyor. Benim gibiler için artık bu durum pirincin taşını ayıklamak değil de pirinçteki yemeye değer en lezzetli iri taneleri seçmeye döndü. (Mazur görün. Biraz açım :)
 
Buradakiler benim seçtiklerim. Herkes elbette aynı fikirde olmayabilir. Zevkler ve renkler farklıdır. Bu yüzden öyleymiş böyleymiş niye beğenmemişim gibi yorumlar yapmayın lütfen.
 

Hatırlatma: Diziler için yapılan yorumlar orada yer alan karakterleri canlandıran oyuncuya değil oynadığı role dönüktür. Gerçek hayatta nasıl insanlar olduklarını bilsem bile (ki bildiğimi söyleyemem) kimseyi görünüşü ya da kişiliği nedeniyle yargılama hakkına sahip değilim. Kaldı ki bir çoğunu da tanımıyorum ya da sosyal medya kanallarını da takip etmiyorum. Naçizane bir dizi-severim o kadar.

 


Scholar Who Walks The Night (2015)
 
Başrolde sevdiğim oyncu Lee Joon Gi ve Lee Soo Hyuk ile bir fantastik vampir hikayesi olan yapım benim açımdan Lee Soo Hyuk'u daha dikkat çekici bulduğum genel olaraksa sönük kabul ettiğim bir dizi (Olumlu bulabileceğim tek yanı Ost albümündeki bir iki şarkıyla sınırlı). Uzun zaman önce izledim ve arşivden de sildim. Şu an zaten hiç birşey da hatırlamıyorum. İnternneten aldığım konu bilgisi şöyle: Bir komplo sonucunda vatana ihanet ile suçlanan üst sınıf bir ailenin genç kızı (Lee Yoo-Bi) erkek gibi giyinerek kitap satmaya gider. O gece yürüyüş yapan yakışıklı bir alimle (Lee Joon-Ki) karşılaşır. Ancak alim aslında bir vampirdir.


Noble, My Love (2015): 

Yayın Kanalı: Naver TV Cast

Arşive ne zaman koyduğumu anımsamadığım bir dizi. Aslında 20 bölüm olsa da  dizi denmeli mi emin değilim. Çünkü her bölüm sadece 15 dakika. Dolayısıyla neden böyle bir tarz benimsenmiş bilemiyorum. Aynı adlı manga / manhwa uyarlaması. Konu klasik. Zengin, sinir bozucu derecede gıcık, dediğim dedik, herşeyin parasal karşılığı olabileceğini zanneden Ceo'muz birkaç adamın kaçırma girişimi sonrası yaralanır ve veterine kızımızn kliniğine kendini atar. Baygın halde iken onun tarafından tedavi edilir. Sonrasında iyliğin karşılığını ödemek ister. Mütevazi kızımızın gözü yükseklerde falan değildir. Ama adam işi mecburiyete bağlar. Yeni bir dükkan öneririr. Kabul edilmeyince kiracısı olduğu binayı yıkacağını söyleyerek satın alır ve seçenek bırakmaz vs. Sebepler ve sonucunda oluşan hikaye öyle içimi falan ısıtmadı. Adamın yaptığı zorbalığın sevimli bulunacak tarafı da yoktu. Zaten başrol erkek beğendiğim oyunculardan değil. Dizi için hazırlanan afişler kendisinden çok daha sevimli. Kısa süreli olmasaydı ve 16 bölüme vs yayılsaydı zaten emin olun zahmet edip izlemezdim.


Blood (2015)
 
Bu dizi fragmanlarıyla bende büyük beklentilere yol açan, yalnızca bir bölüm izleyince tüm gizem ve havasının şişirilen balonun sönmesi gibi bir etki bırakan bir diğeri hayal kırıklığı yapımdır. Dizinin iyi reytingler alması ise anlam veremediğim bir diğer ilginç durum. Oyuncu Ahn Jae-Hyeon, enfekte yolla vampir olan ailesinin öldürülmesinin ardından bir yandan sırrını paylaşan ve normalleşme üzerine çalışmalar yapan genç bir genetikçi ile yaşamakta bir yandan da bir yandan da genç yaşına rağmen edindiği şöhretle Kore'de prestijli bir hastaneye birim şef olarak atanan karizmatik (olmaya çalışılmış ama nafile) doktor Park Ji-Sang rolünde. Yapımın kendisine en büyük getirisi herhalde aralarındaki yaş farkına rağmen hayatının aşkı olup evlendiği Ku Hye-Sun olsa gerek. (Gerçi daha sonra hayli travmatik şekilde boşandılar.) Ancak ben bu dizi için O'nun seçilmesinin faciayı yaratan ana sebep olduğu kanısındayım. Dizide konuşma tarzından tutun da sergilediği oyunculuğu kadar pek izlenir bulamadım. Aslında Boys Over Flowers (Kkotboda Namja) dışında yapımına denk gelmemiştim. Çünkü oyuncu çok aradığım yüzlerden değildi. Zaten her işe el atan bir hatun. Yazar, yönetmen, oyuncu vs. Böyle her dala konma olayını sevmiyorum. Hangi işte profesyonelsen önceliğin o olmalı ki bana göre o oyunculuğu olmayabilir. Bununla birlikte son dönemde bir sağlık sorunu olduğunu izlemiştim ve kendisi için üzüldüm. Umarım her şey yolunda gider ve düzelir. Baş kötü karakterimize diyecek sözüm yok. Çünkü kendisi işinin ehli deneyimli bir aktör olan (Sarayın Mücevheri dizisindeki yüzbaşı Min'i unutmam mümkün mü:)) Ji Jin-Hee. O'nu en son Misty' de izleyip resmen bayılmıştım.
 
 
 
The King's Face (2014)

 
2014 yapımı bir diğer vasat KBS draması yapım için söyleyebileceğim yegane şey harcanan paraya yazık edilmiş olduğudur. Karakter seçimi ve oyunculuklara ısınamadığım gibi hikayeyi de sevemedim. Hatta yüzün dış yapısından kaderi belirleme şeklindeki bir diğer batıl uygulamaya tanıklık ederken fantastik kalıbına bile koyup o gözle izleyebilmem mümkün olmadı. Sonuçta hikaye sarmadı işte bir türlü. Elbette her diziyi beğenmek zorunda değiliz. 15 yıldır izleyici olduğum düşünülürse artık seçici olmak da şaşırtıcı değil. Bazen karakterler ve roller bir giysi gibi dar gelir ya da bir kaç beden büyük kaçabilir.  Sanırsam biraz öyle bir durum benim için. Kimi zaman kapak resimlerine ya da fragmanlara kanıp işe yaramayan diziler indirdiğim oluyor. İyi ki orada denk geldim de boşuna uğraşmış olmadım. KBS World'un akşam 18;30 dizi kuşağı işime yarıyor bu anlamda.
 

You Are My Destiny (Fated to Love You) (2014)

 
Bu diziyi keşfettiğimde özellikle Jang Hyuk'u o rüküş saç modeli ve garip ve iç bayıcı kişiliği nedeniyle sıkça boğmak istemiş nedense School 2013'te de izlediğim ve genelde ezik kişiliklere hayat veren rollerine denk geldiğim Jang Na Ra'ya ise fazlasıyla üzülmüştüm. Serinin bizde uyarlanıp No: 309 dizisi adıyla yapıldığı yorumlarına ise şaşırdım. Çünkü No:309'u izlediğimde bana bu diziyi hiç anımsatmamıştı. Gelelim konusuna: Güzel ve ünlü balerin sevgilisiyle evlenmeye hazırlanan zengin ve soylu bir ailenin varisi Le Gun,  büyük annesinin kendisini baş göz etme planı doğrultusunda kurduğu tuzağa düşer ve başına ummadık bir iş gelir. Kendi halinde çalışan, sessiz sedasız Kim Min Young ise tatil için sonunda uygun bir fırsat yakaladığı için mutlu mesut kendini otele atar.Tamamen kazara bir şekilde esasında Le Gun'a hazırlanmış ve içine yan etkileri artırılmış  içeceği içince sarhoş olur ve geceyi birlikte geçirirler.

 
 
Uyandıklarında artık her şey olup bitivermiştir! Le Gun, sanki her şey tek tarafın istemesiyle gerçekleşmiş gibi sinir küpüne döner ve kıza hayli kaba davranır. En sonunda hiç birşey olmamış gibi yollarını ayırmayı deneseler de  Kim Min Young'un hamile kalışı ikisi için durumu içinden çıkılmaz bir hale sokar. Elbette tam da umduğu sonucu elde eden büyük annenin de arzusuyla kendilerini nikah masasına götüren sürecin içinde bulurlar. Başlangıçta Le Gun içine düştüğü durumun kız tarafında  hazırlanan bir tuzak olduğunu düşünse ve tüm olanlara sinir olup acısını Kim Mi Young'dan çıkarmak için elinden geleni yapsa da zaman geçtikçe bu sessiz ve naif kadının hiç de düşündüğü gibi biri olmadığını ve O'na haksızlık ettiğini fark eder.
 

Gunman in Joseon (2014)
 

Bu dizi her bölümünü düzenli biçimde takip edemesem de özellikle muzikleriyle dikkatimi çeken ve KBS World'de izlediğim yapımlardan birisiydi. Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo'la kendisine aşina olduğum Lee Joon Gi aslında bütün dizilerini bulup da izleyeyim dediğim ya da yana yakıla  takip ettiğim oyunculardan biri değil. Ama 19.yy'a ait "batılı centilmen" giysiler içinde izlemek de oldukça keyifliydi. Bununla birlikte ne genel öyküsü ne de romantizm olmazsa dizi tutmaz cinsinden araya sıkıştırılmış hissi uyandıran aşk hikayesi etkileyici gelmedi. Belki izlerken havamda değildim bilemiyorum. Konu kısaca bir intikam hikayesi sunan öykümüz yıllar sonra gizemli bir silahşör olarak ülkesine dönen ve ailesini  yok eden düşmanına karşı çetin bir mücadeleye girişen Park Yoon-Kang çevresinde şekilleniyor.

 
 
When A Man Loves (2013)

 
Hikaye annesinin kendisini de geride bırakıp kardeşini de alarak tefecilere ödenmek üzere biriktirilen para ile kaçması sonrası babasını kaybeden ve alacaklıların hedefi olan Han Tae Sang (Song Seung Heon)'ın bu karanlık dünyanın parçası haline gelmesi ile başlıyor. Patronun insafa gelmesi ya da ödeme karşılı sayması yüzünden olsa gerek yanına aldığı çocuk sert bir dünyaya adım atar. Yıllar sonra alacaklılardan yapılacak geri ödemeleri toplayan grubun lideri ve işin ikinci adamı haline gelir. Patronu da içten içe rahatsız eden bu duruma, genç sevgilisi Baek Sung Jo'nun da Han Tae Sang'a abayı yakması eklenince kısa süre sonra işleri içinden çıkılmaz bir hale getirir. Bir kitapçıdan alacak tahsili için kapıya dayadıkları gün dükkan sahibinin kızı Seo Mi Do (Shin Se Kyung) da olaya şahit olur. Adamlar tarafından tartaklanırlar. Mekana daha sonra gelen ve fakir gururunu kendisi de çok iyi bilen Han Tae Sang bir süre kızın direnişini uzaktan izler. Sonrasında durumun daha da çirkinleşmesine izin vermez. Parasını ödeyeceğini söyleyen kıza zaman tanır. Ancak kız ofisine geldiğinde o kadar kısa sürede bulması zaten mümkün olmayan borcun karşılığında kendisini önerir. Han Tae Sang ufak bir şaşkınlık yaşasa da sonrasında teklifi kabul eder. Otelde yeniden bir araya geldiklerinde aslında böyle bir niyeti olmadığını belli etmekte gecikmez. Faizi sildiğini ve ana para için bekleyeceğini söyleyip gider. Birkaç gün sonra ise borcun tamamını sildiği gibi sağ kolu Lee hang Hee aracılığıyla kıza burs niteliğinde olacak bir banka cüzdanı gönderir. Ancak verdiği keyfi kararlar büyük patronun iyiden iyiye rahatsız etmektedir. Doğum günü kutlaması sırasında alkolun de etkisi ile ailesini hedef alan yakışıksız sözler sarf eder ve gece kavga ve cinayetle sonuçlanır. Olaylar yedi yıl sonrasına bağlanarak devam eder.

Dizi müziklerinin şarkı sözleri için Tıklayın 
 
The Moon Embracing The Sun (2012)
 



Tarihi dizi "The Moon Embracing The Sun" takipçilerinin muhtemelen bildiği üzere Kanal 7'nin yaz sezonu Kore dizileri arasında Sonsuza Dek adı ile Moon üçlemesinin ikinci dizisi olarak ekrana da geldi. Beğenildi mi bilemiyorum tabii o da ayrı. Konusu kısaca Kral King Lee Hwon ve kadın Şaman Wol arasındaki aşkı anlatır. Yanılmıyorsam Kore'de özellikle monarşi dönemlerinde Şilla dönemi ikiz doğumun lanet sayılması vs. batıl fikirler, büyü ve kehanet olayı idareciler ve halk üzerinde hayli etkiliydi. Wol gerçekte veliaht prenses olarak doğmuş ancak idamla karşı karşıya kalınca kimliğini gizleyip bu yaşam biçimini seçmiştir. Konu hoş görünse de ne yazık ki bazen neden bilemiyorum özellikle başta Kim Soo-Hyun olmak üzere oyunculuklardan mı yoksa dizinin işlenişinden midir bilinmez ortaya facia bir iş çıkmış. Zaten birbirine yakın biçimde yayınlanan üç Moon'lu diziden çöplüğü hak edeni de bana göre budur. Aslında özellikle kadın karakterlerin gençlik hallerini hayat veren oyuncuları sevdim. Ama bir türlü hikayeye ısınamadım gitti.  
 

My Girlfriend is Gumiho
 (2011) 

Bu dizinin bana "ah şöyle güzel, bak konu muhteşem, başrol çok yakışıklı" cümleleri eşliğinde tavsiye edildiği zamanı anımsıyorum. Sektörün iki ismi Lee Seung Ki ve Shin Min A'yı ilk kez izlerken hevesle başlayıp koca bir hayal kırıklığıyla devam etmiş sonrasında madem başladım bari sonuna kadar götüreyim zorakiliği eşliğinde tamamlamıştım. Shin Min A bu yapımdan beri kesinlikle hiç favori oyuncularım listesinde yer almadı. Hatta diğer dizilerini de sırf bunun yüzünden sevememiş olabilirim. Konusu şöyle:

Cha Dae-Woong (Lee Seung-Ki) üniversitede okumaya gönüllü olmayan şımarık bir gençtir. Asıl hayali aktör olmaktır. Zengin büyükbabası Cha Poong (Byeon Hie-Bong) ise derslerine önem vermesini ve kariyer hedefini değiştirip işin başına geçmesini istemektedir. Mecbur kalması için Cha Dae-Woong'un okul taksidiyle pahalı motorsikletin çalıntı olduğu iddasıyla polise ihbar edip başını derde sokmasına neden olur. Polis merkezinden aldığı sırada Dae-Woong kaçar ve bir dagıtım kamyonuna gizlice biner. Kamyon bilmediği bir yerde durur. Genç adam budist bir keşiş tarafından bir tapınağa götürülür. Nerde olduğu hakkında fikri yoktur. Cep telefonuyla sinyali yakalamaya çalışır. Birden telefonunda bir kadın sesi duyar. Dae-Woong'dan tapığa girip 9 kuyruklu bir tilki çizmesini istemektedir. Ne yaptığı hakkında en ufak bir fikri olmayan Dae-Woong istediğini yerine getirince efsanavi yaratık Gumiho’yu serbest bırakmış olur. Dae-Woong O'nun kendisine zarar vereceğinden korkar ama biftek düşkünü Gumiho Mi Ho sadece sevilmek istemektedir. (Yazının kaynağı alıntıdır. Düzenlenmiştir.)

 
 
Star's Lover (2009)
 
Sevdiğim iki yıldız oyuncuyu Choi Ji-Woo ve Yoo Ji-Tae'yi bir araya gtiren Star's Lover'da hikaye şöyle başlıyor; Üniversitede yarı zamanlı öğretim görevlisi Kim Chul Soo, bir gazeteye verdiği yazı sonrası ülkenin en ünlü yıldızı kabul edilen Ma Ri adına hayalet yazarlık yapması için teklif alır. İkilinin yolları Japonya'da ikinci kez kesiştiğinde fark eder ki Ma Ri'nin seyahat denemesi kitabı “Asuka’da Aşıklar”ı hakkında en ufak bir fikri yoktur. Kültürel yönü de oldukça zayıftır. Ünlü yıldızın dışarıdan lanse edilenin aksine hassas, duyarlı ve yaşadıklarıyla zaman zaman derinden yaralı ruhunu keşfeder. Kim Choul Soo için aşk kaçınılmazken her geçen gün biribirleri hakkında daha çok şey öğrenir ve yakınlaşırlar. İkili spot ışıklarından ve diğer her türlü medyatik ortamdan uzakta durmaya çalışarak ilişkilerini sürdürmeye çalışırken yıpranma süreci de kaçınılmazdır. Özellikle genç kadının geçmişinden gelen üç kişi, yönetici Jung Woo Jin; geçmişte aniden kaybolan ilk aşkı Kang Woo Jin ve hayatındaki her şeyi kontrol etmeye çalışan manipülatif ajans Ceo'su Seo Tae Suk birbirlerine  tutunmaya çalıştıkları o süreçte türlü yaşadıkları zorlukların da yegane kaynağı olacaktır.  Dizi sağlam oyuncularına karşın boş ve sıkıcıydı. Özellikle yan iki karakterden yana "varlıkları zoraki konmuş" hissinden bir türlü sıyrılamadım.
 

Worlds Within / The World That They Live In (2008)

Başrölünde Song Hye Kyo ile Hyun-Bin'i biraraya getiren ve dönemin yüksek izlenme oranları elde etmiş yapımı Worlds Within. Sonrasında ikilinin uzun süren bir birliktelikleri de olmuş. Medyatik bir ilişki sürecinde çok da yakıştırılmışlar birbirlerine. Ama sonrasında Hyun Bin'in Secret Garden dizisi döneminde ayrılmışlar. Kimi internet paylaşımlarında Song Hye Kyo hakkında rol aldığı hemen her dizideki partneriyle çıktığı için ayran gönüllü yakıştırması yapanlara denk gelmiştim. Açıkçası insanların özel hayatlarında kiminleymiş, ne yapıyormuş kısmında değilim. Böyle yorumlar ister istemez bakış açımı etkiliyor. O yüzden uzak durmaya çalışıyorum.


Üniversite yıllarında sevgiliyken çeşitli nedenlerle ayrılıp kendi yollatına gitmeyi seçen Joo Joon Young ve Jung Ji Oh dizi sektöründe tanınan birer yönetmen olmuştur. Görüştükleri birileri vardır ancak eninde sonunda bibirlerine doğru çekilmeleri kaçınılmazdır.
 

Editör Yorumu

Bu diziyi 2010 öncesi izlemiş olsam herhalde arşivimde durmasını isteyebileceğim yapımlardan biri olabilirdi belki. Ancak zamanın eskittiği şeyler dizilerde de kendini belli ediyor. Devrin modası, giyimi, saç tarzı, aşk hikayeleri vs daha dramatik ve yorucuymuş. Bir iki yıl önce tamamını izlediğimde bana öyle fark yaratan, aklımda yer eden bir hikaye sunmadığı için olsa gerek blogda hakkında başlık açmaya ve birşeyler yazmaya değer görmemişim. Tabii yapımın bir hayran kitlesi olduğuda bir gerçek.

 
Tree Of Heaven (2006)

SBS-Fuji Tv işbirliğiyle ekrana gelen ve başrölünde Lee Wan, Park Shin-Hye'yi izlediğimiz 10 bölümlük bu yapım o dönemin melankonik, karamsar senaryolarından bir demet sunmuş yine. Siyasi arenada Japonya ve Kore arasındaki arasındaki bitmeyen husumete karşın söz konusu diziler olunca o dönem birçok Kore dizisi Japonya'da büyük ilgi görüyor hatta yapılan Ost'ların birçoğunda şarkıların Japonca versiyonları da bulunuyordu. Aynı şekilde yavaş yavaş kendini gösteren Kpop furyası da komşuda yeni bir dalga yaratıyordu. 

Hana babasını küçük yaşta kaybetmiş annesi Japonya'ya döndüğünde ise yeni Koreli kocası ve üvey oğlu Yun Suh ile gelmiştir. Hana yeni ailesiyle iletişim kurabilmek için çat-pat korece öğrenmiş ve heyecanla gelişlerini beklemiştir. Yun Suh asosyal ve donuk kişiliğiyle kalbini kolayca diğer insanlara açabilen biri değildir. 10. doğum gününde annesi kaybetmiş, o ölümün ardından zihinsel sorunlar yaşamış ve otizmli bir birey haline gelmiştir. Ebeveynleri balayına giderken işlettikleri hanı vefat eden kocasının kızkardeşibe bırakmış, çocukları da onlara emanet etmiştir. Ancak halası ve kızı Maya, kumar borçlarını ve kolej ücretini ödemek için hanı satma derdindedirler ve Hana'ya türlü sıkıntılar yaşatırlar. Hana her ne kadar yeni üvey kardeşini sevse de delikanlı onunla hiçbir şey yapmak istemez. Ancak sonunda bibirlerine aşık olurlar

Editör Yorumu:

 

Bu diziyi Winter Sonata zamanlarında izlemiş olsaydım belki bugün farklı şeyler yazıyor olurdum. Şimdiyse sadece ruhumu darladı ve atlaya zıplaya üç bölüm anca izlemeye dayanabildim. Arşivde bu kadar eski bir dizi olduğunun farkında değildim aslında. Bir arkadaştan almış ve adını da klasöre eklemişim. Kimler oynuyormuş diye göz atınca izlemeyi sürdürdüm ama saklamaya değer gözükmedi. Günümüzün aranan yüzü Park Shin Hye bu yapımda sadece 16 yaşındaymış:)  


Tree Of Heaven gibi eski dizikerin müzik albümündeki şarkılar cidden dinlenilesi oluyor. 


Princess Hours / Goong Düşlerimin Prensi (2006)
 
 
Kore yapımlarının yeni yeni hayatımıza girdiğ dönemler TRT1'im ekrana taşıdığı Düşlerimin Prensi 24 bölümlük MBC dizisidir. başrolleri Yoon Eun Hye, Ju Ji Hoon, Kim Jeong Hoon, Song Ji-Hyo ve Lee Yoon-Ji paylaşıyorlar.






Hikaye monarşinin halen devam ettiği 2000'li yılların Kore'side geçiyor. Ansızın ölen Kral ve Veliaht prensin kaybı sonrası kraliyet soyunu devamını tehdit altında gören ana kraliçe torunu Lee Shin'i evlendirme karar verir. Anlaşılan eşinin bu konuda çok önceden verilmiş bir kararı vardır. Arkadaşının torununu bu evlilik için vasiyet etmiştir. Böylece sanat lisesinde okuyan Shin Chae-Kyungansızın kendini ülkenin gelecekteki veliaht prensesi olacağı haberiyle yüzleşiyor. Zaten aynı okulda prensele karşılaşan kız için bu haber çoçuğa deliren akranlarının aksine kendisini mutlu etmez. Tahtın iknci sıradaki varisi prens Lee Yul saray kurallarını öğrenmek gibi zorlu yeni hayatına uyum srecinde yakınında yer alır. Tabii kaçınılmaz şekilde ona yanıktır.  Balerin Min Hyo-Rin  ise ortamdaki rekabeti kızıştıracak diğer kızdır.


Prince Hours (Goong S) / Zoraki Prens (2007)
 

20 Bölümden oluşan MBC dizisi her ne kadar ismen yukardaki yapımla benziyor gibi gözükse de birbiriyle bağlantılı değillerdir. Diğerinden bir yıl sonra ekranlara gelmiş, 2009'da TRT 1'de yayınlanmıştır. Başrollerde Se7en, Park Shin Hye, Huh E Jae, Kang Doo yer almaktadır.
 
Hikaye monarşinin halen devam ettiği 2000'li yılların Kore'side geçiyor.  Tahtın şu an ki kraliçesi Hwa-In 30 yaşındadır ve evlenmemiştir. Kraliyetin ikiz prenslerinden birinin saray çalışanı bir kadından oğlu olduğu öğrenilir. Çin lokantasında yemek teslimaçısı olarak çalışan Lee Hoo'nun hayatı böylece ansızın değişiverir. Önce Amcası Hyo-Sung'la tanışır. Ardından Kraliçe ve Ana Kraliçe ile. Tabii hikayede lmazsa olmaz taht avcısı kötüler de var her zaman ki gibi.