Serinin Orijinal Adı: Hwarang
Hwarang: The Poet Warrior Youth (화랑 (花郞), Flowering Knights)
Türkçe Yayın: Çiçek Şövalyeler
Yapım Yılı: 2016
Bölüm Sayısı:20


Normalde yani başlayan ve halen devam etmekte olan dizileri bitirmeden tanıtım eklemem. Ancak bir süre önce takip etmeye başladığım KBS World'de henüz iki bölümünü izlediğim bu yapım ilginç sayılabilecek konusuyla beni fazlasıyla cezbedince kendimi tutamadım:) 

Hikaye ülkenin Koguryo, Bekçe ve Şilla zamanında yani üç krallık döneminde geçiyor. Genç kralı kötü gözlerden uzakta tutan kraliçe Jiso (Rol alan oyuncu: Kim Ji-Soo) oğluna karşı pek de anaç duygular içinde de değildir. Bir yandan ülkeyi birarada tutarken bir yandan da kuyusunu kazmaya çalışan devlet adamlarının türlü komplolarını bertaraf etmeye uğraşır. Yaşamını perdeler ardında va gözlerden uzak yaşayan  genç kral Sam Maek Jong (Rol alan oyuncu: Park Hyung-Sik ) ise kendisini henüz zayıf ve deneyimsiz olarak nitelendiren kontrolcü ve hesapçı kraliçe annesinin kararını içten içe kırılsa da kabullenir. Sıkca gittiği Ginseng evinde zaman geçirmektedir. (O zamanin içkili mekanı ve bazen de genelevi olarak kabul edilen yerler) Esas kızımız A Ro (Rol alan oyuncu: Go Ara) ise borçları yüzünden sıkıntı yaşayan babasına katkı için zaman zaman buraya gelmekte ve genç hanımlara erkeklerle ilgili romanik ve biraz da erotik hikayeler ankatarak üç beş kuruş kazanmaya çalışmaktadır. Genç kral kızın anlattığu öykülerden birine kulak misafiri olurken bunu hayli eğlendirici bulur. Öykünün kalanını dinlemeye ve özellike anlatıcıyı görmeye karar verir. A Ro anlatım karşılığında sunulan gümüşleri geri çeviremez ve sonuç itibarıyla her anlamda etkileyici ve hoş görünen adama hikayeyi sunmaya koyulur. Gecenin ilerleyen saatlerinde görünüşe göre huzurlu uykuya hasret kralımız kabuslarından biriyle uyandığında odanın zemininde anlatıcısının adeta sızmış gibi horuldadığını görürü ve bu manzayı keyifle izler.


Şehrin bir başka köşesinde ise Moo Myung (Rol alan oyuncu: Park Seo-Joon) uzun süre önce izini kaybettiği kayıp babasını ve kızkardeşini arayan yakın dostu Mak-Moon (Rol alan oyuncu: Lee Kwang-Soo) ile henüz başkente gelmiştir. Arayışlarının onları kızkardeşinin de sahip olduğu kolyenin benzerini takan bir kıza ve Ginseng evine götürdüğü akşam yaşanabilecek en talihsiz olaylardan biri gerçekleşir ve Mak-Moon tamamen tesadüf eseri genç kralla karşılaşır. Ancak onun yüzünü görmesi saklı tutulması gereken sırrın ifşası anlamına gelmektedir. Tabii durumu farkına varmasa da kralın muhafızları tarafından aranmaya başlanır.  Mak-Moon çay evinde elit tabakadan sayılabilecek Yeo Wool tarafından tartaklandığı sırada hasır şapkasının yüzünü mükemmel biçimde gizlediği Moo Myung olaya müdahale edip O'nu kurtarır. Bu arada Yeo Wool'a da temiz bir ders verir. Gizemli dövüşçünün sergilediği beceriyi memnuniyetle izleyen Soo Ho, Ban Ryu'ya laf atar.  Görünüşe göre Soo Ho ve Ban Ryu önderliğinde birçoğı bakan çocuğu gibi gözüken iki grubun elit tipleri arasında belirgin bir sürtüşme mevcuttur. Olay büyümeden Moo Myung arkadaşıyla mekanı terk eder. Şehrin dışında soluklandıkları sırada muhafızlar tarafından kuşatılırlar. Kılıç darbeleriyle ağır yaralanan Moo Myung'u korumak isteyen Mak-Moon'un da kaderi farklı olmaz. Moo Myung bilncini kaybetmeden gördüğü yegane şeyse saldırıyı sözleriyle durduran, bileğinde belirgin bir bilelik taşıyan yüzünü görmediği bir erkektir. Son anlarını yaşayan dostuyla bir ağaca yaslanmış haldelerken gün boyu kolyeyi soran adamı yıllardır görmediği oğlu olabileceği umuduyla arayan bir diğer kişi, Song Young-Kyu onları kanlar içinde bulduğunda yapacak birşeyi kalmamıştır. Yılların ardından sadece birkaç dakikacık görebildiği oğlunu gömüp baygın haldeki Moo Myun'u tedavi eder. Günler sonra kraliçe Jiso Hwarang adını verdiği ve tamamı genç ve mükemmel görünümlü erkeklerden oluşacak askeri birlik kurulacağını ilan eder...

Moo Myun uyanabildiğinde başına gelenleri hazmetmeye ve  zayıfların ezildiği bu dünyada dostuna yapılanın hesabını sormaya karar verir. Mak-Moon'un bulmak için yanıp tutuştuğu ve şaka yollu evlenmesi için de  izin verdiği kızkardeşinin varlığı canını yakmaktadır. Şehirde öylesine  dolaşırken o geceki bilekliği takan kişini yanından geçtiğinde peşine düşmekte tereddüt etmez. Bir süre sonra izlendiğini anlayan Sam Maek Jong ise ansızın kendisine saldıran düşmanının sözleriyle yüzünü gördüğü için hayatına son verilen pek çok kişiden birinin ortadan kaldırıldığı o geceyi anımsar. Öte yandan birkaç dakika konuşmak için beraberinde sürüklediği A ro'nun hayatı da şu durumda  tehlikededir. A ro'dan uzaklaşmasını isteyip rakibine karşılık verir. Kapı bölmeleri yüzünden labirenti andıran oda da kılıcını savuran Moo Myun kasıtsız şekilde tam da kızı hedef alır. Sam Maek Jong araya girer. Dövüşün yönü uzaklaşınca kendini dışarı atan Aro, Moo Myun'dan iyice korkar. Sam Maek Jong, kimliğinin açıka çıkacağı endişesiyle mekanı terk eder. Ancak kral olduğunu gösteren bilekliği düşürür. Tabii onu bulan kişi de Moo Myun'dur.

Günler sonra Sam Maek Jong, Hwarang olmak için kapı aşındırıken A ro da babasının abisi olarak tanıttığı Moo Myun'u kabullenmeye çalışmaktadır. Yeni bir dizi olayın yaşanacağı o gün, kraliçe oğlunun doğum günü için temsilen taşınan boş bir tahtla geçit törenine iştirak etmektedir ve muhafızı da elbette oradadır. Katili görürü görmez tanıyan Moo Myun saldırıya geçmekte tereddüt etmez. Ancak kalabalık korumaların ördüğü duvarı aşması mümkün değildir. Tahtından çıkan kraliçe görünüşe göre olay çıkaranın itiraf etmeyeceği aşikar olunca oracıkta idam hükmü verir ki ortaya çıkan Song Young-Kyu aptal oğlu için afedilemek  için huzurunda diz çöktüğünde bir an için hatıralarında kaybolur. Görünüşe göre ikilinin paylaştıığı yakınlık ve sır dolu geçmiş şu an ki nesli etkileyecek niteliktedir. Kraliçenin Moo Myun'a sunduğu tek seçenek Hwarang'lara katılması karşılığında babası ve kızkardeşinin hayatta kalabileceğidir.

Hwarang kabul törenine sayılı günler evine dönen Song Young-Kyu kızından abisine temel konularda eğitim vermesini ister. Önce kaligrafi çalışırlar ardından da binicilik. İkincisi tatsız bir kazayla sonuçlanır ve A ro kontrolden çıkıp vahşileşen atın sırtından düşerken kendisini tutan abisi ve hayvanın önünü kesip durduran Sam Maek Jong sayesinde yara almaz. Ancak çok korkar ve bebek gibi ağlar. (Önceleri sevimli gelmişti bu ağlama olayı ama sıklaşınca kabak tadı verdiğini söylemeden edemeyeceğim!) Onları izlerken Sam Maek Jong fark eder ki kızın yanındaki o adam önceki gece düşürdüğü bilekliğini takmaktadır ve o anda O'nun dövüştüğü kişi olduğunu fark eder. Tabii kendisi o sırada yüzünü gizlediği için Moo Myun karşısındakini tanıyamaz. Dönüş için yola koyulmuşlardır ki  Soo Ho liderliğindeki üç atlının kendilerine doğru geldiğini fark ederek dururlar. Kendilerini Hwarang olarak tanıtıan gençler bir oyun için onlara katılmalarını önermektedir. Böylece Moo Myun ve Sam Maek Jong kendilerini futbol maçında Ban Ryu ve tayfasına karşı mücadele ederken bulurlar. Bir kenarda gülücükler eşliğinde abisini takip edip ve atışlarını hevesle alkışkayan A ro'yu izleyen tek göz kıskançlık modundaki Sam Maek Jong değildir. Görünüşe göre daha önce Moo Myun ile sorun yaşayan ve öldü söylentisine inanmayan çete lideri iyi bir yem bulmuştur. Hayli mücadeke içinde geçen maç her zamankinin aksine  Soo Ho ve takımının galibiyetiyle sonuçlanırken Ban rakipleri sonuçtan memnuniyet duymaz. Ertesi sabah tören öncesi A Ro abisinin dış görünüşü için son rötüşleri yapmış sonrasında birlikte çarşıda gezintiye çıkmışlardır. Moo Myu'nun kısa süre için ayrırdığı bakışları tekrar kızkardeşine yöneldiğinde O'nu bıraktığı yerde göremez ve kalabalığın içinde bir takım adamların arasında sürüklendiğini görür. Peşlerine düşmek için koşarken onu kendisi gibi Hwarang kıyafetlerini farkeden Sam Maek Jong' da hayli rahatsız edici bulduğu duruma söylenerek aynı biçimde Moo Myu'nu takip eder. Çok geçmeden çete üyeleri ve lideriyle burun buruna gelirler. Düşmanlarını alt edip kaçabildiklerinde ise katılmaları gereken kabul töreni sona ermek üzeredir. Bağlılık yeminlerini izlerken geçirdiği şok sonrası kraliçe bir Hwarang olarak alanda ilerleyen oğlunun seçimini sessizce kabullenmek zorunda kalır. İki genç adamın yeni hayatı böylece başlar.

Dizi iki haneli izleme oranlarına ancak yarısı yayınlandığında erişebildi. Aslında konu itibariyla ilk 12 bölümü sıkılmadan izlemek mümkün. Ancak sonradan çıkan prenses ve gelin adayı  gibi bazı karakterlerin konuyu banalleştirdiğini ve karakter itibariyla de hikayeye hiç birşey  katmasa da sonuna kadar izlenebilirliğini koruyor.

Şarkı Sözleri İçin Tıklayınız


18 yaşında olimpiyatlarda altın madalya kazanmış eski bir tabancalı ok atış sporcusu Kang-Chul'u canlandıran Lee Jong-Suk ve bir kardiyoloji asistanı Doktor Oh Yeon-Joo rolünde Han Hyo-Joo izlediğimiz W - İki Dünya'da olaylar iki ayrı zaman diliminde geçiyor ve bu iki dünyadan biri kurgusal olarak hem basılan hem de webtoon (daha bilinen adı ile internet üzerinden yayınlanan çizgi roman) üzerinde bir çizerinin ellerinde yaratılmıştır. Hikaye böylesine sağlam ve etkileyici bir girişle adeta soluğumu kesse de daha sonra neden bilmiyorum bu dizide sanki bir noktadan sonra bütün sihir  -benim için- uçup gitti. Özellikle Lee Jong-Suk'ın çıkardığı işleri genellikle başarılı bulmama rağmen başlangıçtaki sürükleyici havanın devam etmeyişi ve kadın karakterin içi boş rolü yüzünden hayal kırıklığı yaşadım. Sanırım karakterize edilen zengin şirket sahibi profilinden iyiden iyiye sıkılmam da cabası oldu Oysa bu seri sağlam senaryosuyla  sabırsızlıkla beklediğim işlerden biriydi. 


Kang-Chul olimpiyat başarsının ardından sadece bir yıl sonra olay yerinde parmak izleriyle bulunan atış tabancasının 1. derece delil kabul edildiği cinayette ailesini öldürmekle suçlanır ve hüküm giyer. Birkaç yıl sonra ise nasıl oldu bilimez başarılı ve multi bilyarder bir şirket yöneticisi olarak boy göstermekte ve büyük beğeni toplamaktadır. Ancak tüm bu başarı ve uğraşın ardında birgün ailesini hayatından koparıp kendini de cinayetten sorumlu konumuna sürükleyen asıl katili bulmaya adamıştır.  Günümüz Seoul'ünde  asistan doktor Oh Yeon-Joo ünü bütün ülkeye yayılan W çizgi romanının webtoon çizeri babasıyla yaşamaktadır. Son günlerde babasının tuhaf davranışlarına pek anlam veremez ve kısa bir süre önce öğrenir ki çok sevilen baş karakterini öldürme kararı vermiştir. Ofisine uğradığı akşam bakışları gayrı ihtiyari çizim tabletindeki görselde kanlar içinde yerde yatan adama takılır ve daha ne olduğunu anlayamadan kendini bir binanın çatı katında aynı biçimde kalmış bir adamın yanında bulur. Kurtarmak için elinden geleni yapar ve ambülansa alınışını izlerken hala nasıl oraya geldiği hakkında hiçbir fikri olmadığını farkına varır...

Keyifsiz bir anıma geldiği ve benim beklentilerimi karşılamadığı için bana hayal kırıklığı yaşatsa da pekçok kore dizisi dever için  konuyu sonuna kadar anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum. En kısa zamanda geri dönüp diziyi tamamlayacağım. Belki fikrim değişir:)

Eğer siz de benim gibi on yıla yaklaşan bir süredir Kore dizilerinin takipçisiyseniz, A.N. JELL ya da bilinen adıyla You're Beautiful'ı es geçme ihtimaliniz yoktur. Ülkemizde hatırı sayılır bir popüleriteye ulaşan yapım belkide pekçok kore dizi sever için de izlediği ilk yapım olması dolayısıyla gönlünde taht kurmuştur. Seçeneklerin günümüzdekine oranla azlığı,  sevimli sayılabilecek konusu, mükemmel müzik albümü ve elbette dikkat çeken oyuncu kadrosuyla benim için de bu seriye çok düşkün,  bir kaç yıldır okyanus ötesinde bir yaşama devam eden bir dostu hatırlatan yapımdır.


O dönem canlandırdığı Ko Mi-Nyeo & Ko Mi-Nam adlı ikiz erkek ve kızkardeşi karakteriyle  Park Shin Hye'yi üne kavuşturan dizi bende vurucu bir etki bırakmadığı gibi porselen bebek hatlarındaki dış görünümüne zıt sinir bozucu, çekilmez, ukala ve tam bir sorunlu tip Hwang Tae-Kyeong karakteriyle oyuncu Jang Keun-Suk da aynı ölçüde ısınamamış dizinin neden böylesine sevildiğini de anlayamamıştım. Kısa süre önce diziyi yeniden izlediğimde de düşüncelerim değişti diyemem. Çıkardığım yegane sonuçlardan biri de Park Shin Hye'yi mümkün mertebe bir daha şarkı söylerken duymak istemeyişimdi. Cidden müzikal geçmişi olan bir ses bulmakta zorlandılar mı ki böyle bir seçim yapmışlar bilemiyorum.

Hikayesi kısaca şöyle: Anjell grubu bir süredir çıkmazdadır ve ekibe soluk getirmek için yapımcılar yeni bir üyenin gerekli olduğuna karar verir. Ancak özellikle gruptaki zor kişilik, solist ve söz yazarı Hwang Tae-Kyeong, bundan hoşnut değildir. Herşey ayarlanmış ve tanıtım günü için tarih belirlenmiştir ki beklenmedik bir aksilik çıkar. Görünüşe göre estetik ameleyatı ters giden Ko Min-Nam tedavi için bir süre Amerika'da gözlerden uzak tedavi altında kalmak zorundadır. Dolayısıyla yeni üyenin gelişi bir süre için mümkün değildir ve yapımcılar, üyelerden de gizli tutarak, o sıralarda tam da rahibe olmaya hazırlanan ikiz kızkardeşinden dönünceye kadar onun yerine geçmesini isterler. Böylece Ma Hoon-Lee erkek kılığına girerek gruba katılır ve aynı evde üç erkekle kalmaya başlar.

Üyelerin tanışması ve biribirlerini anlamaları yaşanan süreçte hiç kolay olmaz. Ko Mi-Nyeo sakar ve tuhaftır. ANJELL grubunun popüleritesi en yüksek üyesi ve lideri Hwang Tae Kyung Hwang O'na karşı hiç dost canlısı değildir. Çocukluğundan itibaren yalnızdır. Annesi tarafından başka  bir adam için  terk edilmiş, yok sayılmış, gizli tutulmş ve hiç sevgi gösterilmemiştir. Havalı, huysuz, inatçı, ters, titiz ve sinir bozucu bir karakere sahiptir. Sık sık Go Mi Nyu 'ı göz hapsinde tutar ve O'nu safdışı edebilecek bir açığını bulmaya çalışır. Ancak zaman geçtikçe Ma Hoon-Lee'den etkilenmeye başlar ve tabii görünüşe göre bir erkekten hoşlandığı için durum fazlasıyla acayip kaçmaktadır. Olaylar tıpkı Love Rain'deki gibi karakterlerimizin ebeveynlerinin geçmişte neden olduğu ana konu etrafında biribirini izler...

Dizinin şarkıları kore dizilerinde dinlediğim ilk Ost'lardandı ve çok başarılı bulmuştum.

Dizi müzikleri için Tıklayın.
Korelilerin sevdiği temalardan biri olsa gerek tıp. Sanırım aynı içerikte izlediğim beşinci seri ve ve halen izlemediğim 6-7 tane daha var. Konu pek çekici değil ve ben de bir çok dizisini izlememe karşın kendimi Park Shin Hye'nin oyunculuğuna o kadar da hayran hissetmiyorum. Elimin altında hızlı bir net varken seçenekler arasında en iyilerden biri gibi durduğu için edinmeyi tercih etmiştim ve geriye dönüp baktığımda izleyeli üzerinden pek fazla bir zaman geçmemesine rağmen konuyu neredeyse tümüyle unutmuşum. Yani öyle yana yakıla mutlaka izlemelisin denilebilecek bir yapım değil. Olaylar fazlasıyla vasat bir öğrenci modunda günlerini geçirerek liseye devam eden  Yoo Hye Jung, dairelerinde kalan ve okulda da öğretmeni olan Hong Ji-Hong ve doktor bir aileden gelen varlıklı kızımız Jin Seo-Woo arasında şekillenmeye başlıyor. Ancak öğretmene duydukları aşk nedeniyle henüz yeşeren arkadaşlıkları bozulur ve bir süre sonra Yoo Hye Jung ameliyatta büyükannesini yitirince hem ihmal ve hata  olduğuna inandığı ölümün hesabını sormak hem de aslında bir nedenle doktorluğu bırakıp öğretmenliği seçmiş gözüken Hong Ji-Hong gibi ihtiyaç duya insanları kurtarabilmek düşüncesiyle geleceği hakkındaki en büyük kararı verir. Birkaç yıl sonra hastane koridorlarında beyaz önlüğüyle arzı endam etmekte ve alanında edindiği parlak kariyerin keyfini sürmektedir. Şimdilerde yine okuldan arkadaşı Chun Soon-Hee ile aynı evi paylaşmaktadır. Göreve başladığı yer elbette Jin Seo-Woo'nun da yer aldığı ve babasını da idareci konumunda gördüğümüz hastanedir. Elbette eski okul hocası şimdilerde bir diğer parlak kariyer sahibi karizmatik doktorumuz Jin Seo-Woo'un mekana teşrifi de uzun sürmez. Olaylar kaçınılmaz biçimde iki kadın arasındaki rekabeti gözler önüne serer. (Doktor Stranger'ı hatırlayarak söyleyebilirim ki konu için seçilen olaylar çok vasattı. Bir de Yoo Hye Jung'un yüz felci geçiren cazgır üvey annesinin edepsiz tavırları gibi genel anlamda karakterlerde hiç minnet ya da hatadan ötürü özür dileme anlayışı da yok. Bu gerçekten kore kültüründe varolan bir durumsa katlanmak zorunda kalanların vay haline!)

Dizide dikkat çeken iki oyuncu var. İlki Queen Seon Deok, Pinocchio, The Time We Were Not In Love gibi dizilerde oyunculuğuyla dikkatimi çeken ve her yapımla çıtayı biraz daha yükselten Yoon Gyun-Sang. Artık kanımca bir başrolü hakediyor. Diğeri burada cameo yani bölüm oyuncusu olarak yer alan ve çocuklarının hastalığı karşısında maddi yetersizliğin çaresizleştirdiği bir babayı canlandıran Namgung Min. Kendisine The Girl Who Sees Smells, Can You Hear My Heart gibi serilerden aşinaydım. Şu sıralarsa KBS World kanalında bir programın program sunuculuğunu yapıyor. Kanımca The Girl Who Sees Smells'deki rolüyle harika bir iş çıkarmıştı ve O'nun oynadığı diğer dizi ya da filmleri izleyenebilir düşüncesiyle araştırmıştım.

Yıl 2017 ve ekranlarımızda her geçen gün daha fazla koreden dizi uyarlaması görüyoruz. Bu yapımın bizdeki versiyonu Kalp Atışı adı ile yayınlanmaya başladı. Senaryo örgüsünü daha özgün ve iyi bulduğumdan takip ediyordum. Ancak sonra her zaman ki gibi işin suyunu çıkaralım dedi sanırım tepedekiler. Ardından galiba reytingler dibe vurmaya başlayınca bizim kanalllarımızda sıkça görüldüğü üzere terbiyesizliğe yeni bir halka ekleyip önce yayin gününü değiştirdiler. Yayın gününü bulmak 3 hafta sonrasına denk gelmişti. Derken ardından da dizi birden bitiverdi. Bu yüzden izleyiciyi insan yerine koymayan Show Tv'ye, yazıklar olsun diyorum!!!

"Aşk asla özür dilemek zorunda olmamaktır." sözleriyle gönümde taht kuran Love Rain'de öncesinde izlediğim diğer dizi ya da filmlerinde pek de sevmediğim oyuncu Jang Geun Suk bu seride iki ayrı karakteri Seo In Ha ve onun oğlu Seo Joon'u canlandırırken hakkındaki düşüncelerimi yıktı ve beni kendine hayran bıraktı. (Bu diziyi ilk izlediğimde nedense hiç sevmemiş ve 2. bölümde yarım bırakmıştım. Genellikle dönem filmlerinde 1970'lerden pek hoşlanmam. Ancak vintage havası ve yağmur teması bu diziye romantik, hoş bir hava katmış.) Kadın karaterimiz olarak Kim Yoon Hee ve  kızı Jung Ha Na rolünü canlandıran Im Yoon Ah'ı ise daha önce izlememiştim. Genel kanım ikilininn güzel bir kimya yakalamış oldukları yönünde. Seri şu ana dek izlediğim onlarca diziden sonra 20'ye ulaşmayan en iyiler klasörümdeki yerini aldı ki bana göre oraya girmek kolay değildir:) Özellikle uzun tutulmuş şeklinde kimi yorumlarda dile getirilen ilk neslin yer aldığı ilk bölümlerdeki 1970'lerin nostaljik havasını ve dönemi yansıtan müziklerini dinlerken ayrı bir keyif aldım. Gelelim konusuna:

Hikaye kolejde ev ekonomisi öğrencisi olarak eğitimi alan Kim Yoon He ve O'nu ilk görüşten itibaren derin bir aşla seven resim bölümü öğrencisi utangaç ve sakin karakterimiz Seo In Ha çevresinde şekillenmeye başlıyor ve O devrin sevgileri daha yoğun ve masumdur şekilde çiziliyor. In Ha, iki sıkı arkadaşı tıp öğrencisi Lee Dhong wook ve Kim Chang-mo ile kurdukları müzik grubunun da söz yazarıdır. Kader çiftimiz için yağmurlu günleri seçer ve biraraya geldikleri bu anlar ikisi için de unutulmaz olarak kalır. İlk karşılaşmalarında sadece bakışlar vardır. Sonra sözcükler klasik bir çarpışma ve yere dökülen eşyaları toplama  eşliğinde gelişir. Ayrıldıktan hemen sonra Seo In Ha kızın geride günlüğünü unuttuğunu fark eder. Böylece içindekileri okurken sevdiği kızın hoşlandığı şeyler hakkında ufak ip uçları elde eder. Tuallerindeki yağlı boya resimlerde konu Kim Yoon He'dir. Ancak bir süre sonra Seo In Ha en yakın arkadaşının da benzer hisler beslediğini anlayınca duygularını kıza açmaktan kaçınır. Bu süreçte Kim Yoon He da Lee Dhong wook'a bu gerçeği belli etmez ya da onu reddetmez. Bu arada Seo In Ha arkadaş grubundaki Bheak Hye-jung tarafından karşılıkız şekilde sevilmektedir. Devrin popüler filmi Love Story için yaptığı çıkma teklifi kız tarafından hevesle kabul edilse de arkadaşı Lee Dhong wook'nın hislerini fark eden In Ha bir bahane yaratarak bu buluşmanın gerçekleşmesine izin vermez. Devir yasaklar devridir ve politik olaylar da meydana gelmektedir. Özellikle mesaj veren şarkılar sorun yaratmaktadır. Katıldıkları yarışma böyle bir nedenle basılır ve In Ha tutuklanır. Yağmura sık yakalanmaktan olsa gerek kızımız da ince hastalığa yakalanır ve köyüne dönmek zorunda kalır. (Tam Yeşilçam Havası:) Her an bir kenardan Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit çıkacak gibi gelmişti.)  Hapis sürecinden yırtmak için zorunlu askerliği seçen İn ha ve tedavi amacıyla Amerika'ya giden Kim Yoon He'nın yolları böylece ayrılır.


Japonya'nın Sappooro kentinde iki genç birbirlerinden henüz habersiz şehrin karmaşasında koşuşturuken Jun Ha na alelacele çıkmıştır ki telefonunu unuttuğunu fark eder. Her nasılsa telefonu hatırı sayılır ünü ve karizmasının yanı sıra fazlasıyla ukala ve bencil bir kişilikteki fotoğrafçı Seo Jun'un cebinde kalır. Ancak birbirini izleyen günlerde çıkan aksiliklere rağmen ikili eninde sonunda biraraya gelse de Ha Na telefonunu geri almayı başaramaz. Görünüşe göre acele işi yüzünden gitmiş gözüken Jun'u otel girişinde uzun süre bekler. Sonra aklına bir fikir gelir. Telefonunu çaldırırken odaların kapısını birer birer dinler ve en sonunda tam da doğru odayı bulmuşken kolunda bir hatunla dönen Seo Jun'a yakalanır. Dahası özel hayata saygıyı hiçe sayarcasına telefonunu karıştırmış gözüken Seo Jun doğan güneşle birlikte yağan karı çektiği kısa bir videoyu keşfetmiş ve ancak kendisini oraya götürmesi karşılığında istediğini alabileceğini eklemiştir. (İtiraf etmeliyim ki oyuncu fotograf makinesiyle bir karizma abidesiydi.) Fotograf kareleri biribirini izlerken daha az önce giydiği kıyafetleri stil yoksunu ve pejmurde bulan ukala Seo Jun,  güneşle birlikte yağan karın mükemmel manzarasına dahil olduğunda Ha na'nın birkaç pozunu belli etmeden  çeker. Tüm yolculuk süresince stil sahibi nayif beyimizim arz-ı endam için seçtiği ince giysilerse sabahın 4'ü için yersizdir. Bü yüzden hayli zor anlar yaşar. Arabalarının da stop etmesiyle iyiden iyiye donacak gibi gözükünce idareyi ele alan Jun Ha Na O'nu şehrin halka açık sıcak su banyolarından birine götürür. Döndüklerinde suya düştüğü için bozulan telefonu tüm umutlarını sona erdirir. Şehre geliş nedenlerinden biri kısa süre önce annesinin ilk aşkına dair birçok şeyi yazdığı eski günlüğünü okuması ve şimdilerde yaptığı çalışmalarla ünlenmiş bir profesör olan So In Ha ile buluşmaktır. Arzu ettiği bu randevu gerçekleşirse profesörden  yeniden nükseden hastalığının pençesindeki annesini ziyaret etmesini istemeyi ummuştur.


Hana, sokakta dağıtılan el ilanlarında kendi resmini görene kadar Sapooro sayfasını ve Jun'un yarattığı tüm kötü hatıraları unutmuştur. Önce aldırmamayı düşünse de kendisinin onay vermediği halde fotograflarının kullanmasının hesabını sormaya karar verir. Soluğu adamın stüdyosunda, fotograf çekimin ortasında, alır. Ancak karşısındaki yaptığını kabul etse de fotograf basımının  onayı dahilinde gerçekleşmediğini belirtip, dahası belki para alırım umuduyla geldiğini söyleyen tam bir zeytinyağı vakasıdır. Genç kadın yapılan itama iyiden iyiye köpürür ve mekanı terk eder. Bu arada sözleşme kapsamında çalışma yürütülen firma el ilanlarındaki mankenle bir dizi yeni çekim talep eder. Görünüşe göre anlaşması tehlikeye düşen Jun, Ha Na'ı ikna etmek için peşinden gider. Genç kadın durumun ciddiyetini öğrenince teklifi iyi niyetle kabul etse bile bu adamın en ufak bir minnettarlık göstergesi sunmasını sağlamaz.

Devam Edecek...