KBS World'un yayın akışında şu ara bir düzensizlik varken iyi ki haftasonu dizisine dokunmadılar. My Golden Life devam ederken pek sevemediğimden midir nedir normal şartlarda uzun serileri de pek takip etmem. Ancak iki güzide başrol oyuncusunun da dahil tüm kadrosu ile sıcacık bir yapım olarak karşımıza çıkan çiçeği burnunda bu seriyi bloga eklemeden duramadım.
Hikayemizin ana kadın karakteri Park Yoo-Ha ailesinin en büyük çocuğu ve tıp eğitimi alıp doktor olmuşken varlıklı bir aileye mensup Chae Sung-Woon'a aşık olup gelin olunca tüm kariyerini bir kenara bırakmıştır. Ancak artık evlilik yaşamı toz pembe değildir. Ailenin ve şirketlerin başı gibi gözüken tam bir buz kraliçesi görümcesi her ail3 üyesi için rutin olduğu altını çizerek kızının DNA testini istemektedir. Bu ise sakladığı sırrın ifşa olması demektir. Zamanında kocası için yaptığı bu fedakarlık onun tarafından da bir çırpıda görmezden gelinir ve aldatan ve başkasından çocuk yapan durumuna düşer. Gerçeği açıklamasına engel olan yegane şey kızıdır. Evlilikleri kağıt üzerinde sona erse de bir süre saklı tutması emredilir. Kendinden başka hepsi bekar üç kardeşi ve babasının yanına taşınır. Zaten kalabalık üç yetişkinin yaşadığı mekana dönüşü normal şartlarda en azından boşandığı eşinden yüklü bir tazminat ve nafaka alması beklendiği için içten içe hoş karşılanmaz. Özellikle küçük kızkardeşin her daim iğneli sözlerine göğüs germek zorunda kalır. Öte yandan kızının sağlık problemleri vardır.


Evin 3 numarası ve tek erkeği  Park Jae-Hyung mezuniyetinin ardından iş bulabilmek adına mülakattan mülakata koşamaktadır ve tamemen talihsiz bir günün sonunda varlıklı aile çocuğu Choi Moon-Sik ile tatsız bir karşılaşma yaşar. Görüşme sonrası elenen Jae-Hyung mutsuz ve yorgun bir günün ardından eve döner. Her anlamda tam bir pislik gibi davranan zengin züppe Choi Moon-Sik kancayı çocuğa geçirmeye karar vermiştir. Birkaç gün sonra şirketten işe kebul edildiğine dair bir telefon alan genç adamın bölüm idarecisinin kimliğini öğrendiği an hevesi de kursağında kalır. Her daim soluğunu ensesinde hisseder ve içinde bulunduğu şartlarda yeni bir işi bulabilme garantisi de yokken dayanmak için elinden geleni yapmaya karar verir. Büyük kızımız kendini kardeşlerinin yetişmesine adamış ve yükün asıl kısmını omuzlamıştır. Ofisten yaşça kendinden küçük ve astı durumundaki Cha Kyung-Soo ile gizli tuttuğu bir birlikteliği vardır. Tabii çok geçmeden bu ilişki adamın cadaloz annesinin çengeline takılır. Evin uçarı ve şımarık kızı Park Hyun-Ha ise alışveriş merkezinde alt düzey bir çalışandır özellikle zenginlerin tutum ve tavırlarından bıkmış usanmıştır. Yaşamının sunduğu standarttan mutlu değildir. Babalarının bir kadına abayı yakmasına başlangıçta en çok karşı çıkan kişiyken varlıklı bir hanım olduğunu öğrendiğinde düşünceleri değişiverir.

Diğer baş rolde ülkemizde de yayınlanan At Hekimi (Baytar) dizisinde kendisini pek bir sevdiğim Jung Eun-Tae rolundeki Lee Sang-Woo var. Ünü ülke sınırlarını aşmış babasının ismi gölgesinde ama yine de kendisi de oldukça tanınmış bir doktordur. İkliyi bir araya getiren ilk şey hanım kızımızın ayağındaki kesiğe yapılan müdahale olsa da asıl kaynaşma küçük kızın acil kan nakli ihtiyacına yakışıklı doktorumuzun fark etmeden donör olmasıyla gerçekleşir
Ötelenen bir diğer dizi Love In The Moonlight. Aslında izlemek için seçtiğim zamanlama çok iyi değildi. Ancak KBS World'de yayınlanmaya başlayınca ilk bir kaç bölüme ister istemez takıldım ve en iyisi arşivden devam edip bitireyim dedim. Uzun soluklu bir dizi takipçisi olarak oyuncu Park Bo-Gum'a daha önce hiç bir yapımda denk gelmişliğim yoktu. Çok narin ve saf bir güzellik yansıtan Kim You-Jung'ı bazı dizilerde arka rollerde izlemişsem de görsel hafızamda yer bulamamış. Kendisi çocuk oyuncu olarak öncesinde pek çok yapımda yer almış. Aynı şey Kwak Dong-Yeon için de geçerli. Dolayısıyla üç yeni yüz bana iyi geldi. Dizi bir dönem dizisi. Ancak hangi yıllar bilemiyorum. "Halkın kendi idarecisini seçmesi" fikri olduğuna göre 1800'lü yılların Joseon'u olsa gerek. Bu konuda bilgisi olan varsa paylaşırsa sevinirim. Gelelim hikayemizin içeriğine.


Veliaht prens Hyomyeong (Lee Young ) saray içinde babasının sağladığı özgürlük ölçüsünde aklına estiği gibi davranan, başına buyruk ve birazda dik başlı biridir. Ülke kukla kral pozisyonundaki babasının idaresinden çok kız kardeşi de şu an çocuk bekleyen kraliçe iken her anlamda gücü elinde toplamış bakan Kim Hun'un idaresindedir. Durumu oluruna bırakmış bir görüntü verse de aslında prens hiçte aptal ya da umursamaz değildir. Yakın koruması ve çocukluk arkadaşı Kim Byung-Yeon ise hep bir adım gerisinde gözü ve kulağı gibidir. Sahip olduğu karizma saray hanımları arasındaki pöpüleritesine tavan yaptırdığı için ufak kıskançlık halleri gösteren prensin şaka yollu  laf çarpmalarına maruz kalır. (Dağınık toplanmış uzun saçlı halleriyle cidden karizması harikaydı:)


Hong Ra-On is nedenini bilmediği halde annesi tarafından küçük yaşlarından beri erkek kılığında dolaşmaya mecbur bırakılmıştır. Yaklaşık on yıl önce şehrin pazarında dolaşırken onu kaybetmiş ve usta dediği Jung Yak-Yong tarafından kollanmıştır. Yazı becerisi sayesinde şehirdeki erkekler için kızların kalbine hitap edecek aşk mektubu yazmakta ve geçimini sağlamaktadır. Yolu veliaht prens Hyomyeong'la kesiştiğinde yine erkek kılığındadır ve başları bir kovalamacada belaya girip de kaçışları esnasında biraz da onu başından atmak için bildiği bir çıkura yönlendirir. Ama içine birlikte düşerler. Çevirdiği dümenle kendisini delikten iten genç adamı biraz da dalga geçerek orada bırakıp kaçar. Bir şekilde kendini harem ağası seçmelerinde bulan Hong Ra-On yazılı sınavı prensin kontrolundeki kabulle fiziksel muayane kısmınıda ise malum organ yokluğu testini de şans eseri aşınca harem ağası oluverir. Başlangıçta bir saray mensubu sandığı prens Hyomyeong yüzünden sıkıntılar atlatsa da kimliğini öğrendiği andan itibaren işler gün be gün kızımız için değişir. Elbette onu durumunu öğrenen prensin de de bir hatun iken bir içim su oluveren Hong Ra-O'ya tutulması kaçınılmaz olacaktır.


Dizi normalde sanırım 16 bölüm planlanmış ama elde ettiği izlenme başarısı iki bölüm daha uzamasını sağlamış. Hikaye genel olarak insanın içini ısıtıyor. Ancak Park Bo-Gum, 21.yy'dan o döneme düşmüş gibi bir izlenim uyandırdı ben de. Yani dönem yapımı iliyor gibi hissedemedim onun jest ve mimiklerinde. Tabi hayli şeker bir oyuncu ona itirazım yok:) Ayrıca normalde pek çok katı kuralın hakim olduğu saray içinde ölçütlerine uyamayan, aşılması da mümkün olmayan durumlar yaşanıyorken bunlar biraz es geçilmiş gibi geldi. Özellikle 17. bölümde Kim Byung-Yeon ve prensi karşı karşıya getiren o sahne de bittim tükendim. Eğer senarist kalbimi kırsaydı hatırladıkça iyi sözler etmezdim herhalde kendisine:) Söylemek istemiyorum anlayın işte! Ah ah...