Kayan Yazı

Başrolünde Lee Min Ho ve Ahn Hyo Seop'u bir araya getiren sinema "Omniscient Reader's Viewpoint" Büyük Hayal Kırıklığı Oldu
Türkiye'de Yayınlanan Kore Dizileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye'de Yayınlanan Kore Dizileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2018 Perşembe

Kil Me Heal Me (2015)

7/05/2018 01:48:00 ÖÖ 0 Comments

Arşivde olup da bu seriyi bekletmemin yegane sebebi konusu bir diğer çoklu kişilik bozukluğunu olan Hyde Jekyll, Me'yi henüz izlemiş olmamdı ve ilk bölüme göz atıp da yine mi aynı konu diye hayıflanınca harcamanın anlamı yok demiştim. Aradan baya bir zaman geçmiş. Ta ki özel bir kanalda "Sil Baştan" adı ile yayınlanmaya başlayana kadar geri dönmek aklıma gelmemişti. Açıkçası ilk önce bu yapımı izlemiş olsaydım Hyde Jekyll, Me başrol oyuncusu Hyun Bin'e rağmen benim için silinir gidermiş. Açık ara buradaki hikaye daha dolu ve ilginç geldi diyebilirim. Yapılan tüm övgüleri hak ediyor. Gelelim dizimizin konusuna:


İkiz erkek kardeşi Oh Ri-On (Park Seo-Joon) ve ailesiyle yaşayan otuzlu yaşlarına değmemiş Oh Ri-Jin (Hwang Jung Eum) çocukluğuna dair kayıp hafızasının yarattığı kabuslarla boğuşmasına karşın başkentte prestijli bir hastanede psikiyatrist olarak çalışmaktadır. Travmatik bir geçmişe sahip Cha Do-Hyun (Ji Sung) ise Shin Se Gi, Park Perry, Ahn Yo Seob, Ahn Yoo Na, Na Na gibi adlarla benliğinde 7 ayrı kişiliği barındıran "çoklu kişilk bozukluğu" hastalığından muzdarip güçlü ve köklü bir şirketin varisidir. Amerikada tedavisi için uğraş vermesine karşın en baskın ve tehlikeli kabul ettiği kişilik Shin Se Gi'nin çevirdiği dolapla büyük annesiyle dönmek üzere anlaşma yapması sonrası kendini Seul'e götüren uçakta bulur.
Cha Do-Hyun ve diğer kişilikleri (Resim Alıntıdır)
 
Oh Ri-Jin, başına buyruk ve şimdilerde ünü tüm ülkeye yayılmış Omega kod adlı yazar ikiz kardeşi Oh Ri-On'ni almak için havaalanına varmıştır. O'nun, sekreter An Gook tarafından karşılanan Cha Do-Hyu'ın dibinde saklanıp sıvışmaya hazırlandığını fark eder. Kulağından çekiştirerek götürürken "deli kadın" algısı yaratırken ondan habersiz telefonunu vermesi yüzünden yayıncılar tarafından sürekli arandığına vurgu yapıp çıkışır. Cha Do-Hyu tam da düşündüğü gibi samimiyetten uzak bir hoşgeldinle evine dönmüştür. Şirkette kendisine karşı dost canlısı gözükse de pek de öyle olmayan kuzeni Cha Ki-Joon'nın altında proje müdür yardımcısı olarak görevlendirildiğinde buna içerlemez. Ancak daha ilk günlerden itibaren yaşamı ansızın ortaya çıkan ve gittiklerinde ne yaptıklarını dahi hatırlayamadığı bölünmüş kişilikleri yüzünden karmaşa halini alır.



NOTLAR:


Başrol oyuncumuzun Ji Sung'un 1977'li olduğunu görünce hayli şaşırdığımı eklemem gerek. Kendisinin bu yapımda çıkardığı iş cidden alkışı hak ediyor. Bu arada I Can Hear Your Voice dizisinden kendisine aşina olduğum Lee Bo-Young ile 2013'te evlenmiş. Bir kızları var:)

Dizinin müzik albümü de harika.
 
Şarkılar:
 
1. Jang Jea In (장재인) Hallucination (Feat ...환청 (Feat. 나쑈  (NaShow))

2. Moon Myung Jin - Unspeakable Secret 말할 수 없는 비밀 
 
Albümde Cha Do-Hyu karakterini oynayan Ji Sung ile Oh Ri-On karakterini canlandıran Park Seo Joon da birer şarkı söylemiş. Dizi adı ve oyuncuları ekleyerek video izleme kanalında arama yapıp bulabilirsiniz. 

Dizinin Şarkı Sözlerinin Türkçe transkripsiyon ve çevirisi için tıklayınız.
 
Editörden Ek:

Dizinin ülkemizdeki yayın kanalı Kanal 7 malumunuz hint dizilerinden öteye geçebilecek gibi gözükmüyordu. Dolayısıyla böyle bir değişim yapması ekranlarda kore dizileri görmek isteyenler için hoş oldu. Tabii son bölüm haftası yayın saati 22.45'e neden çekildi orasını kestirmek güç. Sanırım o acayip derecede sıkıcı hint yapımlarının berbat senaryolardan sonra buradaki konunun yoğunluğu kanalın formatına ağır gelmiştir. Bazı kesimlerin dizileti şikayet bile ettiklerine eminim hatta. Malum makyajlı erkekler vs var:) Bu arada tabii makyaj durumundan hoşnut olduğum gibi bir algı yaratmak istemem. Ancak Kore'de bu olayın yaygınlaştığını izlediğim her yapımla biraz daha fark eden biri olarak sanırım artık alışıp duyarsızlaşma evresine girdim. Türkçe seslendirmeden yana zaten kaliteli birşey ummuyordum. Şaşırtmadı da. Hoşnut olduğum tek nokta tarihi dizi dışındaki türlere de yer verilmesi. Her kim yaz dönemi boyunca yayınlanacağı söylenen o yapımların seçimini yapmışsa tebrik ediyorum. Umarım bu yüzden daha sonra işinden falan kovulmamıştır!
 


12 Mayıs 2018 Cumartesi

Love In The Moonlight (2016)

5/12/2018 12:47:00 ÖÖ 0 Comments
Ötelenen bir diğer dizi Love In The Moonlight. Aslında izlemek için seçtiğim zamanlama çok iyi değildi. Ancak KBS World'de yayınlanmaya başlayınca ilk bir kaç bölüme bakınca ister istemez takıldım ve en iyisi arşivden devam edip bitireyim dedim. Uzun soluklu bir dizi takipçisi olarak oyuncu Park Bo-Gum'a daha önce hiç bir yapımda denk gelmişliğim yoktu. Çok narin ve saf bir güzellik yansıtan Kim You-Jung'ı bazı dizilerde arka rollerde izlemişsem de görsel hafızamda yer bulamamış. Kendisi çocuk oyuncu olarak öncesinde pek çok yapımda yer almış. Aynı şey Kwak Dong-Yeon için de geçerli. Dolayısıyla üç yeni yüz bana iyi geldi. Dizi bir dönem dizisi. Ancak hangi yıllar bilemiyorum. "Halkın kendi idarecisini seçmesi" fikri olduğuna göre 1800'lü yılların Joseon'u olsa gerek. Bu konuda bilgisi olan varsa paylaşırsa sevinirim. Gelelim hikayemizin içeriğine.


Veliaht prens Hyomyeong (Lee Young ) saray içinde babasının sağladığı özgürlük ölçüsünde aklına estiği gibi davranan, başına buyruk ve birazda dik başlı biridir. Ülke kukla kral pozisyonundaki babasından çok şu an çocuk bekleyen kraliçenin abisi, her anlamda gücü elinde toplamış bakan Kim Hun'un idaresindedir. Durumu oluruna bırakmış bir görüntü verse de aslında prens hiçte aptal ya da umursamaz değildir. Yakın koruması ve çocukluk arkadaşı Kim Byung-Yeon ise hep bir adım gerisinde gözü ve kulağı gibidir. Sahip olduğu karizma saray hanımları arasındaki pöpüleritesine tavan yaptırdığı için ufak kıskançlık halleri gösteren prensin şaka yollu  laf çarpmalarına maruz kalır. (Dağınık toplanmış uzun saçlı halleriyle cidden karizması harikaydı:)


Hong Ra-On is nedenini bilmediği halde annesi tarafından küçük yaşlarından beri erkek kılığında dolaşmaya mecbur bırakılmıştır. Yaklaşık on yıl önce şehrin pazarında dolaşırken onu kaybetmiş ve usta dediği Jung Yak-Yong tarafından kollanmıştır. Yazı becerisi sayesinde şehirdeki erkekler için kızların kalbine hitap edecek aşk mektubu yazmakta ve geçimini sağlamaktadır. Yolu veliaht prens Hyomyeong'la kesiştiğinde yine erkek kılığındadır ve başları bir kovalamacada belaya girip de kaçışları esnasında biraz da onu başından atmak için bildiği bir çukura yönlendirir. Ama içine birlikte düşerler. Çevirdiği dümenle kendisini delikten iten genç adamı biraz da dalga geçerek orada bırakıp kaçar. Bir şekilde kendini harem ağası seçmelerinde bulan Hong Ra-On yazılı sınavı prensin kontrolundeki kabulle aşar. Fiziksel muayane kısmında ise malum organın yokluğu testini de şans eseri aşınca harem ağası oluverir. Başlangıçta bir saray mensubu sandığı prens Hyomyeong yüzünden sıkıntılar atlatsa da kimliğini öğrendiği andan itibaren işler gün be gün kızımız için değişir. Elbette onu durumunu öğrenen prensin de de bir hatun iken bir içim su oluveren Hong Ra-O'ya tutulması kaçınılmaz olacaktır.


Dizi normalde sanırım 16 bölüm planlanmış ama elde ettiği izlenme oranı iki bölüm daha uzamasını sağlamış. Hikaye genel olarak insanın içini ısıtıyor. Ancak Park Bo-Gum, 21.yy'dan o döneme düşmüş gibi bir izlenim uyandırdı ben de. Yani onun jest ve mimiklerinde dönem yapımı izliyor gibi hissedemedim. Tabi hayli şeker bir oyuncu ona itirazım yok:) Ayrıca normalde pek çok katı kuralın hakim olduğu sarayda ölçütlere uyamayan, aşılması da mümkün olmayan durumlar yaşanıyorken bunlar biraz es geçilmiş gibi geldi. Özellikle 17. bölümde Kim Byung-Yeon ve prensi karşı karşıya getiren o sahne de bittim tükendim. Eğer senarist kalbimi kırsaydı hatırladıkça iyi sözler etmezdim herhalde kendisine:) Söylemek istemiyorum anlayın işte! Ah ah...


Son olarak dizi ülkemizde Bir Tutam Aşk adı ile ekranlara geldi.

6 Nisan 2018 Cuma

Warrior Baek Dong Soo (2011)

4/06/2018 11:08:00 ÖS 0 Comments
Genelde söz konusu favori oyuncum Ji Chang Wook olunca yine akan seller dururdu. Ama meşguliyetler artınca bu seriyi izlemeyi ileri bir tarihe ertelemiştim. Gelgelelim özel ve pek de izleyicisi olmadığını düşündüğüm bir kanalda Savaşçı adı ile yayınlanırken görünce fikrimi değiştirdim. Madem yayınlanıyor nasılsa o saatlerde başka kayda değer birşey de yok takip edebilirim dedim. İyiki de demişim. Çünkü kimi zaman arşivde olunca bazen dizileri sıkılıp hızlı hızlı geçiyor ve kimi serileri güzel olsa da heba edebiliyorum. Sonuç olarak durağan seyrinde her bölümden zevk aldım. Bu arada berbat seslendirmesine karşın kanal'da hiç olmadığı kadar reklam yayınlanmasına bakılırsa dikkate değer bir izleyici kitlesi edindi sanırım.


En az Dong So kadar etkileyici, bebek yüzü ve uzun saçlarıyla mangalardan fırlamış karizma sergileyen Yeo Woon'ya dair okuduğum yorumlara bakarak söyleybilirim ki birçok izleyici gibi benim de gönlümü fethetti. Hatta Dong So'yu aştığı düşüncesindeyim diyebilirim.

Oyuncu kadrosunu da hayli sevdim. Mesela Kılıç Azizi Kim Kwang-Taek ve kara ninjaların lideri Chun arasındaki süregelen kalp ve bilek gücü mücadelesi de görünüşe göre öğrencilerine aktardıkları bir miras gibiydi.


Dong Soo'ya layık görülen ve ne yazık ki heri iki başrolünde gönlünü kaptırdığı Yoo Ji-Sun en sevmediğim karakter oldu. ifadesiz yüzüyle sanki ayaklı buz kütlesiymiş gibi dolanıyordu ve en bana göre varlık sebebi yoktu bile. Dğer kadın karakterimiz Hwang Jin-Jo ise çocukluğundan itibaren Dong Do'ya yanık olsa da aşkı tek taraflı kaldı. Zaten  biraz akıldan eksiği varmış gibi davranıyordu. Ama esas hatundan daha sevimliydi ve Dong So için daha idealdi.


Diznin kötüleri ise ayrı bir olaydı doğrusu. Nazır Hong'un çevirmediği dolap yoktu. Kraliçe  desen ona keza. Yaptıkları da yanına kaldı o da ayrı mevzu. Peki ya ömrü boyunca diz boyu kin güdüp intikam peşinde koşup hayatının son günlerinde pişmanlığa kapılıp iylik meleğine dönüveren In adlı o karakter neydi öyle? Zaten kötü anladık da o yüz ve mimikler çok gerekli miydi?


Not: Dizinin ilk-3-4 bölümünde yeni jenerasyonunun yükselen yıldızı Yeo Jin Goo  ana karakter Dong So'nun çocuk dönemine hayat veriyor. O zamandan belliymiş geleceğinin parlak olduğu:) 


Şarkı sözleri için Tıklayın

29 Mart 2017 Çarşamba

Moon Lovers. Scarlet Heart Ryeo (2016)

3/29/2017 09:24:00 ÖS 0 Comments
Çin’li yazar Tong Hua’nın popüler roman serisinden uyarlanan hikaye günümüz Seoul'ünde yaşarken güneş tutulması sırasında henüz kuruluş devri sancılarını yaşayan Goryeo Hanedanlığı zamanına giden Hae Soo (IU)'nun bir başka bedende reankarne olurken kendini tam da haneden prenslerinin sauna keyfi yaptığı anda havuzda bulmasıyla başlıyor. Görünüşe göre hareminin etinden ve sütünden fazlasıyla faydalanan kralın tam 28 çocuğu vardır. Yakışıklı prenslerimizin kimisi öz kimisi yarı kan bağıyla birbirine kardeş ve taht için aday konumda olsalar da belirlenen yegane veliaht naif görünümlü Wang Mu'dur. Hikayemizin ana karakteri yüzünü metal bir maske ardına gizlemiş 4. prens Wang So (Lee Joon Gi) zalim kişiliğiyle dikkati çeken 3. Prens Wang Yo (Hong Jong-Hyun) ve 14.Prens Wang Jung aynı anneden öz kardeştirler. (Ortada bu kadar göz alıcı prens varken bir süre sonra kim kaçıncıymış öğrenmeye çalışmaktan vazgeçtim ve görsel ziyafete yoğunlaştım diyebilirim:) Bu arada ufak bir hatırlatma. Wang Korece Prens demek.
Wang So'nun trajedisi henüz bir çocukken yazgısı olmuştur. Geçmişte kocası kralın ilgisini kaybetme korkusuyla buhrana kapılıp oğlunun yüzünü doğrayan kraliçe Yoo tarafından da adeta ölü kabul edilmiş, yaralı yüzünü metal bir maske ardına gizlerken sınır bölgesinde bir aileye evlatlık gönderilmiştir. Ansızın gelişi kardeşler arasında dedikoduları da beraberinde getirir. Dönüşü kendisi adına bir daha ayrılmamak arzusuyla gerçekleşse de istenmediğinin de farkındadır. İnsanların korkudan önünde titrediği, aşk hikayemizin merkezindeki karizmatik prensimizin yolu çok geçmeden Hae Soo ile kesişir. Ancak o sırada kızımız çoktan gönlünü bir başka prense kaptırmış durumdadır.


Başrol kızımız Hae Soo, aile kökeni eski Shilla mensubu 8. Prens (Wang) Wook (Kang Ha Neul) ile evli evin hanımının akrabasıdır. Prenslerle tanışınca öyle ya da böyle birkaçı tarafından sevilmesi de tabi ki kaçınılmazdır. Ölümcül hastalığının pençesindeki zayıf bünyeli hatununa her daim özverili davranan ve aşkla bağlı görünen Wang Wook ise ileriki bölümlerde göreceğimiz üzere pek de sütten çıkmış ak kaşık değildir.

Dizide elbette wamp tipler eksik değil. İlki Kraliçe Yoo. Yahu oğlunun yüzünü o hale getiren kendisi iken nasıl bu kadar pişkin ve gıcık olabilir? Diğeri 8.Prensin kız kardeşi Hwangbo Yeon Hwa. Burada izleyici rahatsız eden nokta hatunun abilerine kendini gelin adayı olarak sunması. İzleyiciye ters gelebilir. Ancak Hwarang gibi birçok tarihi diziden anlayabildiğim kadarıyla eski devirlerde kraliyete kan bağıyla bağlı kardeşler 'kutsal kan' anlayışının bir getirisi olarak öz bile olsa evlenebiliyorlardı. Bunu doğrulayacak tarihi bir makaleye vs denk gelmemiş olsam da çıkardığım yegane sonuç bu yönde oldu. Bu yüzden kültürlere saygı duyup yargılamadan izlemek gerek. 
 


Normalde bir diziyi vasatın altı olarak değerlendirmişsem geri dönüp ikinci bir şans verdiğimde düşüncemin değiştiğine pek denk gelmedim. Ancak bu yapım 2. kez izlediğimde bunun da olabileceğini gösterdi. Müziklerini ayrı sevdim. Özellikle bazı şarkılar gerek sözleri gerekse hüzünlü melodileriyle tekrar tekrar dinlenilesi oldu benim için.
 

Malum olduğu üzere Kanal 7'nin yaz sezonu Kore dizi kuşağı için seçilen 2. dizi. Yayın adı Aşka Yolculuk. Bölümler devam ederken seslendirmede iki kez kelime hatası yapıldı şu ana dek. Bunlardan biri ince-kalın sesli harf okumasıdan kaynaklıydı. Kayıt odasındakiler uyku moduna mı geçmişlerdi bilemiyorum. Biraz dikkat ve özen lütfen. Ülke adlarına ve isim telafuzlarına önem verin. Orijinalden dinleyip söyleyebilmek zor olmasa gerek. 14. Bölümde 1. prensin Kitan'a yollama isteğini 4. prens Seo küçük kızını bu kaderi önlemek için onu eş olarak almaya karar vermesi konusunda saçma bir çeviri yapıldı. Gerçekte yarı kardeşinin kızı yani yeğeni ile evleniyor. Bunu makul bir altyazı açıklaması ile verilebilirdi. Yukarıda da belirttiğim gibi belli ki o dönemler Kore'de kraliyet arası evlilikler kardeş bağı vs olsa da yapılabiliyor. Hiç kimse bir başka milletin kültürünü ya da geçmişini kınamasın ya da eleştirmesin. Tarihimizi düşünürsek kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Şu an zaten bu anlayış benimsemiyorlar.

Dizinin Şarkı sözlerinin Türkçe transkripsiyon ve çevirisi için tıklayınız.

8 Haziran 2016 Çarşamba

Empress Ki (Gi) (2013)

6/08/2016 07:23:00 ÖÖ 4 Comments
Bu serinin konusudan ziyade detaylarından bahsetmek istiyorum aslında. İlk olarak tarihi yapımların gerçeği olduğu gibi barındırması gerekir mi bilemiyorum. Bizde Muhteşem Yüzyıl'a ve senaroya  bakarsak gerçeklerden çok ticari kaygının öne çıktığı bir gerçek. Bu yüzden Empress Ki'de konunun tarihi çizgisinden fazlasıyla uzaklaşıp ve elbette Kore milliyetçiliği hissiyatıyla pekçok gerçeğin gözardı edildiği yorumlarını yapanlara öyledir ya da değildir diyerek itiraz edecek değilim. Tarihsel bir kişilik olarak Kraliçe'nin Çin imparatoriçesi olduktan sonra anavatanı Koguryo'ya pek hayrı dokunmamış. Öte yandan Koguryo ensubu oluşu ve cariyelikten gelen yükselişi Çin'de de kabul görmesini engellemiş. Sonuçta her iki halk tarafından da pek sevilmemiş. Ki ve ailesi Kore tarhinde Hain Aile olarak betimlenmekte.


- Yuan Hanedanlığı Nedir?

Cengiz Han'ın hükümdar olduğu Moğol İmparatorluğu'nun devamı nitaliğinde kurulan hanlıklardan biri olan ve hakimiyet sahasında Çin coğrafyasının yer aldığı Kubilay Hanlığı Çin tarihinde Yuan Hanedanlığı olarak yer alır. (Burada tarihte Moğolların Türk olmadığını ancak Türk kültürü etkisiyle asimile olmaksızın türkleşen bir toplum olduğunu belirtmem gerek. Çünkü moğollar geniş asya coğrafyasında birçok Türk boyuyla İpek Yolu ticareti için mücale etmiş ya da etkileşim  halinde olmuşlardır.) Dolayısyla yapımda karşımıza çıkan kağan ya da katun gibi tanımların çevirenin kişisel tercihi olarak eklediğini zannetmiyorum. Ancak Koreceye fazla aşina değilim ve diyaloglarda Kağan'ı ya da Katun çağırıştıran gibi benzer söyleyişler var mıydı pek anlayamadım.

Hatırlatma: Tüm bu kültürel etkiye rağmen Kubilay Hanlığı diğer hanlıkların aksine müslüman olmayan, Çin imparatorluk ünvanlarını kulllanan ve sonuçta ve Çinlileşen tek Mogol hanlığıdır. 
- Toghon Temür Kimdir?
Toghon Temür, İmparator Mingzong (Khutughtu Khan) ile Karluk Türklerine mensup Mailaiti'nin oğludur. Tarihsel kişilik olarak Yuan Hanedanlığının zayıfladığığı bir devrin kralıdır. İmparator olarak bilinen adı Huizong'dur. Yaşamının bir bölümünde taht hakkında bulunmaması için  Koguryo'ya sürgüne yollanmıştır. (Koguryo, Bekçe ve Şilla ile birlikte Kore'de hüküm süren üç krallıktan biridir. Bu üç krallıktan Kokuryo sivrilip Goryeo'ya dönüşecektir.) Koguryo'lu asillerinden saraya cariye olarak getirlen Gi'yi sevmiş ve  imparatoriçesi yapmıştır. Seride başlangıçta Naib'in ayaklarına kapanıp istediği herşeyi yapacağı söylerken de aptal ve güçsüz bir profil çizer. Ne çekmişse kadınlardan çekmiştir aslında. Okuma yazması yoktur ve yaşlı naibin kuklasından farksızdır. Aklı fikri Koguryo'dan tanıdığı, Nyung'dadır. En sonunda cariyesi, eşi ve imparatoriçesi yapar. Ancak son ana kadar kalbinde halen Wang Yoo var mı diye şüphe etmeyi sürdürür.

- İmparatoriçe Ki (Gi) Kimdir?

Nyung (Öljei Khutuk), Saraya cariye olarak gelmiştir. İmparator Toghon Temü'un kalbini kazanmış ve daha sonra veliah da olan oğlu Ayushiridara'yı dünyaya getirmiştir. Bir Yuanlı gibi davranıp o şekilde yaşamayı seçmiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi Goryo için faydalı birşey yapmadığı gibi Faith dizisinden tanıdığımız bir diğer hikayeden Kral Gunmino'nun Çin'deki esaret devrinde ve bu kralın ortadan kaldırılmasında rol oynayan kişi olarak görürüz kendisini. Toghon Temur'un zayıf kişiliğinde ilk iki imparatoriçenin ölümünün ardından ülke yönetiminde en güçlü konuma yükselmiştir. Kızıl Türbanlılar Ayaklanması Yuan'ın zayıflatan ve Ming Hanedanlığı'nın doğuşuna zemin hazırlayan önemli bir olaydır. (Aynı konu yine Faith'de de geçiyor. Kraliçe'nin abisi Koguryo'da yegan güçtü. İzleyenler hatırlar.) Seride ise annesi gözlerinin önünde öldürülür ve yıllar sonra Çakal lakabıyla kimliğini bir erkek görünümü ardına gizleyip  Sungnyung adı ile karşımıza çıkar. Ancak gerçekler ortaya dökülünce trajik biçimde Wang Yoo'dan koparılıp Çin Sarayı'na köle olarak yollanır. Başlangıçta Koguryo'nun ipini çeken sözleri yüzünden Toghon Temür'dan nefret eden ve intikam hırsıyla planlar yapan Nyung saray entirkalarının arasında günden güne imparatora aşık olur. Onun kadın olduğunun Toghon Temür tarafından öğrenmesi ise çok sönük bir biçimde işleniyor.

- Koguryo Kralı Chunghye (Wang Yoo) Kimdir?

Gerçekte otuzbeş yıllık saltanatında aslında ülkesi için pek birşey yapmamıştır. Hatta oldukça zalim ve cinayetten zevk alan bir karakteri olduğu -koreli tarihçilerin beyanıyla- söylenir. (Faith'den hatırlayanlar varsa orada da tam olarak böyle biriydi.) Seride de Nyang'ın peşinde koşan, sürgün yıllarında ülkesi için özgür kalabilmek adına anlam ve önemini pek de oturtamadığım sahte para olayı üzerine Yuan'la savaşıp Türklerle işbirliği yapan karizmatik bir karakter olarak yansıtılmış. Yinede ben de dizi hayranlarının büyük bölümünün de kabul ettiği üzere O'nu pek sevmedim. Gönlüm Yuan'lı İmparator'dan yana:) Bunda sanırsam karakteri canlandıran oyuncunun sevimliliği hayli etkiliydi.


-Tanasili ve Bayan Khutugh Kimdir?
Sırasıyla imparatoriçe olan bu iki hatun Nyang'ın en büyük rakipleridir. İlki kralı kuklaya çeviren yaşlı naibin kızıdır. Ki'ye karşı giriştiği her plan eninde sonunda geri teper. İkincisi Bayan Khutugh ise sonraları naip olan Bayan'ın kızıdır. Bayan, başlangıçta Nyang ile ittifak halinde olsa da güce kavuştuğu andan itibaren Goryou asıllı bir kadının tahta geçişini onaylamaz ve kendi planları doğrultusunda ana kraliçe Dowager'ın da desteğiyle kızının imparatorla evlenmesini sağlar.

-Yeon Bi-Soo Kimdir?
Seride Yeon Bi-Soo aşk üçgenimiz kenarında Koguryo Kralı ile işbirliği içinde faaliyetler yürüten gözüpek bir bir Türk generali olarak karşımıza çıkar. İtitaf etmeliyim ki bizler sözkonusu olunca tarihte öyle olmadığımızı gösteren o devirlere ait birçok seyyah hatıratına vs rağmen genelde barbar ve medeniyetsiz bir toplum gibi resmedilmeye meyillizdir. Bu nedenle senaristlerin asıl gerçekleri gözardı etmeyişinden ve Yeon Bi-Soo'yu yansıtma şeklinden memnuniyet duydum.

Seri içinde çalan ve Xia (지아)'ın seslendirdiği The Day (더 데이) şarkısı kesinlikle tekrar ve tekrar dinlenmeye değer. Özellikle Nyung ve Toghon Temür'ün av sırasında yer alan at üstündeki görüntüleri eşliğinde harika gitmiş.

12 Kasım 2015 Perşembe

Endless Love: Winter Sonata (2002)

11/12/2015 08:34:00 ÖÖ 0 Comments
İlk aşk o derin duyguların en saf olanı, hatıralarda yaşatılanı değil midir? Winter Sonata sıradan bir öyküyü masal tadında anlatır. Dinlemekten ya da izlemekten bıkmadığımız o aynı hikayeyi bize sunarken kalbimizde buruk bir hüzün bırakır. Kuşkusuz dizi içinde çalan muhteşem şarkıların bunda büyük bir payı vardır.

Kore dizilerinin cazibesine kapılmamı sağlayan izlediğim ilk seridir Winter  Sonata. Animelerin yozlaştığı  2000'li yıllarda bu takip edilesi yeni dünyaya dalınca çıkmak da mümkün olmadı. Diziler sayesinde Kpop kavramından da haberdar oldum. Şu küçücük ülkenin yapabildiklerine hayran kaldım.

Gelelim dizinin konusuna. Hikaye her sabah aynı gecikme ve rutin okul otobüsüne yetişme hengamesini yaşayan Jung Yoo Jin'le başlıyor. Binbir zorlukla ve arkadaşı Kim Sang-Hyuk'un yardımı ile kendini tıkış tıkış araca atabildiğinde hayli rahatsız edici bir yolculuk yapmak zorunda kalır. Nihayet yolcular birer ikişer inip de içerisi ferahladığında Jung Yoo Jin, kendisi gibi bir öğrenciye önce ayakta uyurken yaslanarak, sonrasında aynı koltuğu paylaşırken başını omuzuna koyarak uyuklar. Duyduğu rahatsızlığı belli etmekten çekinmeyen delikanlıya memnuniyetsiz bakışlar attığı sırada okul durağını kaçırdıklarını fark eder. Ama ne iş işten geçmiştir. Sonraki durakta inmek ve taksiye binmek zorunda kalırlar. Jung Yoo Jin, ne yazık ki girişte okulun korkulu rüyası Gargamel lakaplı müdür yardmcısına yakalanmaktan kurtulamaz. Ders devam ederken kendini Kang Jun-Sang  olarak tanıtan yeni nakil öğrenci sınıfa adım attığında özellikle kızların hayli ilgisini çekmiş durumdadır. Ancak o çevresiyle iletişim kurmaya pek de gönüllü gözükmemektedir.


Babasını bulmak için Kore’ye gelen ve transfer olduğu okulda Yu-jin ile tanışan Kang Joon Sang dışarıya karşı sergilediği davranışların aksine kıza karşı karşı her geçen gün artan duygular beslemektedir. Ancak anlaşılmayan bir nedenden ötürü Kim Sang-Hyuk'a neredeyse düşmanı gibi davranır. İlk karın yağdığı gün buluşmak üzere sözleşirler. O akşam Yu-jin’in saatlerce bekler ama Kang Joon Sang ortada yoktur. Yaşadığı hayal kırıklığını sindirmeye çalışır. Ertesi gün okulda Joon Sang'ın geçirdiği trafik kazası sonrası öldüğünü öğrenince derin bir acı içinde kalır. Kısa süre önce kendisine postaladığı ve sevdiği bir bestenin piyano kaydını barındıran bir kasetten başka beraber geçirdikleri günlerin hatıralarına tutunarak ama O'nu içinde yaşatarak hayatına sürdürür.


Aradan yıllar geçer. Şimdilerde Polaris mimrlık firmasında çalışan Yu-jin, çocukluk ve okul arkadaşı Kim Sang-Hyuk ile nişanlanmak üzeredir. Töreninin yapılacağı gün yolda yürürken anlık şekilde gördüğü ve Joon Sang’a benzeyen  bir adam ilk aşkına dair duyularının yeniden yüreğinde canlanmasına neden olur. Saatler ilerler ve hava giderek kararırken dondurucu soğuğun altında O'nu aramayı sürdürür. Çabasının beyhudeliği karşısında nişan töreni için salona döndüğünde tüm misafirler zaten ayrılmış durumdadır. Kim Sang-Hyuk'un ailesi ve özellikle müstakbel kayınvalide duruma içerlemiş halde salonu terk ederken arkadaşlarının ve annesinin şaşkın bakışları arasında yere yığılır.

Dizi müziklerinin şarkı sözleri için Tıklayın 

10 Mayıs 2015 Pazar

A Jewel in the Palace (2003)

5/10/2015 04:55:00 ÖS 0 Comments

Hatırlatma: Aşağıda yer alan metin dizinin tamamı hakkında bilgiler içermektedir.

Sarayın Müceheri (A Jewel in the Palace /Dae Jang Geum (2003)): Joseon Devri'nin erkek egemen dünyasında alt sınıftan gelen genç bir kızın saray hanımılığından başlayıp Kralın başhekimliğine yükselişini, dönemin en yüksek tıp otoritesi ve bir kadın olarak tarihe geçişini anlatan gerçek bir yaşam öyküsü. Sadece ülkesinde değil dünya çapında geniş kitlelere ulaşan hatta birçoğumuzu Kore dizi sektörüyle tanıştıran bu dizinin adını ilk duyduğumda üniversite için şehir dışındaydım. Babam da aynı dönem TRT'de yayınlanan Kore dizilerinin sıkı takipçisiydi. Evde olduğum zamanlar O izlerken bazı bölümlerine takılırdım. Sonra bir arkadaş sayesinde Winter Sonata'yı izledim. Daha çok anime ve Japonya kaynaklı şeylere ilgim vardı ve orijinal dil Korece'yi ilk duyduğumda çok da sevmemiştim. Bu arada Sarayın Mücevheri adıyla ekranlara gelen bu dizi de aradan geçen zaman diliminde birçok kez farklı kanallarda tekrar edildi durdu. Hatta bunlardan biri tam da suyunu çıkarmak deyimine uyar biçimde başa sarıp kaç kez verdi bilmiyorum ama görmekten içime fenalık gelmişti. Elde ettiği beğeni nedeniyle neyse ki TRT sonrasında birçok farklı Kore yapımını ekrana getirmeyi sürdürdü. Böylece Kore dizileri hayatımıza girmiş oldu. Günümde özellikle ülkemizde bir Kpop yada Hallyuu dalgası varsa temellerini burada aramak kesinlikle yanlış olmaz.
Hikâye, Joseon Hanedanlık’ı altındaki Kore’de, Kral Seongjong, Kral Yeonsan-gun (1494-1506) ve Kral Jungjong’un (1506-1544) saltanatları esnasında geçmektedir. Konu şu şekilde başlar. O sıralar veliaht prens olan Kral Yeonsan-gun’un annesi Kraliçe Yun’un, kralın emri üzerine bir grup saray muhafızı tarafından zehirlenir.
Sarayda mutfak leydisi olan Park, mutfak leydisi Choi’u Ana Kraliçe’nin yemeğine zehir katarken görür. Ancak durumu bildirdiği üst kademe zaten bu işi yaptıran kişilerdir. Gerçeğin ortaya çıkmaması için bir iftira atarak kendi iç prosedürlerine göre (zehir içmeye zorlayarak) kadını ortadan kaldırmak isterler. Lady Park önce, zehirin içine gizlice panzehir karıştıran ve beline de olayları anlatan bir kâğıt sıkıştıran saraydaki en iyi arkadaşı, mutfak leydisi Han tarafından, daha sonra da, inzivaya çekilmiş olan eski asker muhafızı Seo tarafından kurtarılır. İkisi evlenirler. Bir yandan uzak bir köyde, düşük sınıftan insanlarmış gibi davranarak gizlice yaşamlarını sürdürürken bir yandan da Jan geum adını verdikleri oldukça zeki küçük kızlarını büyütürler. 1504 yılında Kral Yeonsan-gun, annesinin cinayeti hakkında geniş bir araştırma başlatılması ve bu olayın ardındaki herkesin yakalanıp öldürülmesi emrini verir. Ne yazık ki olayla bağlantısı nedeniyle gizli bir hayatı seçen Seo ve ailesi muhafızlar tarafından fark edilirler. Kaçış sırasında acı biçimde anne ve babasını kaybeden Jang-geum, bir şekilde saraya girmeyi başarır. Cesareti, meraklılığı, yeteneği, iyi kalpliliği ve kararlılığı sayesinde (annesinin en iyi arkadaşı olan) Leydi Han’ın'ın kanatları altında bir mutfak leydisi olarak yetişir. Saray Mutfağı’nda nesillerdir adeta saltanat sürer gibi güçlenen, kazanma hırs ve azmindeki Leydi Choi da yeğeni Choi Keum-yeong'ı eğitmektedir. Rekabet çocukluktan itibaren büyüyen iki kızı ister istemez birer rakip haline getiriken aralarına giren aşk hikayesi kardeşlik hislerini düşmanlığa çeviren şey olur. Geçmişteki kirli oyunları fark eden Jang-geum ve Lady Han bir kez daha Lady Choi'un başını çektiği, aynı zamanda yüksek rütbeli memurların ve (Leydi Choi’un abisi) tüccar Choi Pan-sul’un da dahil olduğu bir komplo ile vatana ihanetle suçlanırlar. Her ikisi de köle olarak Jeju Adası’na sürgün edilirler. Sorgu sürecindeki işkenceler nedeniyle Leydi Han yolda aşırı derecede bitkin düşer ve ölür. Sarayda ise Leydi Choi, arzu ettiği güce kavuşmuş ve Mutfak Baş Kâhyası olmuştur.
 
Uğradığı haksızlık ve kayıpların ardından Jang-geum, Jeju adasında köle sıfatıyla hayattan vazgeçmiş şekilde yaşar. Yüzbaşı Min Jeung-ho'da bir şekilde tayinini aldırmış ve adım adım genç kadını izlemiştir. Jang-geum başlangıçta sadece bir köle olduğunu zannettiği, açık sözlü ve pragmatik doğasından pek de hoşlanmadığı ancak bununla beraber oldukça başarılı ve ünlü bir hemşire olduğunu keşfettiği Jang-deok'la sıkı bir dostluk kurar. Dahası başarılı hemşirelerin özenli bir değerlendirmeden sonra sarayda çalışmak için seçilebileceklerini öğrenince annesinin ve Leydi Han’ın intikamını alabilmek için saraya dönebilmesinin tek yolunu bulduğunu fark eder. Öte yandan mutfakta kazandığı bilgi birikim sayesinde ülkedeki hemen her bitkiyi tanıması, hatta bunların tıbbı faydalarını da bilmesi Jang-deok’ın dikkatinden kaçmaz. Böylece bir süre sonra Jang-deok’ın önerdiği eğitim sürecini kabul edip O'ndan tıp bilgilerini ve gözetimi altında da tedavi uygulamaları yaparak sıkı bir öğrenim süreci geçirir. Disiplinli, öğrenmeye her daim hazır, kararlı ve cesurdur. Kısa süre sonra adada başarılı bir hemşire haline gelir. Bununla beraber, bir tıp insanı olmanın erdemlerini tam anlamıyla fark edebilmesi için kalbindeki nefretten kurtarmayı öğrenmesi gerekmektedir. Bu yüzden çıktığı yol intikam içeriyorken amaçlarını da sorgulaması gerekir. Hemşire eğitimi seçimi için yapılacak sınava girmek üzere başkente geldiğinde üst düzey bir bakanın hasta oğlunu tedavi etmek durumunda kalır. Hemşirelik eğitimi sürecinde bu durum O'nu okul hocası ile karşı karşıya getirir ve zorlu bir süreç yaşamasına neden olur. En nihayetinde öğretmeninin de takdirini kazanarak en iyi dereceyle sınavı geçer ve sarayın kraliyet hastanesine atanır. Yüzbaşı Min Jeung-ho'da bir kez daha onu izler. Jang-geum için zorlu süreç devam eder. Artık Mutfak Baş Kâhyası olmuş olan Geum-yeong'la karşılaşması kaçınılmazdır. Şimdilerde kralın saray kabinesinin bir üyesi haline gelmiş olan Yüzbaşı Min Jeung-ho ile yakınlaşırlar. Onları kıskanç gözlerle izleyen Geum-yeong sırf bu yüzden halasının Jang-geum’dan kurtulmak için geliştirdiği entrikalara destek verir. Halası, Leydi Choi, bu mevkideki Leydi Park’ı kovdurarak onun yerine geçip Saray Sekreteri olmuştur.

Bu arada genç kadının küçükken yakınlaştığı ve en iyi arkadaşlarından biri olan Yeon-seng, Jang-geum uzaktayken, Kral’ın dikkatini çekmiş ve cariyesi olmuştur. Yine de sonrasında ziyaret edilmeyen, bu yüzden de çalışanların dahi çok da saygı göstermediği bir konuma düşmüştür. O'nun bu haline fazlasıyla üzülen
Jang-geum geçmişteki saray leydiliği günlerinden kendisini hatırlayan ve Lady Han'a da saygı duyan Baş hadım ağasının gösterdiği yakınlığı sayesinde kralın Yeon-seng'ı ziyaret etmesini sağlar. Geçirdiği bu geceden sonra hamile kalan genç kadının konumu yükselip sekizinci eş haline gelirken Jang-geum’a, sarayda daha güçlü bir desteğe sahip olur. Derken çeşitli rahatsızlıklardan muzdarip kral tekrar hastalanır ve saray mutfağının baş kahyası Geum-yeong durumdan sorumlu tutularak gözaltına alınır. Kral’ın gıdalardan zehirlenmediğini gayet iyi bilen Jang-geum sağlık raporlarını gizlice dışarı çıkarır ve kopyalarını alır. Fakat saray beyleri raporların kayıp olduğunu fark ederler. Bir hemşirenin bu gizli belgeleri okuması, dışarı çıkarması ve kopya etmesi çok büyük bir suçtur ve cezası ölümdür. Yaptığı fark edilince Kraliçe Jang-geum'ya idam cezası verir. Ancak kral hala bilinci kapanmış şekilde yatmaktadır. Bu yüzden Jang-geum'ın sözlerine kulak tıkayamaz. İdam emrini geçici bir süre durdurur. Hatta kendi tahtını da tehlikeye atarak ondan kralın gerçek hastalığının sebebini bulmasını ister. Ancak bu şekilde hayatını kurtarabileceğini söyler. Saydan gizlice çıkarılan Jang-geum artık şehre dönmüş kendi özel muayenehanesini işleten Jang-deok'ın yardımıyla kralla aynı belirtileri gösteren hastaları inceleyip olası tedavi yöntemlerini dener. Ancak fark ederler ki bu daha önce onların görmediği, duymadığı bir hastalıktır ve adı da yoktur. Saray başhekimi doktor Yonsa'nın teşhisi ise deri tüberkülozudur. Tedavi de haliyle farklıdır. Sonuçta Jang-geum başta kadın ve sadece bir hemşire olduğu için kendi teşhis ve tedavisini kabul ettiremez. Tabii başhekimin başta işe yayar gözüken tedavisine rağmen kralın durumu ağırlaşır. Sonunda Kraliçenin de onayıyla Jang-geum'nın tedavi yöntemi uygulanır. Her ne kadar işler yolunda gitse de bazı nadir durumlarda karşılaştığı gözleri körlük durumu oluşur. Çaresiz kraliçe bu durumdan Jang-geum'u sorumlu tutar. Ancak Jang-geum kralın gözlerinin tedavi yüzünden değil, hastalıktan dolayı kör olduğunu söyler ve kralın nabzına bakmak ister. Bu isteği saray kurallarına tamamen aykırıdır. Ancak kraliçe en başından beri Jang-geum'a güvenmiştir ve yapabildiklerini de görmüştür. Bu isteğini yerine getirir. Jang-geum kralın nabzını ölçtüğünde başka bir şeylerden şüphelenir ve araştırmalarını sürdürür. Sonunda deri tübekülozuna neden olan asıl sorunu bulur ve tedavisini uygulamaya başlar. Ancak kral zayıf düşmüştür ve hazırlanan ilaçları içmekte zorlanır. Bu durumda kraliçe panikler. Tedaviyi yarıda keser ve Jang-geum'u hapise yollar. Fakat kralı inceleyen doktorlar durumunun iyi gittiğini fark eder ve bunu Jang-geum'un tedavisine bağlarlar. Kraliçe Jang-geum'u tekrar çağırır. Jang-geum hiç denenmemiş yöntemler izleyerek kralın gözlerini de açar.

Leydi Han ve Jang-geum'un kükürtlü ördek yüzünden suçlu gösterip sürgün cezası almalarına neden olan komploya ön ayak olan Doktor Yonsa Chang, Jang-geum'un kralın iyileştirmesinden sonra başarısızlığı nedeniyle çıkar ortaklığı yaptığı Lady Cho'dan korkmakta ve yaptıklarından dolayı vicdanen rahatsızlık duymaktadır. Bu arada zamanında Jang-geum'a zarar veren gerek eski saray sekreteri Lady Tang Park, gerekse Laydi Choi ve bakan Gyeom-Ho Oh (Guyumho) birbirlerine girmiştir. Bu karışılıktan faydalanan Jang-geum ve Yüzbaşı Min Jeung-ho, Saray Sekreteri Leydi Choi ve emrindekilerin geçmişten o güne değin gerçekleştirdikleri tüm entrikalarını ortaya çıkarırlar. Bu durum Choi ailesinin ve yüksek rütbeli memurların yıkımı ile sonuçlanır.

Jang-geum gerek sarayda gerekse saray dışında birçok hastanın hayatını kurtarmayı sürdürür. Salgın hastalık zannedilip ölüme mahkûm edilmiş bir köy dolusu insanın aslında gıda zehirlenmesi geçirdiğini anlar ve onları tedavi eder. Daha önce Jang-geum, Kraliçe'nin rahminde ölü bir bebek olduğu konusunda doğru teşhiste bulunarak Kraliçe'nin hayatını kurtarmıştır. Ayrıca Ana Kraliçe'yi de tedaviye ikna etme konusunda başarılı olmuştur ve saray hekimleri tarafından, uzun zamandır yanlış teşhis edilmekte olan Kral'ın kronik hastalığının temel sebebini bulmuştur. Şimdi ise, oğlunun çiçek hastalığını tedavi ederek Kraliçe'nin minnettarlığını ziyadesiyle kazanmış durumdadır.
Bu süreçte meydana gelen şaşırtıcı durumsa Kralın Jang-geum'ya aşık olmasıdır. Ancak, onu cariye yaparken ülkesinin yaşayacağı kaybın önemini, Jang-geum'nın mesleğine duyduğu tutkuyu, dahası kalbinin şimdilerde Saray Sekreteri olan Min Jeung-ho'da olduğunu (fazlasıyla kıskanarak) fark eder. Bu nedenle yanında tutabilmesinin tek yolu olarak başarısını devam ettirmesi için önünü açmaya karar verir. Önce ("Büyük" anlamında) "Dae" unvanı ile birlikte 9 dereceli devlet memuriyeti sistemde (en düşük derece dokuzdur rakamlar küçüldükçe rütbe büyür) üçüncü dereceden memuriyet pozisyonu vererek Jang-geum'u şahsi hekimi yapacağını duyurur. Kararı; yalnızca seçkin bürokraside bir kadın bulunmasının ülkenin tarihine açık bir saygısızlık olduğunu savunan değişim yoksunu bakanlar tarafından değil eğitim camiasına mensup bilginler arasında da çok fazla tartışma ve protesto ile karşılanır. Öte yandan Jang-geum, bu görevi kabul ederek, kadınların da hakları ve gücü olduğunu gösterebileceğinin farkındadır. Ülkedeki yozlaşmış fikirleri yıkma arzusuyla ama yine de çok da gönüllü olmayarak, hatta kendini riske atarak kralın sunduğu mevkiyi kabul eder. Kendi aleyhine ateşi körüklemiş olur. Ancak O'nun terfisini sadık bir şekilde destekleyen Min Jeung-ho, alimlerin öğretilerine karşı geldiği için mimlenir ve sürgün edilir.

Derken birden bire Kral'ın hastalığı yeniden nükseder. Gösterdiği özenli bakıma rağmen Jang-geum'nın yapabileceği fazla bir şey kalmamıştır. Artık akupunktur veya ilaçlarla bile tedavi edilememektedir. Son çare olarak ameliyatı önerir. O güne değin cerrahi yöntemi benimsemeyen tıp camiası başta olmak üzere üst düzey bürokrasi, saray memurları, bu hiç duyulmamış, yaklaşım karşısında dehşete kapılırlar. Bedeni kutsal kabul edilen Kral'a böyle bir işlem önermek başlı başına suçtur. Kral, Jang-geum'a inanmasına rağmen, günlerinin artık sayılı olduğunun da farkındadır. Eğer ameliyat başarısızlıkla sonuçlanırsa idam edileceğinin de farkındadır. Yaşaması için O'nu özgür bırakmaya karar verir. Ameliyatı kabul etmiş gözükse de işlem yapılacağı günün gecesi genç kadını gizlice saraydan çıkarttırır ve bir sandalla Min Jeung-ho'nun sürgün edildiği adaya yollar. Jang-geum bir doktor bilinci ve sorumluluğuyla çaresizce geri dönüp tedaviyi gerçekleştirmek istese de muhafızın ilettiği kraliyet emrine uymak zorunda kalır. İkili yeniden kavuşunca evlenirler. Sekiz yıl sonra kızları Sona ile yaşamaktadırlar. Tüm bu süre boyunca, ansızın görevini bırakıp kaçıp giden konumunda olduğu için Jang-geum ve sürgün Jeong-ho kendilerini mümkün oldukça gizlemek zorunda kalır. Bununla beraber, Jang-geum nereye gitse hastaları tedavi etmeyi bırakmaz..

Kurtardığı hayatlara dair söylentiler bir şekilde saraya ulaşır Sonunda, izleri bulunur ve saraya geri getirilirler. Ölen kocasının yerine tahta geçen oğlu sayesinde Kraliçe Munjeong artık mutlak bir güce sahiptir ve ana kraliçe olmuştur. Jang-geum ve Jeong-ho'ya eski unvanları ve itibarlarını geri verir. Her şeye rağmen ikili, saray politikalarından uzak, kendi yollarına devam etmeyi seçer. Hikâye, Jang-geum'nın hamile bir köylü kadına başarılı bir şekilde ilk defa sezaryen ameliyatı yapmasının ardından biter. 
 
 

27 Aralık 2014 Cumartesi

Horse Doctor (Maui / Veterinarian) 2012

12/27/2014 08:29:00 ÖS 0 Comments
Serinin Orijinal Adı: Horse Doctor (마의 (馬醫) / Maui / Veterinarian / The King’s Doctor)
Türkçe Yayın: Sarayın Doktoru (Trt 1 / Meltem Tv)
Yapım Yılı: 2012
Bölüm Sayısı: 50
 
Uyarı:  Aşağıda yer alan yazı adı geçen yapım hakkında birçok ayrıntı barındırmaktadır. İzlemeyi düşünenlerin okuması önerilmez:)


Trt'nin, Muhteşem Kraliçe sonrası Sarayın Doktoru adı ile ekranlara getirdiği ve beğeni toplayan dizi geçmişi büyük bir sırrı barındıran alt tabakadan bir veteriner, Baek Gwang-hyeon'in kraliyet hekimliğine uzanan yükselişini anlatır. Lee Yo Won oyunculuğuyla göz doldururken başroldeki Cho Seung Woo ise bize aşina bir karakter değil. (Oyuncuya dair benim izlediğim tek yapım sinema filmi The Sword with No Name.) Ancak özellikle tatlı gülüşü ile seyircisini mutlu ettiği kesin. Genel Kore yayın standartlarına göre uzun bölümlü oluşu sezonlarla devam eden yapımları izleme alışkanlığındaki ülkemiz insanı için en olası tercihlerden biri. 
 

Bu arada Koreliler tıp temalı dizilere hayli ilgi duyuyor herhalde. Nette bilgi araştırması yaparken fark ettim ki baş karakter Baek Gwang-hyeon (Kwan Yong Bek)'in yaşadığı yıllar (1625–1697) olarak gösterilmiş. Dolayısıyla orijinal bir geçmişi mi var yoksa yapıma dair zaman periodu olarak mı gösterilmiş bilemiyorum. Ancak kore tarihinin önemli addedilen kişiliklerine dair diziler yapıldığı düşünülecek olursa ilk seçenek olası görünüyor. İyi bir korecem olsa kore tarihinin bu yönünü araştırmak isterdim doğrusu. Ancak şu noktada yapabileceğim birşey değil.


Hikaye asil ve köklü bir aileye mensub Do-joon Kang, baytar ailesinden gelen ama bunu bir sır olarak saklayan Lee Myung-Hwan ve Jang In-Joo  adlı üç iyi arkadaştan birinin  sahip olamadıkları adına kapıldığı hırs ve bu uğurda sarayda karıştığı büyük bir komplo sonrası diğerinin suçlanarak öldürülmesi ile başlıyor. Kanunlar gereği varisi varsa onunda yaşamasına izin verilmemektedir. (Babanın suçunu oğula da geçmesi doğrusu çok acımasızca) Kısa bir süre önce alt tabakadan bir adamın karısının doğumuna yardım etmiştir ve bu durum oğlunun kurtuluşu olur. Köylü vefa örneği sergiler ve bebeği yeni doğmuş kızı ile değiştirerek öldürülmesini engeller. (Öz çocuğunun hain damgası ve köle sıfatıyla yaşamasına neden razı oluyor, biraz acayip) Kendisinin de hakkında arama kararı vardır. Bu nedenle bebekle şehirden ayrılır. Öz kızı ise Kang ailesinden geriye kalan kişi olarak kayıtlara geçer. Statüsü köleliğe indirilerek bir ailenin hizmetine verilir.
 
 
 
Birkaç yıl sonra ikili baba-oğul olarak adada yoksul biçimde hayatlarını sürdürmektedir. Yaşadığı yerden kurtulma hayalleri kuran on yaşlarındaki Gwang-hyeon ipe sapa gelmez hocasını da kandırıp bu arzusunu gerçekleştirmeyi başarır. Bindiği tekne sayesinde başkente gelir. Ancak kendi dürüst karakterine karşın şehir düzenbazların cirit attığı bir mekandır. Eşyalarını bırakıp bir süre yanından ayrılan öğretmenini beklerken Young-dal isimli bir çocukla tanışur. Sözüm ona yankesiciler konusunda  yardım edecektir ama aslında kendisine onlardandır. Üstelik erkek değil kızdır. (Tabi kendisi ile değiştirilen bebektir de) Beraber geçirdikleri o kısa zaman dilimi birbirlerinin çocukluk aşkı olmalarına yeter. Ancak ikili talihsiz bir başka olay yaşar. Gece yarısı yeniden sahneye çıkan Lee Myung-Hwan geçmişteki o olaya dair bir tanığı aküpunktür iğnesiyle öldürdüğü anlara şahit olurlar. Varlıkları fark edilince hayatları tehlikeye girer. Bu arada oğlunu bulmak için peşlerinden şehre gelmiş bulunan baba ne yazık ki hakkında arama kararı yüzünden güvenlik güçleri peşine düştüğünde hayatını kaybeder. Kaçış ve kovalamaca esnasında Gwang-hyeon yaralanarak uçuruma yuvarlanır. 


Lee Myung-Hwan'ın talebiyle yapılan araştırma sonrası Kang ailesinin suçsuzluğu ortaya çıkarılır. En yakın arkadaşı olması dolayısıyla vesayeti de kralın kararıyla şu anda kraliyet hekimi olan Lee Myung-Hwan'a verilen ve itibarı ile serveti iyade edilen Ji-Nyeong böylece saygın bir konuma yerleşir. Kralın kızkardeşi prenses Sookwhee ile yakın arkadaştır. Sarayın kurallarını hiçe saymak konusunda her zaman fazlasıyla gönüllü olan kızın başını sıkca beladan kurtarır. Bir süre önce Çin tıbbı üzerine eğitim alarak başkente dönmüştür. Tecrübe kazanmak için Halk Sağlığı Merkezine hemşirelik için başvurur. Ancak aile adı bulunduğu yere emeği ile gelen herkesi rahatsız eder. Bu yüzden personel seçiminden sorumlu baş hemşire Jang In-Joo tarafından geri çevrilir. Ancak inatçıdır. Yapılan sınavı da bileğinin hakkı ile geçince kadının onaylamaktan başka çaresi kalmaz. O'na kolaylık göstermeyeceğini ya da ayrıcalık yapmayacağını açıkça dile getirir.
 
 
Yıllar sonra Gwang-hyeon, uzak bir çiftlikte baytar yamağı olarak karşımıza çıkar. Ji-Nyeong ve prenses Sookwhee saygın hanımlar için pek de uygun kaçmayan bir mekanda yemek molası vermek isterler. Sonrasında serserilerin tacizine maruz kalırlar. Gwang-hyeon ve ahırlardan arkadaşı Ja-Bong duruma müdahil olurlar. Gwang-hyeon asaletlerini fark etmeksizin onlara sıradan biri gibi davranıp üstüne fırça atar. O sıralar hasta kedisi için çaresiz kalan prenses veteriner olduğunu fark ettiği gencin sorununa çare bulacağını umar. Gwang-hyeon saraya çağrılır. Önceki gün kaba tavırları için uyaran ve kim olduklarını söyledikleri halde alaya alıp inanmadığı kişiyi karşında görüp de prenses olduğunu öğrenince soğuk terler döker. Kellesini sadece hasta kediyi tedavi edebilirse kurtaracaktır. Sorunu çözer. Hayatta kalmayı garantilediği gibi ve prensesin minnettarlığıyla birlikte aşkını da kazanır. Sonrasında verilen bir kraliyet emriyle kraliyet ahırlarına tayin edilir. Ji-Nyeong'da kraliyet ahırlarındaki baytarlara yardım etmek üzere görevlendirildiğinde yeniden bir araya gelmeleri  kaçınılmaz olur. Sıkça didişseler de içten içe kaçınılmaz biçimde aralarında farklı duygular filizlenir. Öte yandan Ji-Nyeong'un köklü ve soylu Kang aşiretine mensup olduğunu öğrenmesi duygularını içine gömmesini gerektirse de başaramaz. Lee Myung-Hwan'ın oğlu, kraliyet hastanesine tayin edilen devlet memuru Lee Sung-Ha durumu bir miktar karmaşıklaştırır. 
 

Kral Hyunjong'un emri ile sağlık bakanlığına atanan Ko Joo-Man ise terfi ve atamalardaki ayrımcılığı yıkacak bir kararla halkın her kesimine açık bir sınav düzenlemeye karar verir. Bir süredir zekası ve yöntemleriyle dikkatini çeken Gwang-hyeon'a da kendi kitaplarını vererek sınava girmesini önerir. Başlangıçta ölen babasının doktor olması için kendisini sıkboğaz ettiği dönemler bunu kulak ardı etmiştir. Gösterdiği başarıya rağmen Lee Myung-Hwan gibi asillerin küçümseyişlerine maruz kaldıktan sonra fikrini değiştirir ve doktor olmaya karar verir. Giriş sınavından önceki gece Lee Myung-Hwan'ın adamı tarafından feci şekilde dövülür ve neredeyse kolunu kullanamayacak hale gelir. O halde bile gösterdiği başarı inanılmazdır. Ünü kralın kulağına kadar gelir. 
 
 
Joseon devrinde normal şartlarda genç bir dul olan kadının tedavi olması saygınlığını zedeler görüşü hakimdir. Bu yüzden öğrenciliği devam ederken Sung-Ha'nın arkadaşı hasta ablası için kendisinden yardım ister. Eve vardıklarında konumu gereği zaten elinden birşey gelmeyeceğini anlatmak ister ama tam da o sırada genç kadın intihara teşebbüs eder. Yalnızca bir öğrenci olduğunu dile getirip birşey yapmaya yetkisi ya da konumu olmadığını anlatmak istese de neredeyse kılıç zoruyla tedaviyi gerçekleştirir. Hastaneden çağırttığı Ji-Nyeong'da kadının uyanmasını sağlar. Ancak tüm çabasına rağmen seçtiği yolda sınıf arkadaşlarınca da kabul görmez. Kraliyet ailesinin gönüllü hasta olarak dahil olduğu doktorluk atanma sınavında krala koyduğu teşhis soyluların tepkisini çeker ve en sonunda yapılan baskıya dayanamayınca ayrılmaya karar verir. Ancak gerçektende kralın durumu kötüleşir ve bir kez daha haklı olduğu anlaşılır. Ona karşı kin ve hasedi gün be gün artan  Lee Myung-Hwan ise zaten sağlık bakanlığını kaptırdığı ve yaptığı uygulamalarla gelenekleri altüst ettiği için Ko Joo-Man'dan da aynı ölçüde nefret etmektedir. Kralın tedavisi sürerken akupunktur yapacağı gün Ko Joo-Man'ı zehirlemekten çekinmez. Neyseki Gwang-hyeon akupunktur becerisiyle zehrin ilerleyişini durdurarak Ko Joo-Man'ın tedaviyi tamamlamasını sağlar. Sağlığına kavuşan Kral minnetarlığının bir göstergesi olarak  o ve tüm sağlık çalışanları için bir ziyafet verir. Gwang-hyeon okula döner.
 


Tam herşey yoluna girmiştir ki Lee Myung-Hwan'nin sahnelediği bir diğer oyun sonucu bu kez soylu bir kadınla ilişki kurmakla suçlanarak yüce divana sevk edilir. Kadın bir süre önce gizlice tedavi ettiği ve Lee Myung-Hwan'ın geçmişte işbirliği yaptığı bakanın gelini Seo Eun-Seo'dır. İradesi dışında hazırlanan ifadede buluşmadığını ve taciz edildiğini söylemiştir. Gerçeği söylemesi için kadını evinde ziyaret eden Ji-Nyeong görür ki zaten bununla ilgisi yoktur. Göğsündeki tümör yüzünden fenalaşır. Bir kez daha kıl payı kurtulan Gwang-hyeon soyluların bağnazca itirazına karşın kralın verdiği onayla gerçekleştirilen cerrahi operasyonda tümörü çıkaran kişi olurken gelecekte kadının kayınpederi Bakan Oh Jang-Park bir diğer düşmanı haline gelecektir.


Hikayenin üçüncü evresi Sağlık Bakan Ko Joo-Man'ın komplo ile ölümü ve bu ölümden sorumlu tutulan Gwang-hyeon'un kralın emriyle tutuklanması üzerine devam eder. Kaçak olarak bir süre yaşamını sürdürse de efendi Ko Joo-Man'nın bıraktığı mektup ve verdiği talimat doğrultusunda aradığı Sa-Am'a ulaşır ve onlarla birlikte ülkeyi terk eder. Aradan geçen üç yılın ardından Çin'de yaptığı tedavilerle hatırı sayılır bir ün elde eder. Ji-Nyeong ise gizlice Yongdal adı ile bitkisel ilaçların satışını tekel haline getirerek ceplerini doldurma peşinde koşan Oh Jang-Park ve soylulara karşı piyasaya el altından ürün satışı yapmakta ve yoksul halkın ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışmaktadır. Şimdilerde Kore Sağlık Bakanı görevini yürüten Lee Myung-Hwan imparatorun çok değerli cariyesinin tedavi etmesi için kralın emriyle Çin'e gönderilir. Kendinden emin biçimde tedaviyi başarıyla gerçekleştirdiği düşüncesiyle ülkesine dönse de O'nun gerisinden kadın yine hastalanır. İmparatorun çağırttığı bir diğer hekim Gwang-hyeon olur. Uygulayacağı tedavi cerrahi müdahalayi gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla bedeninde iz kalacağı gerçeği yüzünden cariye operasyonu kabul etmez. (Sanırım kadınların vücutlarında herhangi bir iz bulunması kusur olarak addediliyor, kabul görmelerine izin vermiyor.) En nihayetinde ikna olur ve sadece küçük bir izle hayatını sürdüreceğni görür. Bu başarı Gwang-hyeon'un sürgündeki hayatının da sonu olur ve Çin elçi heyetiyle başkente gelir. 
 


Elçiler onurlarına verilen yemekte süreç konusunda açılan sohbette gönderilen baş hekimin tedavisinin sonuçsuz kaldığını anlatınca başarısıyla kasılan Lee Myung-Hwan yerin dibine girer. Konuşma devam ederken yine bir diğer koreli hekimin cariyeyi sağlığına kavuşturduğunu ve İmparatorun takdirini fazlasıyla kazanan bu kişiyi tanıtmak üzere huzurlarında taktim etmek istediklerini eklerler. (Kore tam bağımsız bir ülke gibi değil de Çin'in vassalı gibidir bu dönemde. Dolayısıyla Kore kralının sürgüne gönderdiği kişi belli ki Çin İmparatoru'nun isteğiyle takdir edilmesi gereken biri haline gelebiliyor) Gwang-hyeon'un aradan geçen yılların ardından bir kez daha ezeli düşmanıyla karşı karşıyadır. İkilinin rekabeti en sonunda Lee Myung-Hwan ve Bakan Oh Jang-Park'ın kirli çamaşırlarının ortaya çıkmasıyla son bulur. Her ikisi de yaptıklarının bedelini canlarıyla öderler. Aile adını ve mirasını geri alan Gwang-hyeon  ise kendini çevreleyen asillere ve onların baskılarına rağmen kralın da onayını alarak artık daha alt statüsüne inmiş olan Ji-Nyeong'a evlenir. Her ikisi de başarılı birer sağlıkçı olarak konumlarına rağmen sıradan insanlarmış gibi yaşamayı yeğlerler.


Ufak Bir Eleştiri: Dizileri çevirme konusunda Yeppuda iyi iş çıkarır genelde. Benim de her ne olursa olsun emeğe saygım sonsuz. Ancak  bu çeviri izlediğim en berbat işti. Nedendir bilinmez  ünvan ve sıfatlar inatla korece bırakılmış. Daha havalı durduğu falan mı düşünülmüş bilemiyorum. Bence çok anlamsızdı. 


Dizideki Acayiplikler:
 
- Efendi Ko Joo-Man önce durumu ağırlaşırken ve sonrasında ölürken oğlu Yoon Tae-Joo niye doğru düzgün piyasada yoktu. İnsan babasını kaybediyor. Gwang-hyeon bile daha çok gözyaşı dökmüştür adam için.

20 Ekim 2014 Pazartesi

East Of Eden (2008)

10/20/2014 05:56:00 ÖÖ 0 Comments
 Dizi Adı:  East Of Eden

Bölüm Sayısı: 56

Yayın Kanalı: MBC

Yayın Yılı: 2009

Tür: Gündelik Yaşam, Dram, Romantizm

Türkiye'de Yayınlandı m?: Çeşitli Kanallarda Evet

Bunca dizi varken eski püskü yapımlara neden dönüş yaptım derseniz bu diziye dair güzel bir tanıtım yaptığımı hatırlamama karşın yazı arşivimde bulamayışım ilk sebebi oldu. Ülkemiz televizyonlarında görebildiğimiz dizi, yayınlandığı dönem oldukça da sevilmişti. Hikaye alt tabaka insanların parasal güçle her türlü pisliği kendileri adına mübah zanneden zenginlere karşı verdiği mücadeleyi anlatır. Bu nedenledir ki bolca eski Yeşilçam kokusu aldırır. 
 

Başrollerini bu yapımla birlikte yıldızlaşan ve sektörün kıdemlisi haline gelen Song Seung Heon, Park Hae Jin, Yeon Jeong Hun, Jung Hye-Young ile çocuk oyuncularda yine tanıdık iki yüz Kim Beom ve Nam Ji-Hyun gibi isimler yer alıyor. Benim diziyi izleme nedenim başrol Song Seung Heon değil Tae Hwan’ın oğlu Myung Hun'u canlandıran Park Hae Jin'dir. Kendisini bu yapımda ilk kez dikkat etmiş ve her ne kadar kötü bir karaktere hayat verse de diziyi onun yer aldığı konu örgüsü hatırına izlemeyi sürdürmüştüm. Özellikle karşılıksız aşkı Ji Hyeon'a yaptıklarına rağmen. Hatta başrolün kendisi için oluşturulan ve bana göre pek de bir şey hissettirmeyen aşk konusunun diğer iki karakterle şekillenen hikayenin gölgesinde kaldığını düşünmüştüm. Keza Dong Chu'un kendisi bile aynı şekilde hissettirmişti.


Gözünü yükseklere diken ve maddi kazanç için büyük hırslar besleyen Shin Tae-hwan, amaçları uğruna insanları kullanmaktan çekinmeyen, aynı ölçüde önüne engel koyanları ezmekte tereddüt etmeyecek biridir. Taesung Group maden şirketinin varisi ve Taebaek madenciliğin idarecisidir. Çalışanları kasasını kabartan birer araçtan farksızdır. Öte yandan kendi gibi işçilerin refahı için didinen Lee Ki-Chul gibiler çıkarlarını zedelemekte ve şirketin adını gölgelemektedir. Oysa adamın temelde yokluk ve zorluk içinde yaşayan diğerleri gibi ailesini geçindirmekten başka derdi yoktur. Karısı ikinci çocuğunu dünyaya getirmek için son günlerini saymaktadır. Shin Tae-hwan da baba olmaya hazırlanmaktadır. Ancak  tam da o sıralar aynı süreçte devam eden gizli bir birlikteliği vardır. Elbette evlilik dışı ilişkisini karısına tercih edecek değildir. Bu yüzden hamileliğini istemeden sonlandırmak zorunda kalan kadın gerçek yüzünü anca görebildiği adamın yaptıklarının bedelini ödetmeye yemin eder. Sonrasında beklenen iki doğum aynı gün gerçekleşir. Kimsenin bilmediği ise iki bebeğin o intikam için birbirleriyle değiştirildiği gerçeğidir.
 

Zaman geçer. Madencinin büyük oğlu Dong Chul karanlık bir dizi olay sonrası babası öldürülünce Shin Tae-hwan'dan intikam almaya yemin eder. Kardeşi Dong Wook parlak zekasıyla iyi bir öğrencidir ve gelecek vaadetmektedir, Hükümetin sert müdahalelerde bulunduğu öğrenci olayları arasında kalır ve hapse girer. Aslında dizi boyunca iki kardeş çeşitli nedenlerle o kadar çok hapse düşer ki mekanın gediklisi haline gelirler. Dong Wook tutukluluğu süresince zor zamanlar geçirir, işkenceye maruz kalır. Kardeşi için mücadele etmek zorunda kalan Dong Chul düştüğü durumun ardından ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Dong Wook hukuk okuyup adalet çerçevesinde abisine intikamında yardım etmeye ant içer. 
 

Myung Hun kendisinden beklendiği şekilde babasının izinde büyür. Bulunduğu şehri çok sevmese de gölüne giren bir kız orayı tahammül edilir kılmaktadır. Ancak sonrasında fark eder ki tek taraflı aşkı kanlı bıçaklı olduğu madenci ailesinin ikinci oğlunu sevmektedir. Bu noktadan sonra genç adam için elde etme yarışına döner. Hatta adeta gözü dönmüşlükle durumu kendisi için çirkin sayılabilecek bir noktaya taşır. Ji Hyeon''ın çaresizliği O'nun çıkışı olur. (Tam da bizdeki ailelerin yapacağı türden bir yaklaşım sergilenip terk edilince kızcağız için içim sızlamıştı doğrusu.) 
 
 
Gerçekler ortaya çıktığında herşey bambaşka bir yöne evrilecektir. 
 
 
Diziye Dair Notlar:

- Yapımın dinlenmeye değer bir müzik albümü ve hayli güzel şarkıları var.

 

NOT: Şarkı sözleri için tıklayınız.