Kayan Yazı

Başrolünde Lee Min Ho ve Ahn Hyo Seop'u bir araya getiren sinema "Omniscient Reader's Viewpoint" Büyük Hayal Kırıklığı Oldu

25 Eylül 2014 Perşembe

The Great Queen Seondeok (2009)

9/25/2014 05:02:00 ÖÖ 0 Comments


MBS kanalının 2009'da ekrana taşıdığı The Great Queen Seondeok, bir çok oyuncusun sektörde daha sonra da aynı derece parladığı,  türünün başyapıtlarından biri olmayı hak edecek kadar başarılı bir hikayeye sahip. Kore'de kadın şamanlarının ve astrolojinin hayli etkili olduğu üç krallık devri Shilla'sında Kral Jin-heung'ın cariyesi Min Shin bir erkek çocuk dünyaya getirir. Ancak büyük hırsları olsa da çocuğun ona tahtı kazandırmayacağının farkındadır. Bu yüzden bebekten kurtulmayı seçer. Ancak kral üzerinde tartışılmaz bir etkisi vardı. Edindiği yetkilerle günden güne beklenmedik ölçüde güçlenir. 

Bir yandan bunlar yaşanırken bir yandan da tahta geçen kralın eşi kraliçe ikiz doğum gerçekleştirir. Ancak halk tabanının aksine kraliyette bu durum uğursuzluk kabul edilmekte ve çocuklardan birinin yaşamına gizli şekilde son verilmektedir. Kaderi böylece çizilen Deokman'ı öldüremeyen annesi doğumunu gizleyip saraydan gizlice götürülmesini sağlar. O ayakları üzerinde duran, gözü pek bir biçimde halk arasında büyürken kız kardeşi tahtın varisi bir prenses olur. İkizlerin birleşen kaderi ve birbirlerini öğrenmeleri aynı zamanda Veliaht prensesin suikast sonucu öldürülmesiyle sonuçlanır. Kendini birden bire boşalan tahtın ve ülkenin prensesi olarak bulan Deokman terk ediliş gerçeğini sindirmek ve kaderini kabullenmek zorunda kalır. Tüm yaşananların arkasındaki kişiyi keşfettiğinde ister istemez General Kim Yusin'in desteğini de alarak Mishil'in kurduğu iktidar çemberini kırıp mutlak bir iktidarla ülke yönetimini eline almak için mücadeleye girişir.


NOT: 

- Kraliçe Seondeok, Shilla Krallığı devrinde kadın hükümdar olarak var olan, yaşamış tarihi bir kişiliktir.

- 62 bölümlük tarihi dizi ülkemizde Muhteşem Kraliçe adıyla TRT ekranlarında yer yayınlanmış ve hatırı sayılır bir izlenme oranı elde etmiştir.


18 Eylül 2014 Perşembe

Emperor of the Sea (2004)

9/18/2014 12:28:00 ÖÖ 0 Comments

Yayın Adı: Emperor of the Sea / 해신 Hae-sin

Ülkemizdeki Yayın Adı: Denizler İmparatoru

Yayın Kanalı / İlk Yayun Tarihi: KBS / 2004 

 Bölüm Sayısı: 51

2004 yılında KBS2 kanalında yayınlanan, Denizler İmparatoru (해신 Hae-sin) yazar Cho In Ho'nun romanından alınmıştır. Şilla Krallığı'nin (676~935) hakimiyet sahasında 787-846 yıllarında yaşayan tarihsel kişiliklerinden birini, bir köle olarak doğan donanma komutanlığına değin yüksek bir mevkiye ulaşan Jang Bogo'nun ((Goong-Bo) / 장보고) hayatını anlatır. Jang Bogo, korsanlarla savaşır ve Güney denizlerindeki ticaret hakkını ele geçirebilmek adına kendisine meydan okuyan Shilla asillerinden Madam Jami ile rekabete girer. Jang Bogo'ya destek veren arkadaşı Yeom jang daha sonra aşkı Jeong-hwa için onun düşmanı olur. Yayınlandığı dönem yüksek izlenme oranlarına ulaşmış kanalın o seneki dizi ödüllerinin birkaçını kazanmıştır.  



Editör Notları:


- Yeom Jang karakterine hayat veren Song Il-Kook sonrasında ülkemizde sevilen bir diğer dizi Jumong / Prince of the Legend/ Efsane Prens'te başrol oynamıştır.

- Dizi bir roman uyarlamasıdır.

- Dizi, tema müziği You Leave Me (니가 날 떠나 / Bani Bırakıyorsun) / (Şarkıyı Söyleyen: Kim Bum Soo - 김범수) ) gibi çok iyi şarkılar ve arka fon müzikleri içerir.

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Doctor Stranger (2014)

8/25/2014 08:16:00 ÖÖ 2 Comments
Dizi, Güney Kore kaynaklı Tıp / Medical / Hastane /doktor türünün bana göre en iyi örneklerinden biri. Başrollerde eğlence sektörüne moda dünyasında henüz 16 yaşındayken mankenlikle giriş yapan Lee Jong Suk  ve kendisini ilk kez East of Eden dizisiyle keşfettiğim Park Hae Jin yer alıyor. Hikaye bir parça aile hatalarının faturasını ödeyen çocuklar ve intikam peşinde koşanlar gibi klasik konulardan yola çıksa da ekran görselliği ve oyuncuları için izlenmeyi hak ediyor.
 

Uyarı: Aşağıda yer alan yazı adı geçen yapım hakkında birçok ayrıntı barındırmaktadır. İzlemeyi düşünenlerin okuması önerilmez:)
 
Babası ile yaşayan küçük Park Hoon sebebini pek anlayamasa da o günlerde evleri kendilerini ziyaret eden amcaların istilası altındadır. Babası Park Cheol'un çalıştığı hastane, yanlış tedavi sonrası ameliyatla ölen bir hasta nedeniyle davalık durumdadır. Başarılı bir kalp cerrahı olan Park Cheol, yaşanan haksızlığa karşı onurlu duruş sergiler ve tanık sıfatıyla mahkemeye katılmak ister. Bu tutumu idare tarafından hoş karşılanmaz. Karmaşa devam ederken Kuzeyi ve güneyi savaşa sürükleyecek politik bir kriz yaşanır. Kuzeyin lideri de kalp hastasıdır ve acil müdahale edilmezse bir hafta bile yaşamayacaktır. Güney Kore hükümeti ise suların durulması adına en iyi doktorunu yollamaya karar verir. Dong Woo'nun üniversite hastanesi olma yolunda adını lekeleyebilecek bir skandalın duyulmaması için aradığı fırsat ayağına gelir. Park Cheol'den kurtulmak için bu fırsatı kaçırmazlar. Park Cheol savaşı engelleyebilecek yegane kişi olduğu söylenerek yola revan edilir:)
 
Park Cheol
 
Tamamen gizli biçimde Kuzey tarafına geçen Park Cheol cerrahi operasyonun en kritik anında Kuzey Kore yetkililerinin namlusunun ucundaki rehin alınan küçük oğlunu görünce hastayı kurtarmak için elinden geleni yapar ve başarılı da olur. Park Hoon ise babasını hayranlıkla izler. Koridorda  dönüşünü beklerken onun hastaya attığı düğümü hatırlayarak bulduğu ipleri aynı biçimde  örer. Bu sırada güzeller güzeli Song Jae Hee ile tanışır ve ayrılmadan hemen önce ördüğü ipi kızın bileğine takar. Medyaya yansımayan bu olay iki ülkenin paylaştığı bir sırdır. Ancak Park Cheol eve dönmek için yola çıktığında anlar ki Güney onu geri getirmek niyetinde değildir. Kuzey'in askerlerinin namlusu bir kez daha üzerlerine çevrilir. Ölümü beklerler. Ama Kuzey ölümünün gereksiz bir kayıp olacağı düşüncesiyle kalp cerrahından sonuna kadar faydalanmayı tercih eder. Elbette onlara kalmak istiyorlar mı diye sorulmaz. Artık bir yoldaş olarak Kuzey'de yaşamak zorundadırlar.
 

Hızlı bir zaman akışı sonrası ortalıkta tam bir fırlama tip olarak gezdiğini gördüğümüz Park Hoon, Güney Kore'in müzik kasetlerini korsan biçimde satıp para biriktirmektedir. Birlikte aynı tıp fakültesine devam ettiği ve delice sevdiği Jae Hee için bir de yüzük alır ve  evlenme teklif eder. Gerçekte aynı ölçüde Hoon'a deli divane olsa da kızımız kendini hayli naza çeker. Sonunda yüzüğü parmağına takar ama yüzyıl sonra evlenebileceğini ekler. Aynı tıp fakültesinde görevli babası da aralarındaki yakınlığını farkındadır. Park Hoon, sonunda ikna ettiği Jae Hee'nin ailesi ile tanışmak için jilet gibi giynir ama uzak bir köyde yapacakları hasta kontrolü kendisine anımsatılınca yüzü asılır. Kocaman kuyruğa umutsuzca bakarken saatini yoklar. Gecenin ilerleyen saatlerinde babası bir buket çiçek uzatıp gidebileceğini söyleyince rahat bir nefes alır. Bu aynı zamanda O'nun onayı da demektir.
 
Song Jae Hee
Ancak beklenen buluşma asla gerçekleşmez. Song Jae Hee ve babası hükumet karşıtı olmakla suçlanıp askerler tarafından götürülünce elinden birşey gelmez. O andan sonra kendisini sevdiği kızı bulmaya adar. Arayışı devam ederken çeşitli bilimsel çalışmaların yapıldığı ve girenin bir daha sağ çıkamadığı bir birime götürülür. Aradan bir beş yıl daha geçer. Park Hoon burada  insanlar üzerinde deneyler yapmak gibi doktorlukla bağdaşmayan prosedürler uygulamak zorunda kalır. Ama kendini mükemmel sayılacak ölçüde de geliştirir. Macaristan'dan bir heyetin tesisi ziyaret ettiği sıralar Park Hoon hala tutuklu durumdaki diğer mahkumların arasında Jae Hee'yi aramayı sürdürmektedir. Bu sırada operasyon için tesise ölümcül durumdaki bir baba-kız nakledilmiştir. Park Hoon daha faydalı ve iyileşme umudu yüksek baba için kızın feda edilmesi istenen operasyonu yapmayı reddeder. Daha sonra öğrenir ki o hasta Jae Hee'dır. Yara bere içindeki hali karşısında çaresizlik içinde kıvranır. O sırada kısa süre için kendine gelen baba O'ndan kendisini boş vermesini ve kızını kurtarmasını ister. Park Hoon da Jae Hee'yi kurtarmak için etik ilkeleri hiçe sayarak sağlık açısından daha iyi durumda olmasına rağmen adamın böbreğini alır. Bu aynı zaman da sevdiği insanın babasını öldürdüğü anlamına da gelmektedir. Yaptığı şey yüzünden vicdan azabı acı çeker.


Ameliyatta kıza nakil yapılacağını fark eden serinin kötü adam (rolünün hakkını cidden vermiş oyuncu)  Park Hae Joon duruma müdahale etmek istese de misafir heyetin tıbbi araç gereç desteğine onay verdiğini öğrenince bir şey yapamaz. Hatta neden olduğu kasıtlı elektrik kesintisine rağmen karanlık ortamda görmeden yaptığı operasyonla Hoon, izleyenleri yeteneklerine hayran bırakır. Burada bilinmeyense Park Cheol'un oğlu için bir kaçış planı hazırlamış olduğudur. Senaryo kurgulanmıştır. Heyet vaadedilen desteği doktorun hünerlerini yurt dışında da sergilemek halinde sağlayacaktır. Jae Hee ise örnek hasta olarak yine yurt dışına çıkacaktır. Ancak özgürlük Macaristan'da da onlara bir türlü nasip olmaz. İkili geriden gelen ve heyetten bir sığınma talebi yapıldığını öğrenen Park Hae Joon'ndan kaçmaya çalışırlar. Park Hoon vurulur. Köprüden düşen sevgilisini kurtarmayı başaramaz.


Aradan ne kadar zaman geçtiği belli değil ama sığınma talebi kabul edilmiş görünen ve kurduğu kliniği ayakta tutmak adına tefecilerle uğraştığı için üçüncü kez girdiği hapisten çıkan Park Hoon kendisi gibi kuzeyden mülteci Yoon Bo Ra isimli kızla sırt sırta vermiş hayat mücadelesindedir. Su satarak geçimini sağlayan Yoon Bo Ra, O'na Hyung (abi) dese de aslında abayı yakmış durumdadır. Annesini yasal olmayan bir biçimde Kuzey'den getirmeyi başarmıştır. Bu Hoon için Kuzey Kore'ye götürüldüğünü bildiği sevdiğini bulma adına tek umuttur. Ancak işin içinde büyük paralar dönmektedir. Annesi ile vakit geçirmek için yanıp tutuşan Yoon Bo Ra yerine o güne mahsus Hoon, su dağıtmak üzere yola düşer. El arabasında damacana sularla Dong Woo Üniversite Hastanesi'ne adım attığında hastane bir trafik kazası sonrası gelmekte olan 15 hasta için telaşa düşmüş haldedir. Karizmatik cerrahımız Dr. Han Jae-Joon ve ekibi iş başındadır.

Hoon giderken parkta karşılaştığı ve kırık parmağını sarıp tedavi ettiği halde metal parasını kaptırdığı küçük kızı hastane koridorunda görür. Bu kez babası ile birlikte tedaviye gelen ufaklık tam bir cimcimedir. Röntgen için yönlendirilirler. Ancak çizgileri takip etmeleri söylense de odayı bir türlü bulamaz ve daireler çizip geri gelirler. Bu arada baba da iyiden iyiye yorulmuştur. Hoon'da onları izler. Aslında kızın adamın hasta halini beğenmez. Beklenen hastalar gelince acili karmaşa alır. Bu arada ufaklık bu kez babası için çevresindekilere sesini duyurmaya çalışır. En sonunda kendini dinletebildiğinde Oh Soo Hyun, onları bir doktora yönlendirir. Dr. Kim eşiliğinde asansörle giderlerken sonunda hasta adam dayanamaz ve bayılır. Hoon, hemen kontrol edip nefes almadığını söyleyince panik içindeki Dr. Kim yardım bulmak için koşturur. Bir uzmandan çok intörn gibi davranan Dr. Kim'den fayda olmayacağını anlayan Hoon, elektrikle şok müdahalesini de yapmak zorunda kalır. Hasta hayata dönünce ter kan içindeki Dr. Kim, acil ameliyat için servisten kıdemli doktorlarla iletşim kurmayı dener. Ancak aşağıda trafik kazasının yarattığı acil durum devam etmektedir. Dr Moon acele edilmez ve hasta ikinci bir kriz geçirirse masada kalacağını bildirir. Dr. Kim, Dr. Moon'a dil döker yardım için. Profesör Moon'dan yardım ister ama şefliği Dr. Han'a kaptırmanın acısını içerek dindirmeye çalışan adam işlerine yaramaz. 

    Dr. Keum Bong-Hyun       Dr. Eun Min-Se      Dr. Kim Chi-Gyu          
 
Bir şeylerin ters gittiğini anlayan ufaklık ise babası için güvenilir olduğunu anladığı Hoon'dan yardım ister. 500 vonu avucuna sıkıştırır. Hoon ufaklığın kalbe dokunan hüznüne kayıtsız kalamaz. (Bu ufaklık cidden çok yetenekli yaaa. O gözyaşları ile öylesine tatlıydı ki:) Ameliyathaneye girdiğinde, bekleyen ekip bir an O'nu Dr. Han zanneder. Gözünde operasyon için takılan özel yakınlaştırıcı gözlük ve başında bone vardır. Tabii fark etmeleri uzun sürmez. Zaten Hoon da neştrini almış ve ilk kesiği atmıştır. Odadakiler kan akmayan o ilk neşterle birlikte hayretler içinde kalır ve daha fazla müdahale etmezler. Yukarıda bunlar olup biterken Dr. Han ve ekibi işi bitirir. Herkesin takdir dolu alkışlarını mütevazi şekilde başıyla selamlayarak kabul eden Dr. Han, Dr. Oh'dan yukarıya gönderilen ve kalp krizi geçiren hastaya bakmasını ister.

Dr. Oh odaya girdiğinde elbette kapıda Dr. Han sorumluluğunda devam ettiği gözüken ameliyata dahil olur ve yabancıya kimsin diye sorar. İkilinin nahoş sohbetini biraz da kibirli biçimde bölen Dr. Moon, bariz biçimde pek de hoşlanmadığı Dr. Oh'a bu operasyonun onun harcı olmadığını, doktorun kimlik teşhisinden önce hastanın kurtarılmasına öncelik vermeleri gerektiğini hatırlatır. Hoon, ameliyat sonrası peşine takılan güvenliği geçiştirip ortalıktan toz olmayı dener. Küçük kızın verdiği 500 vona bakıp kendisini olmadık risklere soktuğu için  söylenir. Sonra elinden düşürünce yuvarlanarak giden paranın ardı sıra koşturur. Çok geçmeden Dr. Oh ve güvenlik biriminin avucuna düşer. Hastaya müdahalesi için Oh'dan okkalı bir tokat yer. Sonrasında Dr. Han da karmaşaya müdahil olur. Neyse ki diplomalı uzman doktorluğu tescil edilince Hoon çıkıp gider. 
 
 
Ancak ameliyatını yukarıda gözlem odasından izleyen eski şef Moon çoktan peşine takılmıştır. Yeni doktor seçmeleri için Prof. Moon kendi adayı olarak Hoon'u servise önerir. Mezun olduğu okulu söylemesi için ısrar edilince Hoon Kuzey'den bir mülteci olduğunu açıkça ilan eden Pyonyang Tıp Fakültesi'ni bitirdiğini söyler. Salonda büyük bir şaşkınlık yaşanır. Böylece açıkça reddedilen Hoon da hayal kırıklığına uğrar. Ancak kısa bir süre sonra hastane başkanının onayı ile kabul edilir. 
 

Serinin bir kaç hoş sahnesi var ki bunlardan biri Park Hoon'un birkaç günlük bir bebeğe yaptığı suni solunum ve kalp masajıydı. Bir diğeri insanın kaderindeki aşkı ile kalp ritminin aynı oluşu üzerine Dr. Oh'la sarıldığı sahnesiydi ki bu sarılış Oh'un kafasını karşıştırmaya yetti de arttı bile:) Sanırım öylesine tatlı bir şey bana da sarılsa ben jöle kıvamına gelirdim :) Oyuncunun fazlasıyla sevimli olduğunu belirtmeden gecemeyeceğim. Ancak bazen soğuk bir tip olan Dr. Han'a bile gereksiz gülücükler göndermesi biraz acayipti:) Bir diğeri yine Park Hoon'un hayali ameliyat sahneleriydi ki kanımca oldukça güzel yapılmıştı.


 
Not: Kore'de isim ve soyad yazılırken tıpkı Japonlarınki gibi Soyad -Ad olarak yazılıyor.


Dizi müziklerinin şarkı sözleri için Tıklayın

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Secret Love / Secret (2013)

7/28/2014 12:56:00 ÖÖ 2 Comments
Diznin orijinal adının karşılığı Gizli Aşk (Sır). Ana vatanında % 18 gibi izlenme oranıyla ulaştığı başarıya ve yayın kanalının o yılki dizi ödüllerini toplamasına karşın tavsiye sonrası listeme almıştım. Ancak halet-i ruhiyeme fenalık hissi yaşatmıştı. Bir dönem özellikle bu intikam hikayeleri Kore'de çok revaçtaydı herhalde. İzlediğimde benim açımdan hafızamda ne izi kaldı de dönüp yeniden izlerim dedirtti. Ruh dünyamda bıraktığı etki "depresif ve iç karartıcı" olduğu yönündeydi. (Konu işlenişi ve oyunculuklarıyla durağan ve bunaltıcı iken dizinin reytinglerinin tavan yapmasına da bir anlam veremedim.) Sonuçta pek sevmemiş ve arşivden çöpe yollamayı düşünmüştüm. Sildim sanıyordum. ama nedense yapmamışım. Bu sayede geri dönüp yeniden bakabildim. Düşüncem değişti mi? Hayır. Elbette sevenlerine diyecek sözüm yok. Tam bir Yeşilçam hissi ver. Toplamda 16 bölüm. Ancak iki oyuncunun kimyasının uyuştuğu da bir gerçek. Bu birçok dizinin  karşılaştığı başarısızlığın en önemli nedenidir. Oyuncular Ji Sun ve Hwang Jung-Eum'ın performansı öyle sevilmiş ki sonrasında yine Kil Me Heal Me için bir araya getirilmişler. Normalde Kore dizilerinde pek sık karşılaşılan bir durum da değildir. Tahminimce ülkemizde de beğenildi. Bilemiyorum. Çünkü yayın kanalının kalitesiz dublajına ve yayın politikasına tahammülüm yok. Zaten benim için çoktan ilenip ötelenmiş bir yapım. Gelelim kısaca konusuna;


Dizilerin olmazsa olmaz züppe, bencil ve varlıklı bir ailenin oğlu profilinde karşımıza çıkıyor. Sevgilisini ve doğmamış bebeğini bir vur-kaç olayı sonrası kaybedince intikam için gözünü kan bürüyen Jo Min-Hyuk (Ji Sung), olayını faili görülen Kang Yoo-Jung'ın peşine düşer. Gerçekte ise o yağmurlu gecede kazayı yapan Kang Yoo-Jung (Hwang Jung-Eum) değil nişanlısıdır. Kadın, parlak savcı kariyerini mahvetmesin diye suçu üzerine alır. Elbette başının göğe ermeyeceğini ve yaptığı fedakarlığının ağır bir bedeli olacağını anladığında ise artık çok geçtir. 
 
Hikayenin odağındaki "kötü karakter" hırsları için sevgiyi harcayan savcı An Do-Hoon şapka çıkarılası bir diğer karakter. Aynı zamanda ülkemizde geniş bir hayran kitlesi olan Denizler İmparatoru (Emperor of the Sea)'de Kim-Yang rolüyle de tanıtan Bae Soo-Bin tarafından canlandırılıyor. Adamın burada pişkinliği, yüzsüzlüğü ve kadir kıymet bilmezliği resmen deli etti. Zaten 49 Days'de de benzer bir karakterle bana pes dedirtmişken oynadığı bu rolle kendisine daha da sinir oldum. Hatta sonrasında karşılaştığım diğer yapımlarda da bu hissi üzerimden atamadım galiba:) Oyunculukta çıkardığı işi için Bae Soo-Bin'i tebrik etmek gerek:)


 
Dikkat yazının devamı dizinin sonuna dair Spoiler / Ayrıntı içerir.
 
Hikaye ne şaşırtıcı ya da gizemli öğeler barındırıyor ne de insanı heyecanlandırıyor. Sonunun da olasılıklar dahilinde gerçekçi bir tarafı yoktu. Hanımefendi her ne kadar suçsuz da bulunsa da evlilik dışı çocuk sahibi olmuş biriydi ve öyle bir aile onu bu şartlarda asla kabul etmez olası değil. Öte yandan pişkin nişanlı kızımıza ne demeli? Jo Min-Hyuk'a rağmen avukatla yaşadığı ilişkiyi kimsenin ruhu duymadı ve sırf parasal nedenle evliliği onaylandı. Normalde her yerde kulağı olan evin babası resmen uyudu. 
 
Editör Gözünden:
 
Son dönem Kil Me Heal Me performansıyla kendisine bayıldığım ve dizilerine göz attığım üzere her yeni yapımı ile çıtası da yükselen oyuncu Ji Sung'un yüz hatlarını izlemeye doyamıyorum desem sanırım tuhaf bir cümle kurmuş olmam. O ve Hwang Jung Eum'un kimyası hatırına izleyebilirsiniz. Şarkıları elbette yine çok hoş. Hatta Ji Sung birini seslendirmiş de. Aşağıdaki linke tıklayıp dinleyebilirsiniz.

Şarkı Sözleri ve Türkçe Çevirileri İçin Tıklayınız.
 
 
 
NOTLAR:
 
- Dizi ülkemizde Feda adı ile ekrana geldi.
 
 
 

18 Haziran 2014 Çarşamba

My Princess (2011)

6/18/2014 04:45:00 ÖÖ 0 Comments

İnternette izlemenin değil daha çok indirip arşivlemenin yaygın olduğu sıralar ben de tam olarak aynı şeyi yapıyordum. Yayın döneminden kısa süre sonra seyrettiğimi tahmin ettiğim bir yapım My Princess. Ancak tam olarak hangi yıldı fikrim yok. Blogdan öncesi olduğu kesin tabii. O dönem dizi sektöründe Goong, Goong S falan derken çağdaş zamanlarda monarşi varolsa nasıl olurdudan yola çıkarak üretilen hikayeler hayli fazlaymış anlaşılan. Başrollerde o sıralar yıldızları parlayan Song Seung-Heon ve  Kim Tae Hee paylaşıyor.

 
Gelelim hikayeye; Kore dışişlerinde görevli diplomat Park Hae-Young, Daehan Jonghap şirketlerinin başkanı Park Dong-Jae'nın biricik torunu ve varisidir. Bir yabancı ülke prensesinin tarihi mekanları ziyaretinde ona eşlik ederken Lee-Sul ile tanışır. Üniversitede sanat eğitimi alan genç kız o sırada prenses ya da kraliçe kostümleri giyerek turistlerle fotoğraf çektirerek para kazanmaktadır. Aile geçmişi bulanıktır. İşi ve okulu arasında koşuştururken her dersine baygın gözlerle girdiği Arkeoloji profesörü Nam Jung-Woo'na yanıktır. 
 

Tam da o günlerde ülkede eski saygınlığın kazanılması adına monarşinin geri gelmesi yönünde konuşmalar gündemdedir. Son kralın bağımsızlık için mücadele ederken ölen kayıp bir oğlu olduğuna dair uzun süredir söylentiler dolaşmakta bunu teyit edecek kaynaklar araştırılmaktadır. İşte o belgelerin peşine düşen az sayıdaki kişiden biri de profesör Nam Jung-Woo ve sanat galerisi müdürü Oh Yoon-Joo'dur. Birkaç yıldır birlikte devam ettikleri süreç tam da o günlerde meyvesini vermiş kralın kayıp mektuplarından biri bulunmuştur.


8 Nisan 2014 Salı

That Winter The Wind Blows (2013)

4/08/2014 10:39:00 ÖÖ 0 Comments
 
Arşivin eskilerinden bir seri That Winter The Wind Blows. Aslında hikayesi ya da oyunculuklar tarafından cezbedilmiş değildim. Dolayısıyla neden silmemişim bilmiyorum. Cünkü ikinci kez izlemeyi istetecek türden değil. Hani sonunu en başından gördüğünüz, insanın içini karartan bir kasvet havası hakim.
 
 
Ünlü bir kumarbaz olan Oh Soo (Jo In Sung ) kendisiyle ayni ismi taşıyan Oh Soo ve Jin Sung ( Kim Bum) ile birlikte yaşamaktadır. Henüz bebekken annesi tarafından bir ağacın altına bırakılıp terk edilir. Serseri ve vurdumduymaz bir yapısı vardır. Anı yaşayıp hangi yolla olacağını umursamadan para kazanma eğilimindedir. Diğer Oh Soo ise İtalyan yemekleri alanında aşçı olmak ister. Yıllar önce anne ve babası boşanmış ardından annesi de ölünce kan bağı taşıdığı geri kalan herkesçe dışlanmştır. Hikaye günün birinde Oh So'nun kaldığı yere gelen ve kendisiyle aynı adı taşıyan abisini aradığını söyleyen görme engelli Oh Young ile tanışması ile başlar. Bir dizi talihsiz olay sonrası küçük yaşta görme yetisini kaybeden üstüne üstlük bir de beyninde tümör olan genç kadın tüm hayatı boyunca hizmetkarları ve çalışanları tarafından çevrelenmiş olsa da yapayalnızdır ve kimseye güven duyamaz. Hatta yıllarca abisine yazdığı mektuplara cevap verilmiş ama kendisine iletilmemiştir. Dolayısıyla mektupların yollandığı adrese gittiğinde karşılaştığı Oh Soo'ya durumu anlatır. Aranan kişinin ev arkadaşı olduğunu anlayan Oh Young kızın isteği üzerine zarflarda yazanları okur. Beraber binadan ayrıldıkarı sırada talihsizlikler zinciri birbirini izler. Oh Soo polis tarafından götürülürken tam da o sırada diğer Oh Soo caddede bir arabanın altında kalıp hayatını kaybeder.
 
 
Bir yıl sonra Oh Soo hapisten çıktığında kendini büyük bir çıkmazda bulur ve acı bir gerçekle yüzleşir. Birlikte olmayı seçtiği kadın tarafından büyük bir borç batağına sürüklenmiş haldedir. Geri ödeyemezse canından olacaktır. Borcundan kurtulabilmenin tek yolu vardır. Ölen arkadaşının yerine geçer ve Oh Young'a aradığı abinin kendisi olduğunu söyler.

Notlar:

- Yapımın yayınlandığı dönem yüksek izlenme oranları elde ettiğini ekleyelim.

- BaekSang Sanat Ödülleri'nde en iyi yönetmen ödülüne layık görülmüş.

30 Mart 2014 Pazar

Sungkyunkwan Scandal (2010)

3/30/2014 03:46:00 ÖÖ 0 Comments
Bazı seriler vardır ya onlara pek çok kez başlayım hayli favorisi olan var dersiniz ama her niyet ettiğiniz de ya da başladığınızda sonu gelmez. İşte benim için onlardan biri. Yapım yılı üzerinden nerdeyse on yıl geçmiş. Zamanında çok da sevilmiş. Ancak beklettiğim için iyi oldu dediğim yapımlardan mı? Hayır. Aslında gerek oyunculara gerekse hikayeye dair negatif düşüncem yok ama oturur yeniden izlenir kalitede mi benim açımdan? Kesinlikle hayır. Ama bir şekilde sonunda bitirebildim. Gelgelim hikayemize:


Bir dönem dizisi  Sungkyunkwan Scandal kadınların bir gölge adledildiği ve eğitim şansı olmadığı Joseon döneminde geçiyor. Kim Yun-Hee (Park Min-Young) devrin üniversitesi kabul edilen Sungkyunkwan'da eğitim gören öğrencilerin arasına erkek kılığında katılmasıyla başlıyor. Burada Lee Seon-Joon (Micky Yoochun) ve Ku Yong-Ha (Song Jong-Ki) ile sıkı dost olur. Elbette cinsiyetinin ikili için koca bir soru işareti oluşturması da kaçınılmazdır. Aile geçmişleri yine kilit rol oynamakta. Aslında buna benzer başka hikayeler de izlemiştik sanırım. Belki bu yüzden pek sarmadı. 
 
 

17 Şubat 2014 Pazartesi

I Can Hear Your Voice (2013)

2/17/2014 08:31:00 ÖÖ 0 Comments

Bölüm Sayısı: 18

Yayın Kanalı: SBS

Yayın Yılı: 2013

Dizlerin konusu genelde aşktır ama bu hikayede asıl hikayeye serpiştirilmiş aşk gibi. İzlenme oranları neredeyse %30'a ulaşan, yayın döneminin en iyi işlerinden birine imza atmış iki yıldız oyuncu Lee Bo-Young ve Lee Jong-Suk başrolleri paylaşıyor. Yan rollerden Secret Garden'in sevimli Oskası Yoon Sang-Hyun ve Lee Da-Hee var. Konunun ya da oyunculukların kötü olduğunu düşünmüyorum. Ama benim ruhuma hitap etmeyen tarafı kadın erkek ilişkisinde kadının erkekten yaşça büyük oluşuydu. Bu nedenle ne kadar iyi olursa olsun gönlümdeki çok iyi yapımlar sıralamasında kendine yer bulamadı. Keşfettiğim dönem blogum yoktu. Bu nedenle yeniden izleyene kadar hakkında başlık açmak aklıma gelmemiş.

Avukat Min Joon-Kook kendi ofisini açabilecek paradan yoksundur. Bu nedenle kamuda görev yapmak için mülakata girer. Salondaki rakiplerini elemek için mesleği seçme hikayesini bolca trajedi ile soslayıp anlatır. Geçmişte okul yıllarında sınıf arkadaşlarından Seo Do-Yeon gözünden yaralanmış, yanlarındaki diğer ikisinin yalancı şahitliği yüzünden iftiraya uğramış ve yapmadığı birşey yüzünden haksız yere suçlanmıştır. Suçsuzluğu konusunda ısrar etmesine rağmen karşı tarafın gerçeğin yanında yer alması gereken "hakim" babasının baskısı yüzünde aleyhinde sonuç bildirince okuldan atılmıştır. Neyseki annesi  arkasında durup O'nu savunmuş ve sonuna kadar O'na inanmıştır. Min Joon-Kook olayda yaralanan ancak kendisini suçlamayı sürdüren Seo Do-Yeon'la yüzleşmek icin okuldan dönüşünü bekler. Karşısındakinin neden iftiraya devam ettiği koca bir muammadır. Tartışırlarken az ilerde bir trafik kazası olur. Kamyon sürücüsü aracından inip elindeki demirle diğer araca saldırırken dehşet içinde olayı izlerler. Min Joon-Kook o anı cep telefonuyla çeker. Ancak cihazın gülümseyin diyen ses modu yüzünden katil ikisini fark eder. Olay yerinden koşarak uzaklaşırlar ve bir köşede saklanırlar. Onları izleyen saldırgansa çenelerini kapalı tutmazlarsa aynı kaderi paylaşacaklarına dair tehditler savurur.

 

Ertesi gün yüzünü gizleyerek olay yerine giden Min Joon-Kook kaza hakkında konuşulanları duyar. Seo Do-Yeon'da oradadır. Şahitlik etmek için kimin daha cesur olduğu konusunda birbirlerini gaza getirirler. Ama ertesi gün salona girebilen elbette sadece Min Joon-Koo'tur. Mahkemede ölen adamın yaralı oğlunun "bizi öldüreceğini duydum" ifadesi çoçukça ve travma sonrası hayal gücü olarak değerlendirilmiş, anlattıkları sağlık durumu nedeniyle dikkate alınmamıştır. Elbette Min Joon-Koo!nun varlığı işleri değiştirir. Katil tehditler  savurup kızın üzerine atlar ve boğazına yapışır. Suçu kanıtlandığı için salondan çıkarılırken intikam yeminleri etmektedir. Geldiğine bin pişman olan Min Joon-Kook ise korku içindedir. Bu yüzden yanına gelip teşekkür eden çocuğu da tersler. Ancak endişelerini "duyabilen" ufaklık onu koruyacağını söyler.

Park Soo Ha çocukken babası ile geçirdikleri kaza sonrası insanların düşüncelerini duyabilmeye başlamıştır. Mahkemede şahitlik yapan Min Joon-Koo sayesinde katil hapse girmiştir. Şimdi lise çağlarında bir delikanlıdır. Arkadaşlarının planladığı sevimsiz durumları engeller. Bazen iç sesinde hakkında söylenen şeyleri de duymak zorunda kalır. Bu yüzde kafasındaki gürültüyü kesebilmek için sürekli kulaklıkla dolaşır. Min Joon-Koo'nu izini sürdüğü günler sınıf arkadaşı Ko Sung-Bin daha önce zorbalık yaptığı bir kızı pencereden itmekle suçlanır.

Uzun süre kurtarıcısı adlettiği "tanık kızı" arayıp duran ve bir kaç gün önce gazetede kamu avukatı olduğunu öğrenen delikanlı için beklediği karşılaşma sonunda gerçekleşir. Ancak Min Joon-Koo pek de umduğu gibi değildir. Mahkeme günü hayallerindeki" adalet timsali" kişiliğin tam aksi biri vardır. Kadının arkadaşı için adamakıllı bir savunma yapmaya niyeti yok gibidir. (Canı sıkkındır çünkü davanın savcısı çocukluğunun kabusu, iftiracı Seo Do-Yeon'dır.) Bu noktada yeteneğini göstermekten başka seçeneği yoktur. Min Joon-Ko'ya zihin okur ve arkadaşının aklından geçenleri anlatır. Gördükleri karşısında şaşkına dönen kadının kendine gelmesini bekler. Öte yandan kadın ortada bunu kanıtlayacak bir delil yokken sadece sözlerle masumiyetin savunulamayacağı konusunda ısrarcıdır. 

 

Mahkeme öncesi (okuldan atılmasına neden olan) Seo Do-Yeon ile burun buruna gelir. Bu kez Park Soo Ha'da oradadır ve kadının aklından geçenleri duyar. Min Joon-Koo'ya eskiden yaşadıkları havaifişek kazasının ne olduğunu sorar. Min Joon-Koo bunu duyunca aklından neler geçtiğini sorar. (O da tıpkı senin on yıl önceki halin gibi diye düşünmüştür!) Öğrendiklerinin ardından fikrini değiştirir ve tüm suçlamaları reddeder. Mahkeme beraatle sonuçlanır. Çıkışta yine Seo Do-Yeon'la karşılaşan Min Joon-Koo geçmişte yaptıkları için hem kendisinden hem de annesinden dileyeceği o özrü beklediğini dile getirir.

 

7 Ocak 2014 Salı

Coffee Prince (2007)

1/07/2014 08:24:00 ÖS 0 Comments

 
Kore dizilerinde bir dönem erkek kılığında dolanan kadın hikayeleri hayli tutmuş olsa gerek ki  peşepeşe yapımlar gelmiş. You Are Beautiful bu tarzda izlediğim ilk diziydi. Arası çok geçmeden Coffiee Prince'e de bakmamış olsaydım belki benim açımdan kalite ölçütü daha farklı olabilirdi. Pek çok kişinin aksine bu yapımda Yoon Eun-Hye'nin oynadığı "kimliğini erkek şekliyle gizleyen" karakterinde inandırıcılık hissedemedim. Gong Yoo'yu ise o dönemin tarzında çirkin ve sap bulduğum için hoşlanmadım ki normalde oyuncu en sevdiğim Koreli aktörlerden biridir. Sonuç olarak bana göre öyle muhteşem oyuculuklar falan yoktu. Üstelik her iki hikayede de başrol erkek  oyucuların "erkek sandıkları" bu hatunlara kadın olduklarını öğrenmeden önce ilgi duyması galiba hikayeden soğumamda büyük ölçüde etkili oldu. Ayrıca o devrin yapımları şimdikilere nazaran daha mı cüretkardı nedir? Yan karakterlerin hikayesi ise bir başka sıkıntıydı. Örneğin Choi Han Kyul'ün kuzeni Choi Han-Sung ile terk edildiği büyük aşkı Han Yoo-Joo'ın aşk hikayesi adeta kopyala yapıştır cinsinden zoraki ve uyumsuzdu.


Hayatı boyunca kalbur üstü yaşamış zengin aile çocuğu Choi Han Kyul, büyük annesi tarafında yola gelsin ve adam olsun diye zoraki bir biçimde hayli döküntü bir mekanı adam edip kahve dükkanı işletmesi için gönderilir. Oysa o güne kadar kendisi için verilen tüm uğraşlara direnmiş ve her defasında bir kaçış yolu bulmuştur. Ancak artık otuz yaşındadır ve bu kez çok fazla seçeneği yok gibidir. Ayarlanan  görücü usulu görüşmelerin önün alabilmek için kendince bir plan yapar. Bir süre önce yemek servisi için evine gelen çocuktan! sevgilisi olmasını ister. Babasının ölümü sonrası ailesinin geçimini sağlayıp kardeşinin okul masraflarını karşılamaya çalışan Eun-Chan bu zengin züppesince erkek zannedildiğini anlar. Duruma çok sinirlenir ama ailesinin ihtiyaçlarını göz önüne alarak yapılan para teklifini kabul edip her buluşmaya bir erkek gibi dahil olur. Kahve dükkanına yolu düştüğünde ise kız olduğu gerçeğini söyleme fırsatı olmaz. Çünkü çalışmak istediği Kahve Prensi konseptinden dolayı çalışacak herkesin erkek olması istenmektedir. Böylece hanım kızımız erkek görünümünü değiştirmeksizin takımın bir parçası olmak durumunda kalır. Üstelik patronu da baş belası Choi Han Kyul'dür.


NOT. Dizi oyuncularından  Lee Eon 2008'de geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiş. O sırada askerde olan rol arkadaşı Gong Yoo izin alarak cenazeye katılabilmiştir.

2 Ocak 2014 Perşembe

Kore Dizi Ost'larından Şarkı Sözleri ve Türkçe Transkripsyon

1/02/2014 08:06:00 ÖS 0 Comments

Blogda yer alan tüm şarkı sözleri hangıl transkripsiyon ve Türkçe çeviriler blog sahibine ve Emi'ye aittir. Lütfen kullanmak için Blog'tan alıntı yapın. Emek ve zaman harcanıyor çünkü.

1-9
49 Days Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri

A. 

All In Ost Şarkı Sözleri ve Türkçe Çevirileri 

B.

Born Again  Şarkı Sözleri ve Türkçe Çevirileri

C.

Can You Hear My Heart Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri



Doctor Stranger Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri


E.

F.
Faith - The Great Doctor Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri  

Flowers Of Evil Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri


G.
H.
I.

J.

K.

K2
Kkotboda Namja (Boys Over Flowers) Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri 

L.
Love, Lies (Movie)

M.
Misty


N.

O.

P.

Personal Taste Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri
Pinocchio Ost Şarkı Sözleri ve Çevirileri


Q.

R.


S.



U.

V.



Y.


Z.

Çöp Diziler (2007-2015)

1/02/2014 12:31:00 ÖÖ 0 Comments
Çöp Diziler Part 1 (Yıl Sıralamasıyla)
 
Kore dizi arşivim kabardıkça kabarmış ve harddisk dolup taşmış. Yetişkinseniz zaman artık daha kıymetli. Ben de ikinci kez dönüp bakılmaya değmeyecek serilerden kurtulayım da iyilere de yer açılsın dedim. Sadece izlemiş olmak için izlenmeye değmezse yayın dönemi ara kalite işlerden biri gibi görünen her yapımı çöpe yollayabiliyorum artık. İndirmişsem izleyim devri geçti. Görünüşe göre ne konu ne de oyunculuklar gözüme ya da gönlüme hitap etmeyince aşağıdaki listeyi ilk kısım olarak oluşturdum. Hatta şunu söyleyebilirim ki bunun iki ya da üç katı üşendiğim ya da tamamen zaman kaybı bulduğum için yazıya dökmediklerim var. Sonuçta Prime Time dizilerin bölümleri 16- bazen beğenilirse (+2), 20 (+4) ya da en fazla 50 bölümlük. Eh ülkede ortam bu kadar üretim yapmayı gerektiriyorken her yapımın  mükemmel olması beklenmez. Her yıl görüldüğü üzere aradan bir kaçı sıyrılıyor zaten. (Orada da kimi başrol seçtiğiniz en büyük etken kanımca. Gong Yoo, Hyun Bin, Son Ye Jin'le çalışıyorsanız işiniz garanti oluyor mesela genelde. Sanırım bazı oyuncularda şeytan tüyü var:) Yeni kore dizisi takipçisiyseniz ve yüzlerce dizi izlememişseniz belki bunlar da hoşunuza gidebilir. Bazıları için yapılan "çok iyi" yorumları aynı hissi bana yaşatmamışsa zaten birşey ifade etmiyor. Benim gibiler için artık bu durum pirincin taşını ayıklamak değil de pirinçteki yemeye değer en lezzetli iri taneleri seçmeye döndü. (Mazur görün. Biraz açım :)
 
Buradakiler benim seçtiklerim. Herkes elbette aynı fikirde olmayabilir. Zevkler ve renkler farklıdır. Bu yüzden öyleymiş böyleymiş niye beğenmemişim gibi yorumlar yapmayın lütfen.
 

Hatırlatma: Diziler için yapılan yorumlar orada yer alan karakterleri canlandıran oyuncuya değil oynadığı role dönüktür. Gerçek hayatta nasıl insanlar olduklarını bilsem bile (ki bildiğimi söyleyemem) kimseyi görünüşü ya da kişiliği nedeniyle yargılama hakkına sahip değilim. Kaldı ki bir çoğunu da tanımıyorum ya da sosyal medya kanallarını da takip etmiyorum. Naçizane bir dizi-severim o kadar.

 


Scholar Who Walks The Night (2015)
 
Başrolde sevdiğim oyncu Lee Joon Gi ve Lee Soo Hyuk ile bir fantastik vampir hikayesi olan yapım benim açımdan Lee Soo Hyuk'u daha dikkat çekici bulduğum genel olaraksa sönük kabul ettiğim bir dizi (Olumlu bulabileceğim tek yanı Ost albümündeki bir iki şarkıyla sınırlı). Uzun zaman önce izledim ve arşivden de sildim. Şu an zaten hiç birşey da hatırlamıyorum. İnternneten aldığım konu bilgisi şöyle: Bir komplo sonucunda vatana ihanet ile suçlanan üst sınıf bir ailenin genç kızı (Lee Yoo-Bi) erkek gibi giyinerek kitap satmaya gider. O gece yürüyüş yapan yakışıklı bir alimle (Lee Joon-Ki) karşılaşır. Ancak alim aslında bir vampirdir.


Noble, My Love (2015): 

Yayın Kanalı: Naver TV Cast

Arşive ne zaman koyduğumu anımsamadığım bir dizi. Aslında 20 bölüm olsa da  dizi denmeli mi emin değilim. Çünkü her bölüm sadece 15 dakika. Dolayısıyla neden böyle bir tarz benimsenmiş bilemiyorum. Aynı adlı manga / manhwa uyarlaması. Konu klasik. Zengin, sinir bozucu derecede gıcık, dediğim dedik, herşeyin parasal karşılığı olabileceğini zanneden Ceo'muz birkaç adamın kaçırma girişimi sonrası yaralanır ve veterine kızımızn kliniğine kendini atar. Baygın halde iken onun tarafından tedavi edilir. Sonrasında iyliğin karşılığını ödemek ister. Mütevazi kızımızın gözü yükseklerde falan değildir. Ama adam işi mecburiyete bağlar. Yeni bir dükkan öneririr. Kabul edilmeyince kiracısı olduğu binayı yıkacağını söyleyerek satın alır ve seçenek bırakmaz vs. Sebepler ve sonucunda oluşan hikaye öyle içimi falan ısıtmadı. Adamın yaptığı zorbalığın sevimli bulunacak tarafı da yoktu. Zaten başrol erkek beğendiğim oyunculardan değil. Dizi için hazırlanan afişler kendisinden çok daha sevimli. Kısa süreli olmasaydı ve 16 bölüme vs yayılsaydı zaten emin olun zahmet edip izlemezdim.


Blood (2015)
 
Bu dizi fragmanlarıyla bende büyük beklentilere yol açan, yalnızca bir bölüm izleyince tüm gizem ve havasının şişirilen balonun sönmesi gibi bir etki bırakan bir diğeri hayal kırıklığı yapımdır. Dizinin iyi reytingler alması ise anlam veremediğim bir diğer ilginç durum. Oyuncu Ahn Jae-Hyeon, enfekte yolla vampir olan ailesinin öldürülmesinin ardından bir yandan sırrını paylaşan ve normalleşme üzerine çalışmalar yapan genç bir genetikçi ile yaşamakta bir yandan da bir yandan da genç yaşına rağmen edindiği şöhretle Kore'de prestijli bir hastaneye birim şef olarak atanan karizmatik (olmaya çalışılmış ama nafile) doktor Park Ji-Sang rolünde. Yapımın kendisine en büyük getirisi herhalde aralarındaki yaş farkına rağmen hayatının aşkı olup evlendiği Ku Hye-Sun olsa gerek. (Gerçi daha sonra hayli travmatik şekilde boşandılar.) Ancak ben bu dizi için O'nun seçilmesinin faciayı yaratan ana sebep olduğu kanısındayım. Dizide konuşma tarzından tutun da sergilediği oyunculuğu kadar pek izlenir bulamadım. Aslında Boys Over Flowers (Kkotboda Namja) dışında yapımına denk gelmemiştim. Çünkü oyuncu çok aradığım yüzlerden değildi. Zaten her işe el atan bir hatun. Yazar, yönetmen, oyuncu vs. Böyle her dala konma olayını sevmiyorum. Hangi işte profesyonelsen önceliğin o olmalı ki bana göre o oyunculuğu olmayabilir. Bununla birlikte son dönemde bir sağlık sorunu olduğunu izlemiştim ve kendisi için üzüldüm. Umarım her şey yolunda gider ve düzelir. Baş kötü karakterimize diyecek sözüm yok. Çünkü kendisi işinin ehli deneyimli bir aktör olan (Sarayın Mücevheri dizisindeki yüzbaşı Min'i unutmam mümkün mü:)) Ji Jin-Hee. O'nu en son Misty' de izleyip resmen bayılmıştım.
 
 
 
The King's Face (2014)

 
2014 yapımı bir diğer vasat KBS draması yapım için söyleyebileceğim yegane şey harcanan paraya yazık edilmiş olduğudur. Karakter seçimi ve oyunculuklara ısınamadığım gibi hikayeyi de sevemedim. Hatta yüzün dış yapısından kaderi belirleme şeklindeki bir diğer batıl uygulamaya tanıklık ederken fantastik kalıbına bile koyup o gözle izleyebilmem mümkün olmadı. Sonuçta hikaye sarmadı işte bir türlü. Elbette her diziyi beğenmek zorunda değiliz. 15 yıldır izleyici olduğum düşünülürse artık seçici olmak da şaşırtıcı değil. Bazen karakterler ve roller bir giysi gibi dar gelir ya da bir kaç beden büyük kaçabilir.  Sanırsam biraz öyle bir durum benim için. Kimi zaman kapak resimlerine ya da fragmanlara kanıp işe yaramayan diziler indirdiğim oluyor. İyi ki orada denk geldim de boşuna uğraşmış olmadım. KBS World'un akşam 18;30 dizi kuşağı işime yarıyor bu anlamda.
 

You Are My Destiny (Fated to Love You) (2014)

 
Bu diziyi keşfettiğimde özellikle Jang Hyuk'u o rüküş saç modeli ve garip ve iç bayıcı kişiliği nedeniyle sıkça boğmak istemiş nedense School 2013'te de izlediğim ve genelde ezik kişiliklere hayat veren rollerine denk geldiğim Jang Na Ra'ya ise fazlasıyla üzülmüştüm. Serinin bizde uyarlanıp No: 309 dizisi adıyla yapıldığı yorumlarına ise şaşırdım. Çünkü No:309'u izlediğimde bana bu diziyi hiç anımsatmamıştı. Gelelim konusuna: Güzel ve ünlü balerin sevgilisiyle evlenmeye hazırlanan zengin ve soylu bir ailenin varisi Le Gun,  büyük annesinin kendisini baş göz etme planı doğrultusunda kurduğu tuzağa düşer ve başına ummadık bir iş gelir. Kendi halinde çalışan, sessiz sedasız Kim Min Young ise tatil için sonunda uygun bir fırsat yakaladığı için mutlu mesut kendini otele atar.Tamamen kazara bir şekilde esasında Le Gun'a hazırlanmış ve içine yan etkileri artırılmış  içeceği içince sarhoş olur ve geceyi birlikte geçirirler.

 
 
Uyandıklarında artık her şey olup bitivermiştir! Le Gun, sanki her şey tek tarafın istemesiyle gerçekleşmiş gibi sinir küpüne döner ve kıza hayli kaba davranır. En sonunda hiç birşey olmamış gibi yollarını ayırmayı deneseler de  Kim Min Young'un hamile kalışı ikisi için durumu içinden çıkılmaz bir hale sokar. Elbette tam da umduğu sonucu elde eden büyük annenin de arzusuyla kendilerini nikah masasına götüren sürecin içinde bulurlar. Başlangıçta Le Gun içine düştüğü durumun kız tarafında  hazırlanan bir tuzak olduğunu düşünse ve tüm olanlara sinir olup acısını Kim Mi Young'dan çıkarmak için elinden geleni yapsa da zaman geçtikçe bu sessiz ve naif kadının hiç de düşündüğü gibi biri olmadığını ve O'na haksızlık ettiğini fark eder.
 

Gunman in Joseon (2014)
 

Bu dizi her bölümünü düzenli biçimde takip edemesem de özellikle muzikleriyle dikkatimi çeken ve KBS World'de izlediğim yapımlardan birisiydi. Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo'la kendisine aşina olduğum Lee Joon Gi aslında bütün dizilerini bulup da izleyeyim dediğim ya da yana yakıla  takip ettiğim oyunculardan biri değil. Ama 19.yy'a ait "batılı centilmen" giysiler içinde izlemek de oldukça keyifliydi. Bununla birlikte ne genel öyküsü ne de romantizm olmazsa dizi tutmaz cinsinden araya sıkıştırılmış hissi uyandıran aşk hikayesi etkileyici gelmedi. Belki izlerken havamda değildim bilemiyorum. Konu kısaca bir intikam hikayesi sunan öykümüz yıllar sonra gizemli bir silahşör olarak ülkesine dönen ve ailesini  yok eden düşmanına karşı çetin bir mücadeleye girişen Park Yoon-Kang çevresinde şekilleniyor.

 
 
When A Man Loves (2013)

 
Hikaye annesinin kendisini de geride bırakıp kardeşini de alarak tefecilere ödenmek üzere biriktirilen para ile kaçması sonrası babasını kaybeden ve alacaklıların hedefi olan Han Tae Sang (Song Seung Heon)'ın bu karanlık dünyanın parçası haline gelmesi ile başlıyor. Patronun insafa gelmesi ya da ödeme karşılı sayması yüzünden olsa gerek yanına aldığı çocuk sert bir dünyaya adım atar. Yıllar sonra alacaklılardan yapılacak geri ödemeleri toplayan grubun lideri ve işin ikinci adamı haline gelir. Patronu da içten içe rahatsız eden bu duruma, genç sevgilisi Baek Sung Jo'nun da Han Tae Sang'a abayı yakması eklenince kısa süre sonra işleri içinden çıkılmaz bir hale getirir. Bir kitapçıdan alacak tahsili için kapıya dayadıkları gün dükkan sahibinin kızı Seo Mi Do (Shin Se Kyung) da olaya şahit olur. Adamlar tarafından tartaklanırlar. Mekana daha sonra gelen ve fakir gururunu kendisi de çok iyi bilen Han Tae Sang bir süre kızın direnişini uzaktan izler. Sonrasında durumun daha da çirkinleşmesine izin vermez. Parasını ödeyeceğini söyleyen kıza zaman tanır. Ancak kız ofisine geldiğinde o kadar kısa sürede bulması zaten mümkün olmayan borcun karşılığında kendisini önerir. Han Tae Sang ufak bir şaşkınlık yaşasa da sonrasında teklifi kabul eder. Otelde yeniden bir araya geldiklerinde aslında böyle bir niyeti olmadığını belli etmekte gecikmez. Faizi sildiğini ve ana para için bekleyeceğini söyleyip gider. Birkaç gün sonra ise borcun tamamını sildiği gibi sağ kolu Lee hang Hee aracılığıyla kıza burs niteliğinde olacak bir banka cüzdanı gönderir. Ancak verdiği keyfi kararlar büyük patronun iyiden iyiye rahatsız etmektedir. Doğum günü kutlaması sırasında alkolun de etkisi ile ailesini hedef alan yakışıksız sözler sarf eder ve gece kavga ve cinayetle sonuçlanır. Olaylar yedi yıl sonrasına bağlanarak devam eder.

Dizi müziklerinin şarkı sözleri için Tıklayın 
 
The Moon Embracing The Sun (2012)
 



Tarihi dizi "The Moon Embracing The Sun" takipçilerinin muhtemelen bildiği üzere Kanal 7'nin yaz sezonu Kore dizileri arasında Sonsuza Dek adı ile Moon üçlemesinin ikinci dizisi olarak ekrana da geldi. Beğenildi mi bilemiyorum tabii o da ayrı. Konusu kısaca Kral King Lee Hwon ve kadın Şaman Wol arasındaki aşkı anlatır. Yanılmıyorsam Kore'de özellikle monarşi dönemlerinde Şilla dönemi ikiz doğumun lanet sayılması vs. batıl fikirler, büyü ve kehanet olayı idareciler ve halk üzerinde hayli etkiliydi. Wol gerçekte veliaht prenses olarak doğmuş ancak idamla karşı karşıya kalınca kimliğini gizleyip bu yaşam biçimini seçmiştir. Konu hoş görünse de ne yazık ki bazen neden bilemiyorum özellikle başta Kim Soo-Hyun olmak üzere oyunculuklardan mı yoksa dizinin işlenişinden midir bilinmez ortaya facia bir iş çıkmış. Zaten birbirine yakın biçimde yayınlanan üç Moon'lu diziden çöplüğü hak edeni de bana göre budur. Aslında özellikle kadın karakterlerin gençlik hallerini hayat veren oyuncuları sevdim. Ama bir türlü hikayeye ısınamadım gitti.  
 

My Girlfriend is Gumiho
 (2011) 

Bu dizinin bana "ah şöyle güzel, bak konu muhteşem, başrol çok yakışıklı" cümleleri eşliğinde tavsiye edildiği zamanı anımsıyorum. Sektörün iki ismi Lee Seung Ki ve Shin Min A'yı ilk kez izlerken hevesle başlayıp koca bir hayal kırıklığıyla devam etmiş sonrasında madem başladım bari sonuna kadar götüreyim zorakiliği eşliğinde tamamlamıştım. Shin Min A bu yapımdan beri kesinlikle hiç favori oyuncularım listesinde yer almadı. Hatta diğer dizilerini de sırf bunun yüzünden sevememiş olabilirim. Konusu şöyle:

Cha Dae-Woong (Lee Seung-Ki) üniversitede okumaya gönüllü olmayan şımarık bir gençtir. Asıl hayali aktör olmaktır. Zengin büyükbabası Cha Poong (Byeon Hie-Bong) ise derslerine önem vermesini ve kariyer hedefini değiştirip işin başına geçmesini istemektedir. Mecbur kalması için Cha Dae-Woong'un okul taksidiyle pahalı motorsikletin çalıntı olduğu iddasıyla polise ihbar edip başını derde sokmasına neden olur. Polis merkezinden aldığı sırada Dae-Woong kaçar ve bir dagıtım kamyonuna gizlice biner. Kamyon bilmediği bir yerde durur. Genç adam budist bir keşiş tarafından bir tapınağa götürülür. Nerde olduğu hakkında fikri yoktur. Cep telefonuyla sinyali yakalamaya çalışır. Birden telefonunda bir kadın sesi duyar. Dae-Woong'dan tapığa girip 9 kuyruklu bir tilki çizmesini istemektedir. Ne yaptığı hakkında en ufak bir fikri olmayan Dae-Woong istediğini yerine getirince efsanavi yaratık Gumiho’yu serbest bırakmış olur. Dae-Woong O'nun kendisine zarar vereceğinden korkar ama biftek düşkünü Gumiho Mi Ho sadece sevilmek istemektedir. (Yazının kaynağı alıntıdır. Düzenlenmiştir.)

 
 
Star's Lover (2009)
 
Sevdiğim iki yıldız oyuncuyu Choi Ji-Woo ve Yoo Ji-Tae'yi bir araya gtiren Star's Lover'da hikaye şöyle başlıyor; Üniversitede yarı zamanlı öğretim görevlisi Kim Chul Soo, bir gazeteye verdiği yazı sonrası ülkenin en ünlü yıldızı kabul edilen Ma Ri adına hayalet yazarlık yapması için teklif alır. İkilinin yolları Japonya'da ikinci kez kesiştiğinde fark eder ki Ma Ri'nin seyahat denemesi kitabı “Asuka’da Aşıklar”ı hakkında en ufak bir fikri yoktur. Kültürel yönü de oldukça zayıftır. Ünlü yıldızın dışarıdan lanse edilenin aksine hassas, duyarlı ve yaşadıklarıyla zaman zaman derinden yaralı ruhunu keşfeder. Kim Choul Soo için aşk kaçınılmazken her geçen gün biribirleri hakkında daha çok şey öğrenir ve yakınlaşırlar. İkili spot ışıklarından ve diğer her türlü medyatik ortamdan uzakta durmaya çalışarak ilişkilerini sürdürmeye çalışırken yıpranma süreci de kaçınılmazdır. Özellikle genç kadının geçmişinden gelen üç kişi, yönetici Jung Woo Jin; geçmişte aniden kaybolan ilk aşkı Kang Woo Jin ve hayatındaki her şeyi kontrol etmeye çalışan manipülatif ajans Ceo'su Seo Tae Suk birbirlerine  tutunmaya çalıştıkları o süreçte türlü yaşadıkları zorlukların da yegane kaynağı olacaktır.  Dizi sağlam oyuncularına karşın boş ve sıkıcıydı. Özellikle yan iki karakterden yana "varlıkları zoraki konmuş" hissinden bir türlü sıyrılamadım.
 

Worlds Within / The World That They Live In (2008)

Başrölünde Song Hye Kyo ile Hyun-Bin'i biraraya getiren ve dönemin yüksek izlenme oranları elde etmiş yapımı Worlds Within. Sonrasında ikilinin uzun süren bir birliktelikleri de olmuş. Medyatik bir ilişki sürecinde çok da yakıştırılmışlar birbirlerine. Ama sonrasında Hyun Bin'in Secret Garden dizisi döneminde ayrılmışlar. Kimi internet paylaşımlarında Song Hye Kyo hakkında rol aldığı hemen her dizideki partneriyle çıktığı için ayran gönüllü yakıştırması yapanlara denk gelmiştim. Açıkçası insanların özel hayatlarında kiminleymiş, ne yapıyormuş kısmında değilim. Böyle yorumlar ister istemez bakış açımı etkiliyor. O yüzden uzak durmaya çalışıyorum.


Üniversite yıllarında sevgiliyken çeşitli nedenlerle ayrılıp kendi yollatına gitmeyi seçen Joo Joon Young ve Jung Ji Oh dizi sektöründe tanınan birer yönetmen olmuştur. Görüştükleri birileri vardır ancak eninde sonunda bibirlerine doğru çekilmeleri kaçınılmazdır.
 

Editör Yorumu

Bu diziyi 2010 öncesi izlemiş olsam herhalde arşivimde durmasını isteyebileceğim yapımlardan biri olabilirdi belki. Ancak zamanın eskittiği şeyler dizilerde de kendini belli ediyor. Devrin modası, giyimi, saç tarzı, aşk hikayeleri vs daha dramatik ve yorucuymuş. Bir iki yıl önce tamamını izlediğimde bana öyle fark yaratan, aklımda yer eden bir hikaye sunmadığı için olsa gerek blogda hakkında başlık açmaya ve birşeyler yazmaya değer görmemişim. Tabii yapımın bir hayran kitlesi olduğuda bir gerçek.

 
Tree Of Heaven (2006)

SBS-Fuji Tv işbirliğiyle ekrana gelen ve başrölünde Lee Wan, Park Shin-Hye'yi izlediğimiz 10 bölümlük bu yapım o dönemin melankonik, karamsar senaryolarından bir demet sunmuş yine. Siyasi arenada Japonya ve Kore arasındaki arasındaki bitmeyen husumete karşın söz konusu diziler olunca o dönem birçok Kore dizisi Japonya'da büyük ilgi görüyor hatta yapılan Ost'ların birçoğunda şarkıların Japonca versiyonları da bulunuyordu. Aynı şekilde yavaş yavaş kendini gösteren Kpop furyası da komşuda yeni bir dalga yaratıyordu. 

Hana babasını küçük yaşta kaybetmiş annesi Japonya'ya döndüğünde ise yeni Koreli kocası ve üvey oğlu Yun Suh ile gelmiştir. Hana yeni ailesiyle iletişim kurabilmek için çat-pat korece öğrenmiş ve heyecanla gelişlerini beklemiştir. Yun Suh asosyal ve donuk kişiliğiyle kalbini kolayca diğer insanlara açabilen biri değildir. 10. doğum gününde annesi kaybetmiş, o ölümün ardından zihinsel sorunlar yaşamış ve otizmli bir birey haline gelmiştir. Ebeveynleri balayına giderken işlettikleri hanı vefat eden kocasının kızkardeşibe bırakmış, çocukları da onlara emanet etmiştir. Ancak halası ve kızı Maya, kumar borçlarını ve kolej ücretini ödemek için hanı satma derdindedirler ve Hana'ya türlü sıkıntılar yaşatırlar. Hana her ne kadar yeni üvey kardeşini sevse de delikanlı onunla hiçbir şey yapmak istemez. Ancak sonunda bibirlerine aşık olurlar

Editör Yorumu:

 

Bu diziyi Winter Sonata zamanlarında izlemiş olsaydım belki bugün farklı şeyler yazıyor olurdum. Şimdiyse sadece ruhumu darladı ve atlaya zıplaya üç bölüm anca izlemeye dayanabildim. Arşivde bu kadar eski bir dizi olduğunun farkında değildim aslında. Bir arkadaştan almış ve adını da klasöre eklemişim. Kimler oynuyormuş diye göz atınca izlemeyi sürdürdüm ama saklamaya değer gözükmedi. Günümüzün aranan yüzü Park Shin Hye bu yapımda sadece 16 yaşındaymış:)  


Tree Of Heaven gibi eski dizikerin müzik albümündeki şarkılar cidden dinlenilesi oluyor. 


Princess Hours / Goong Düşlerimin Prensi (2006)
 
 
Kore yapımlarının yeni yeni hayatımıza girdiğ dönemler TRT1'im ekrana taşıdığı Düşlerimin Prensi 24 bölümlük MBC dizisidir. başrolleri Yoon Eun Hye, Ju Ji Hoon, Kim Jeong Hoon, Song Ji-Hyo ve Lee Yoon-Ji paylaşıyorlar.






Hikaye monarşinin halen devam ettiği 2000'li yılların Kore'side geçiyor. Ansızın ölen Kral ve Veliaht prensin kaybı sonrası kraliyet soyunu devamını tehdit altında gören ana kraliçe torunu Lee Shin'i evlendirme karar verir. Anlaşılan eşinin bu konuda çok önceden verilmiş bir kararı vardır. Arkadaşının torununu bu evlilik için vasiyet etmiştir. Böylece sanat lisesinde okuyan Shin Chae-Kyungansızın kendini ülkenin gelecekteki veliaht prensesi olacağı haberiyle yüzleşiyor. Zaten aynı okulda prensele karşılaşan kız için bu haber çoçuğa deliren akranlarının aksine kendisini mutlu etmez. Tahtın iknci sıradaki varisi prens Lee Yul saray kurallarını öğrenmek gibi zorlu yeni hayatına uyum srecinde yakınında yer alır. Tabii kaçınılmaz şekilde ona yanıktır.  Balerin Min Hyo-Rin  ise ortamdaki rekabeti kızıştıracak diğer kızdır.


Prince Hours (Goong S) / Zoraki Prens (2007)
 

20 Bölümden oluşan MBC dizisi her ne kadar ismen yukardaki yapımla benziyor gibi gözükse de birbiriyle bağlantılı değillerdir. Diğerinden bir yıl sonra ekranlara gelmiş, 2009'da TRT 1'de yayınlanmıştır. Başrollerde Se7en, Park Shin Hye, Huh E Jae, Kang Doo yer almaktadır.
 
Hikaye monarşinin halen devam ettiği 2000'li yılların Kore'side geçiyor.  Tahtın şu an ki kraliçesi Hwa-In 30 yaşındadır ve evlenmemiştir. Kraliyetin ikiz prenslerinden birinin saray çalışanı bir kadından oğlu olduğu öğrenilir. Çin lokantasında yemek teslimaçısı olarak çalışan Lee Hoo'nun hayatı böylece ansızın değişiverir. Önce Amcası Hyo-Sung'la tanışır. Ardından Kraliçe ve Ana Kraliçe ile. Tabii hikayede lmazsa olmaz taht avcısı kötüler de var her zaman ki gibi.